Konunun illetini araştıran ilim ehli, altın ve gümüşün illetinin aynı olduğu ve diğer dört ayni sınıfın ise (kendi arasında) bir olduğu hususunda ittifak etmişlerdir. Sonra ise her birisinin illeti hakkında farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. İmam Ahmed’den bu noktada üç görüş gelmiştir:
Birincisi ve en meşhur olan görüş: Altın ve gümüşteki faiz illeti, cinsinin mevzun (tartılan) şekilde olmasıdır. Diğer dört sınıfın illeti ise cinsinin mekil (ölçülen) şekilde olmasıdır. Bu, Sevri, İshak ve Rey ashabının görüşüdür. Buna göre riba, cinsi ile her tartılan ve ölçülen şeylerde söz konusu olur, ister yenilen olsun yahut olmasın, fark etmez. Öyleyse tartılmayan ve ölçülmeyen yiyeceklerde faiz söz konusu olmaz. Çünkü bu minvalde İbn Ömer’in yaptığı rivayete göre, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Bir altını iki altına karşılık, bir gümüşü, iki gümüşe karşılık ve bir sa’ı da iki sa’a karşılık satmayınız; çünkü sizin adınıza ‘rama’dan yani ‘riba’dan korkuyorum.” Bunun üzerine adamın biri ayağa kalkıp: “Ey Allah’ın Resulü! Adamın birisi bir ata karşılık birçok atı ve deve yavrusuna karşılık yaşlı bir deveyi satsa buna ne dersiniz?” diye sordu. Allah’ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem): “Elden ele (yani peşin) olursa bir sakıncası yoktur.” buyurdu.
Ubade ve Enes b. Malik’ten rivayet edildiğine göre, Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdular: “Tartılan şey, aynı türden olursa misli misline, kile ile ölçülen şey de aynı şekilde (alınır, satılır.) Şayet türleri farklı olursa bunda ise bir sakınca yoktur.” Çünkü alışverişin konusu, karşılıklı eşitliğin sağlanmasıdır ve bunun tesiri de ölçülmesi, tartılması ve cinsidir; bu şekilde tartılması ve ölçülmesi illet olmuştur.
İkinci görüş: İllet, bunların (altın ve gümüşün) nakit yahut semen/değer olması, bunların dışındakilerin ise yenilebilecek cinsten olmalarıdır. Bu durumda, yenilebilecek türe has olurlar ve bu kapsamdan da diğer (yenilmeyecek olan sınıflar) kapsam dışına çıkmış olur. Buna benzer bir görüşü İmam Şafii söylemiştir. Nitekim o şöyle der: İllet, yenilebilecek olduğudur, cins ise şarttır. Altın ve gümüşte illet, genelde özü itibariyle semen ve nakit olduğu (yani yenilecek türde olmadığıdır.) Çünkü bu noktada Mamer b. Abdullah’ın yaptığı rivayete göre Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Yiyecek karşılığında yiyecek şeyler misli misline olmak üzere alınır, verilir.”
Şüphesiz bu uygun bir nitelemedir; çünkü canlıların hayatta kalmaları yemek ile mümkündür. Diğer yandan semen oluş da (faizin illeti olarak kabul edilmeye) uygun düşmektedir; çünkü bu da mallara ne derece ihtiyaç duyulduğunu gösterir. İşte bu şekilde ikisi arasındaki illet ayrımı da ortaya çıkmış olur. Zira eğer semen (ve kağıt paralar), tartılan türden olsaydı, o takdirde bunların tartılan türden teslim edilmesi de caiz olmazdı. Çünkü fazlalık faizinin illet vasfından birisi, vade faizinin haramlığı noktasında yeterli gelmektedir.
Üçüncü görüş: Altın ve gümüşün dışındaki şeylerde illet, kile ile ölçülen yahut ağırlık ile tartılan şey olması halinde yiyecek olmaktır. Buna göre elma ve hıyar gibi ölçülmeyen ve tartılmayan yiyeceklerde faiz cereyan etmez. Aynı şekilde kurşun ve demir gibi yenilmeyen eşyalarda da faiz cereyan etmez. Bu, Said b. Müseyyeb tarafından rivayet edilmiştir. Bu görüş, aynı şekilde İmam Şafii’nin eski görüşünü de oluşturur. Çünkü bu sınıflardan her biri hakkında bir açıklaması vardır ve aynı şekilde hepsi nassa göre hükmü verilmiştir; dolayısıyla bunun görmezlikten gelinmesi caiz olmaz.
Bu babda gelen hadis-i şeriflerin cem edilmesi ve diğerleriyle kayıtlanarak ele alınması gerekmektedir. Şüphesiz Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), misli misline göre olmadığı sürece yemeği, yemek karşılığında satmayı yasaklamıştır. Bu hususta kayıtlanacak ölçü, şer’i ölçüdür ve bu, (İslam’ın öngördüğü) tartılar ile ölçülerdir. Allah’ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem)’in bir sa’ı, iki sa’a karşılık olarak satmaktan men etmesi ise yiyecek konusundaki fazlalığın (faizin) yasaklık yönüyle kayıtlanmıştır.
İmam Malik ise (yasak olma) illetinin, azık olması yahut da aynı cinsten azık olarak stoklanabilecek eşyalar olması görüşünü ileri sürmüştür. el-Muvaffak der ki: İmam Malik’in bu görüşü, odun ve katık ile nakzedilir; çünkü bunlar birer stok malzemesidir ve kendilerinde faiz söz konusu olmaz.
Sonuç olarak: Kendisinde ölçü ve tartılan özelliklerin bir arada bulunduğu eşyalarla aynı cinsten olan yiyecek maddelerinde bir görüşe göre faiz söz konusu olur. Mesela: pirinç ve et gibi. Bu, ilim adamlarının çoğunluğunun görüşüdür.
İbn Munzir şöyle demiştir: Bu, Katade dışında eski ve günümüz belde ilim adamlarının kavlini oluşturur. Bana ulaştığına göre insanlardan bir topluluk kural dışı olarak bunu (bu görüşün tersini) ortaya koymuşlardır. Netice olarak (hadiste yer alan) altı sınıftaki fazlalıkların haramlığı ortaya çıkmış olmaktadır.
Kendisinde ölçü, tartı ve yiyecek maddelerinin söz konusu olmayıp, cinsleri de farklı olan eşyalarda ise bir görüşe göre faiz cereyan etmez. İlim adamlarının çoğunluğunun görüşü bu yöndedir. Saman ve tohum gibi. Kendisinde yiyecek maddesinin tek ya da ölçü ve tartı olarak da aynı cinsten bulunan eşyalarda ise iki görüş gelmiştir ve ilim adamları bu konu hakkında ihtilaf etmişlerdir. İnşallah evla olan, bunun helal olduğudur. Çünkü haram olduğuna dair kuvvetli bir delil olmadığı gibi, bunu almayı gerektirecek güçlü bir anlam da çıkmaz. Zira bu zayıflığı yanında kimisi kimisine çelişki dahi oluşturmaktadır. O zaman bu zaafiyeti atmak ya da aralarını cem etmek ve kitap, sünnet ve muteberliğin gerektirip ortaya koyduğu “aslının helal oluşuna” dönmek icap eder. Azık, katık, meyve yahut ilaç olarak yenilip tedavül edilen yiyecekler arasında bir ayrım yoktur; çünkü hepsi faiz konusunda aynıdır.