"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Enfal 16

Kim savaş günü, sadece bir manevra yapmak yahut bir birliğe katılmak dışında, onlara arkasını dönerse, Allah’tan bir gazaba uğramış olur. Onun varacağı yer cehennemdir. Ne kötü bir dönüş yeridir!

Diyanet Vakfı
Tekrar savaşmak için bir tarafa çekilme veya diğer bölüğe ulaşıp mevzi tutma durumu dışında, kim öyle bir günde onlara arka çevirirse muhakkak ki o, Allahın gazabını hak etmiş olarak döner. Onun yeri de cehennemdir. Orası, varılacak ne kötü yerdir!

Kurtubi Tefsiri
Savaşmak için yahut yer tutmak veya başka bir bölüğe katılmak gayesiyle olmaksızın, o gün kim onlara arkasını dönüp kaçarsa, muhakkak o, Allah’ın gazabına uğramış olur. Onun yeri de cehennemdir. O, ne kötü bir dönüş yeridir.

Bu âyete dair açıklamalarımızı yedi başlık halinde sunacağız:

1. Savaştan Kaçmak:

-Mealde; “karşılaşma” anlamı verilen kelimesi, azar azar yaklaşmak demektir. Asıl anlamı, kalçalar üzerinde sürünmek demektir. Daha sonra Savaş esnasında bir başkasına doğru yürüyen herkese bu ad verilmeye başlanmıştır.

“Karşılıklı olarak birbirine yaklaşmak, yakınlaşmak” anlamına gelir. Mesela; “Düşman yaklaştı ve topluluklar yaklaştı” denilirken, biri diğerinin üzerine yürüdü denmek istenir Şiirde “zihaf da buradan gelmektedir. Zihaf ise, İki harf arasında bir harfin düşürülüp, o iki harfin birinin diğerine ulanması (yürütülmesi) anlamınadır.

Yüce Allah şöyle buyurmaktadır Birbirinize yaklaşıp birbirinizi görecek olursanız, artık onlardan kaçarak onlara arkalarınızı dönemezsiniz. Yüce Allah mü’minlere cihadı ve kâfirlerle Savaşı farz kıldığında bunu haram kıldı.

İbn Atiyye der ki: “Arkalar” kelimesi, -arka anlamına gelen-“dubur” kelimesinin çoğuludur. Bu âyet-i kerimede “dubur” kelimesinin kullanılması ileri derecede bir fesahati ortaya koymaktadır. Çünkü, burada kaçan için çok çirkin ve onun için yerilmeyi gerektiren bir ifade vardır.

2. Kâfirlerin Önünden Mü’minlerin Kaçmamalarının Şartları:

Aziz ve Celil olan Allah, bu âyet-i kerimede mü’minlere kâfirlerin önünden arkalarını dönüp kaçmamalarını emretmektedir. Bu emir ise, mü’minlerin karşısındaki düşman sayısının iki kat olmaması şeklinde nass ile bağlanan şart ile kayıtlıdır. Dolayısıyla mü’minlerden bir kesim, mü’minlerin iki katı bulunan bir müşrik topluluğu ile karşılaşacak olursa, farz olan onların önünden kaçmamaktır. İkiye karşı bir halinde kaçan kişi Savaş kaçkınıdır. Ancak, bire karşı üç halinde kaçan kişi Savaş kaçkını değildir ve tehdit, ona yönelik olmaz.

Savaştan kaçmak, Kur’ân-ı Kerîm’in zahiri gereğince ve İmâmların çoğunluğunun ittifakı ile helâk edici büyük bir günahtır. Onlardan bazıları da -birileri de “el-Vâdiha” da görüşünü ortaya koyan İbnü’l-Macişûn’dur- şöyle demektedir: Bu hususta düşman sayısının kaç kat fazla olduğu, güç ve hazırlık, gözönünde bulundurulur. Onların görüşlerine göre eğer müşriklerin sahip oldukları Savaş gücü ve kahramanlık, kendilerinin iki kat fazlası ise, yüz süvarinin yüz süvariden kaçması câiz olur. Cumhûrun görüşüne göre ise, yüz kişinin ancak ikiyüz kişiden fazla düşman ile karşılaşması halinde kaçmaları helaldir. Müslüman ne zamanki bire karşı ikiden fazla düşmanla karşılaşacak olsa, geri dönüp kaçması câiz olur. Bununla birlikte sabretmek daha güzeldir. Nitekim Mûte ordusu üçbin kişi oldukları halde, ikiyüzbin kişiye karşı sebat göstermişlerdi. Ve bu ikiyüzbin kişinin de yüzbini Bizanslı, diğer yüzbini ise Lalım ve Cüzam kabilelerinden Müsta’reb Araplardan oluşuyordu.

Derim ki: Endülüs fethi tarihinde de gerçekleştiği gibi Mûsa b. Nusayr’ın azadlısı Târık, binyediyüz kişi İle Endülüs’e çıktı. Bu, hicretin 93. yılı Receb ayında gerçekleşmişti. Tarık, Endülüs kralı Rozrik (Rodrik) ile yetmiş bin süvariden oluşan ordusuna karşı çıktı. Tarık üzerine yürüdü, ona karşı sabretti, Allah da o azgın hükümdar Rodrik’i bozguna uğrattı ve fetih gerçekleşti.

İbn Vehb der ki: Ben, Mâlik’e şöyle bir soru sorulurken dinledim: Müslümanlar sayıca az oldukları halde düşman ile karşılaşır, yahut da gözetleyicilikte bulundukları ve koruyuculuk yaptıkları sırada düşman üzerlerine gelecek olursa, az sayıdaki bu müslüman asker çarpışırlar mı, yoksa geri dönüp arkadaşlarına mı haber verirler? Şu cevabı verdi: Eğer onlara karşı Savaşabilecek kuvvetleri varsa onlarla Savaşsınlar. Aksi takdirde arkadaşlarına gidip onları durumdan haberdar ederler.

3. Savaştan Kaçma ile İlgili Görüş Ayrılıkları:

Savaş günü kaçışın, Bedir gününe has mı, yoksa kıyâmet gününe kadar yapılacak bütün Savaşlarda mı sözkonusu olduğu hususunda farklı görüşler vardır. Ebû Said el-Hudrî’den gelen rivâyete göre bu hüküm Bedir gününe hastı. Nafi’, el-Hasen, Katade, Yezid b. Ebi Habib ve ed-Dahhâk bu görüşte olduğu gibi Ebû Hanîfe de bu görüştedir. Bu görüşe göre hüküm Bedir’e katılanlara has idi. Onların geri çekilme hakları yoktu. Eğer geri çekilecek olsalardı, müşriklere katılmış olurlardı. Yeryüzünde o gün onlardan başka müslüman yoktu. Müslümanların da geri kaçıp katılacakları Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’dan başka herhangi bir gurupları da bulunmamaktadır. Ondan sonra ise, müslümanların biri diğerinin gurubu oldu. el-Kîyâ der ki: Ancak bu görüş, tartışılır bir görüştür. Çünkü, o sırada Medine’de Ensar’dan pek çok kimse vardı. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) onlara çıkmalarını emretmediği gibi, onlar da Savaş olacağını zannetmemîşlerdi. Sadece kervana karşı çıkılacağını sanmışlardı. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) da kendisiyle birlikte çabucak çıkabilenlerle çıktı.

İbn Abbâs ile diğer ilim adamlarından ise, âyet-i kerimenin kıyâmet gününe kadar baki olduğu şeklindeki görüşleri rivâyet edilmektedir. Birinci kesim, az önce aktardıklarımızı delil göstermekle birlikte yüce Allah’ın:

“O gün” kaydını da delil gösterir ve şöyle derler: İşte bu. Bedir gününe işaret etmektedir ve bu âyetin hükmü, zaaf ile ilgili âyetle (bk. 8/66. âyet) nesh olunmuştur. Geriye ise, Savaştan kaçmanın hükmü, büyük bir günah olarak kalmamış olur. Nitekim, Uhud günü Savaşçılar kaçmış, Allah da onları affetmiş, Huneyn günü de haklarında:

“Nihayet arkanızı dönüp gitmiştiniz” (et-Tevbe, 9/25) diye buyurmakta ve bundan dolayı herhangi bir azarlama sözkonusu olmamıştı.

İlim adamlarının Cumhûru ise şöyle demektedir: Bu âyet ile, yüce Allah’ın:

“Kâfirlerle karşılaştığınız zaman” âyetinin ihtiva ettiği Savaş gününe işaret edilmektedir. Âyetin hükmü ise kıyâmet gününe kadar bakidir. Ancak, yüce Allah’ın başka bir âyet-i kerimede açıklamış olduğu zaaf şartı aranır. Âyet-i kerimede nesh sözkonsu değildir. Buna delil de şudur: Âyet-i kerîme, Savaştan sonra Savaşın sona erip, o gün içindeki bütün olaylarla bitip geride kalmasından sonra inmiş olmasıdır. Mâlik, Şâfiî ve ilim adamlarının çoğunluğu bu görüştedir.

Müslim’in Sahih’inde Ebû Hüreyre’den gelen rivâyete göre, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Helâk edici yedi büyük günahtan uzak durunuz… -bu hadiste- ve Savaş günü geri dönüp kaçmak” ifadesi de yer almaktadır. Buhârî, Vesâyâ 23, Hudûd 44; Müslim, Îman 145: Ebû Dâvûd, Vesâyâ 10; Nesâî, Vesâyâ 12; Müsned, II, 362. Bu, bu hususta açık bir nasstır. Uhud günü ise, insanlar kendilerinin iki katından da fazla olan düşmandan kaçmış oldukları halde yine de azarlanmışlardı. Huneyn günü aynı şekilde kaçanlar da -ileride açıklaması geleceği üzere- kalabalık düşmandan ötürü geri çekilmek zorunda kalmışlardı.

4. Savaştan Kaçanın Şahidliği ve Şerîatı Uygulamayan Yöneticilere Karşı Çıkmak:

İbnü’l-Kasım der ki: Savaştan kaçanın şahidliği câiz olmadığı gibi, İmâmları kaçacak olsa dahi onların kaçmaları câiz değildir. Çünkü yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

“O gün kim onlara arkasını çevirip kaçarsa.” Yine der ki: Bununla birlikte iki katlarından daha fazla düşmanla karşılaşacak olurlarsa, kaçış câiz olur. Ancak bu, müslüman Savaşçıların sayısı onikibini bulmuyorsa böyledir. Eğer sayıları onikibini buluyor ise kaçmaları helal olamaz. İsterse müşriklerin sayısı iki katlarından fazla olsurı. Çünkü Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Onikibin (lik bir müslüman ordusu) asla azlıktan dolayı yenilmezler.” Hadis, hemen sonro senediyle birlikte kaydedilecek ve kaynakları ilgili notta gösterilecektir. İlim ehlinin çoğunluğu bu sayıdaki orduyu âyeti kerimenin ifade ettiği umumi anlamın dışında kabul edip tahsis etmişlerdir.

Derim ki: Bunu, Ebû Bişr İle Ebû Seleme el-Âmilî rivâyet etmiştir ki, Ebû Seleme, el-Hakem b. Abdullah b. Huttâf diye bilinir ve o metruk bir ravidir. İkisi şöyle demişlerdir: Bize, ez-Zührî anlattı, O, Enes b. Mâlik’den, O, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’dan dedi ki: “Ey Eksem b. el-Cevn, sen kavminden başkalarıyla gazaya çık ki, huyun güzelleşsin ve arkadaşlarına ikramda bulunasın. Ey Eksem b. el-Cevn, yol arkadaşlarının hayırlısı dörttür. Gözcü birliğin hayırlıları kırktır. Seriyelerin hayırlıları dörtyüzdür. Orduların hayırlıları dörtbindir ve hiçbir zaman onikibin kişilik bir ordu azlıktan dolayı mağlup edilemez.” İbn Mâce, Cihâd 25. Ebû Seleme’nin metruk bir ravî olup bu hadisinin bâtıl olduğu (İbn Hacer, Tehzibu’t-Tehzib, XII, 130) bilhassa belirtilmiştir.

İmâm Mâlik’den de onun bu görüşte olduğuna delâlet eden rivâyetler nakledilmiştir. O da onun, el-Umari el-Âbid’e söylediği sözüdür. el-Umari, kendisine: Sen ahkâmı değiştiren ve onları tebdile uğratan kimselere karşı mücadele etmeyi terkedebilir misin? Mâlik, şu cevabı vermiştir: Eğer beraberimde onikibin kişi bulunuyor ise, bu hususta sana (yöneticilere karşı mücadeleyi terketmekte) genişlik yoktur.

5. Savaştan Kaçış Günahını İşleyenler:

Eğer Savaştan kaçarsa, yüce Allah’tan mağfiret dilemelidir. Tirmizî, Bilal b. Yesar b. Zeyd’den şöyle dediğini rivâyet etmektedir: Bana babam anlatti, o, dedem’den Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’ı şöyle buyururken dinlemiş: “Her kim; “Kendisinden başka ilâh bulunmayan, hayy ve kayyum olan Allah’tan mağfiret diler ve O’na tevbe ederim derse, Allah, Savaştan kaçmış olsa dahi orta mağfiret eder.” Tirmizî der ki: Bu, garip bir hadis olup, biz bunu bu yoldan başka bir yoldan bilmiyoruz. Ebû Dâvûd, Vitr 26; Tirmizî, Deavât 117.

6. Savaş Taktiği Gereği Düşmanın Önünden Çekilmek:

Yüce Allah’ın:

“Savaşmak için, yahut yer tutmak veya başka bir bölüğe katılmak gayesiyle olmaksızın…” âyetinde sözü geçen ve “yer tutmak” ankmı verilen; kelimesi, bulunulan cihetten ayrılmak demektir. Buna göre Savaş taktiği gereği bir taraftan bir tarafa geçip yer değiştiren kişi bozguna uğrayıp kaçan bir kimse değildir. Aynı şekilde müslüman bir topluluğa katılarak onların yardımını alıp tekrar Savaşa katılmak niyetiyle yerinden ayrılan kimse de Savaş kaçkını değildir.

Ebû Dâvûd’un, Abdullah b. Ömer yoluyla kaydettiği rivâyetine göre, Abdullah b. Ömer Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın gönderdiği seriyye (askeri birliklerden birisi arasında bulunuyordu. Birlikte bulunanlar âdeta geri dönercesine bir tur attılar. Ben de bu şekilde tur atanlar arasında idim. Fakat, bir kenara ayrıldığımız vakit, bu sefer: Biz Savaştan kaçtık ve gazaba uğradık. Artık ne yapacağız dedik. Dedik ki: Haydi Medine’ye girelim, orada kendimize sağlam bir yer tutalım ve gittiğimiz vakit de kimse bizi görmesin. Bunun üzerine Medine’ye girdik. Kendi aramızda: Keşke Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın huzuruna çıksak, dedik. Eğer kabul edilecek bir tevbemiz var ise, Medine’de kalmaya devam ederiz. Yok böyle birşey söz konusu olmayacaksa geri gideriz. (İbn Ömer devamla) der ki: Sabah namazından önce Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’ı gözetlemek üzere oturduk. Çıkıp gelince, ona doğru kalktık ve: Biz kaçanlarız, dedik. O, bize yönelerek: “Hayır, aksine siz, dönüp yeniden baskın yapmak üzere gerideki güçlere katılanlarsınız” dedi. Bu sefer ona yaklaştık ve elini öptük. O: “Ben, müslümanların kendisine sığınıp katıldıkları bölüğüyüm.” Ebû Dâvûd, Cihâd 96; Tirmizî, Cihâd 36: Müsned, II, 58, 70, 99. 100, 111.

Sa’leb der ki: (Kendisine katıldıkları birlik anlamı verilen)

“el-akkârûn” geri dönenler demektir. Başkası da şöyle açıklamıştır: Savaş esnasında geri kaçıp sonra tekrar dönen kimseye böyle denilir.

Cerir ise, Mansur’dan, o, İbrahim’den şöyle dediğini nakletmektedir: Kadisiye’de bir adam geri dönüp kaçtı ve Medine’ye Hazret-i Ömer’in yanına vardı ve şöyle dedi: Ey mü’minlerin emiri, helâk oldum. Savaştan kaçtım. Hazret-i Ömer: Ben, kendisine sığınıp yardımını aldığın birliğinim, dedi.

Muhammed b. Şîrîn de der ki: Ebû Ubeyde öldürüldüğünde Ebû Ubeyde b. el-Cerrah, Savaşta öldürülmedi. Amevâs Taun diye bilinen veba salgını sırasında (h, 18 yılında) veba’dan şehid düşmüştür. (İbnu’S-Ashâb, Usdu’l-Gâbe, II, 24-26, V, 205-206) Buna göre Hazret-i Ömer bu sözlerini başka birisi hakkında söylemiş olmalıdır. öldürüldüğü haberi Hazret-i Ömer’e ulaşınca şöyle dedi: Eğer bana gelip sığınmış olsaydı, ben onun yardımcı ve destekçi birliği olurdum. Ben her müslümanın yardımcı ve destekçi birliğiyim.

Bu hadislere göre Savaştan kaçmak büyük günah olmamaktadır. Çünkü, burada yardımcı destek ve birlik Medine’dir, İmâmdır ve nerede olursa olsunlar müslüman cemattir.

Diğer görüşe göre ise, kaçış büyük bir günahtır. Çünkü, orada sözü geçen yardımcı kuvvetler, Savaş için hazır bulunan insanlar topluluğudur. Bu da Cumhûrun: Savaştan kaçış büyük bir günahtır, şeklindeki görüşüne göre böyledir. Onlar derler ki: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ile Hazret-i Ömer’in bu sözleri, mü’minleri korumak, onlar için İhtiyatlı olmak kabilindendi. Zira, o dönemde mü’minler, kendilerinden kat kat üstün güçlere karşı sebat gösteriyorlardı. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır. Bununla birlikte Hazret-i Peygamber’in: “Ve Savaş günü kaçmak” ifadesi yeterli olmalıdır.

7. Savaştan Kaçışın Uhrevî Cezası:

Yüce Allah’ın:

“O, Allah’ın gazabına uğramış olur.” Yani, Allah’ın gazabını haketmiş olur.

“Uğramak” anlamı verilen, ‘nın asıl anlamı dönmektir. Buna dair açıklamalar daha önceden (2/61. âyetin tefsirinin sonlarına doğru) geçmiş bulunmaktadır.

“Onun yeri de cehennemdir.” Yani, İkâmetgâhı. Bu da daha önceden birkaç yerde de geçtiği gibi ebedi kalışa delil teşkil etmemektedir. Hazret-i Peygamber şöyle buyurmuştur: “Kim kendisinden başka hiçbir ilâh olmayan hayy ve kayyûm olan Allah’tan mağfiret dilerim, diyecek olursa, Savaştan kaçmış olsa dahi onun günahı bağışlanır.” Az önce geçti. Kaynakları da arada gösterilmiştir.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/enfal-15/,https://kutsalayet.de/enfal-17/