Üzerine Allah’ın ismi anılmadan kesilenlerden yemeyin. Şüphesiz bu fısktır. Şeytanlar kendi dostlarına sizinle tartışmaları için vahyederler. Eğer onlara uyarsanız, siz de kesinlikle müşrik olursunuz.
Diyanet Vakfı
Üzerine Allahın adı anılmadan kesilen hayvanlardan yemeyin. Kuşkusuz bu büyük günahtır. Gerçekten şeytanlar dostlarına, sizinle mücadele etmeleri için telkinde bulunurlar. Eğer onlara uyarsanız şüphesiz siz de Allaha ortak koşanlar olursunuz.
Kurtubi Tefsiri
Üzerine Allah’ın ismi anılmayanlardan yemeyin. Çünkü o, elbette bir fısktır. Gerçekten şeytanlar sizinle mücadele etmeleri için kendi dostlarına vahiyde bulunurlar. Eğer onlara itaat ederseniz, elbette siz de müşrikler olursunuz.
Yüce Allah’ın:
“Üzerine Allah’ın ismi anılmayanlardan yemeyin. Çünkü o, elbette bir fisktır” âyetine dair açıklamalarımızı beş başlık halinde sunacağız:
1. Âyetin Nuzûl Sebebi:
Ebû Dâvûd rivâyetle der ki: Yahudiler, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’a gelip şöyle dediler: Biz kendi öldürdüklerimizden yiyoruz da Allah’ın öldürdüğünden yemiyoruz (neden)? Bunun üzerine aziz ve celil olan Allah:
“Üzerine Allah’ın ismi anılmayanlardan yemeyin” âyetini sonuna kadar indirdi. Ebû Dâvûd, Edâhî 13
Nesâî’nin de İbn Abbâs’tan rivâyetine göre o, yüce Allah’ın:
“Üzerine Allah’ın ismi anılmayanlardan yemeyin” âyeti hakkında şöyle demiştir: Müşrikler, onlarla (yani mü’minlerle) tartışarak şöyle dediler: Allah’ın kestiğini yemiyorsunuz, fakat kendinizin kestiklerini yiyorsunuz. Nesâî, Dahâyâ 40.
Bunun üzerine yüce Allah onlara şöyle buyurdu: Yemeyiniz, çünkü siz onlar üzerine Allah’ın ismini anmış değilsiniz
İşte burada da usule dair bir mesele ortaya çıkmaktadır ki, o da bir sonraki başlığımızın konusunu teşkil etmektedir:
2. Bir Sebebe Binaen Varidi Olmuş Lâfız:
Bir sebebe binaen vârid olmuş bir lâfız, yalnızca o sebebe münhasıran kabul edilir mi, edilmez mi? İlim adamlarımız derler ki: Şari’in umum lâfızlar için kullanılan sigalardan herhangi birisiyle (soru ve sebep sözkonusu olmaksızın) zikretmiş olduğu hususlarda umumun sözkonusu olduğu iddiasının doğruluğu su götürmez. Ancak, bir soruya cevap olmak üzere zikretmiş olduğu sigaya gelince, bu hususta usul-i fıkıhta bilinen etraflı açıklamalar vardır. Şu kadar var ki, soru sormaksızın bağımsız bir lâfız ile bir açıklamada bulunulacak olursa, bu da umumun kastedildiğinin sahih bir iddia olduğu şeklinde, birincisi gibidir.
Buna göre yüce Allah’ın:
“Yemeyin” âyeti, leşin yenilmesinin yasaklığı hususunda zahirdir. “Üzerinde Allah’ın ismi anılmamış olması” şeklindeki umumi hüküm dolayısıyla Allah’tan başkasının ismi anılarak kesilen de bunun kapsamına girer. Ayrıca yüce Allah’ın:
“Bir de Allah’tan başkasının ismi anılarak kesilen” (el-Bakara, 2/173) âyetindeki lâfız gereğince haram olmasını gerektiren Allah’tan başkasının ismi anıldığı için, bu umumi yasağın kapsamına girmektedir.
Müslümanın kesim esnasında ve av hayvanını salıvermesi sırasında kasten besmele çekmeyi terk ettiği hayvan bunun kapsamına girer mi, girmez mi? Bu da bir sonraki başlığın konusunu teşkil etmektedir.
3. Kesim Ve Avlanma Sırasında Müslümanın Besmeleyi Kasten Terketmesinin Hükmü:
Bu hususta ilim adamlarının birbirinden farklı beş ayrı görüşü vardır
1. Eğer besmeleyi unutarak terkedecek olursa, kestiği de, avladığı da yenilir. Bu, İshâk’ın görüşü olduğu gibi Ahmed b. Hanbel’den gelen rivâyetlerden birisi de böyledir. Kasten besmeleyi terkedecek olursa, kestiği de avladığı da yenilmez. “el-Kitab”da Mâlik de, İbnü’l-Kasım da böyle demişlerdir.
Bu aynı zamanda Ebû Hanîfe’rtin ve arkadaşlarının, es-Sevrî’nin, el-Hasan b. Hayy’ın, Îsa’nın ve Esbağ’ın da görüşüdür. Saîd b. Cübeyr ile Atâ da bu görüşte olup en-Nehhâs da bunu tercih etmiş ve şöyle demiştir: Bu, daha güzel bir görüştür. Çünkü bir kimse eğer unutarak besmeleyi terkedecek olursa, onun kestiğine “fısk” ismi verilmez,
2. Kasten veya unutarak terkedecek olsa, kestiği de avladığı da yenilir. Bu, Şâfiî ve el-Hasen’in görüşü olduğu gibi, bu görüş İbn Abbâs, Ebû Hüreyre, Atâ, Said b. el-Müseyyeb, Cabir b. Zeyd, İkrime, Ebû İyad, Ebû Râfi’, Tavus, İbrahim en-Nehaî, Abdurrahman b. Ebi Leyla ve Katade’nin de görüşüdür.
ez-Zehravî, Mâlik b. Enes’ten şöyle dediğini nakletmektedir: Kasten ya da unutarak besmele terk edilerek kesilen hayvanın eti yenilir. Bu görüş Rabia’dan da rivâyet edilmiştir. Abdulvehhab der ki: Besmele sünnettir. Kesen, bunu unutarak terkedecek olursa Mâlik ve arkadaşlarının görüşüne göre kesilen hayvanın eti yenilir.
3- Kasten ya da unutarak besmeleyi terkederse, onu yemek haram olur. Bu görüş de Muhammed b. Şirin, Abdullah b. Ayyaş b. Ebi Rebia, Abdullah b. Ömer, Nah’, Abdullah b. Zeyd el-Hutamî ve en-Nehaî’nin görüşüdür. Ebû Sevr ile Dâvud b. Ali ve bir rivâyette de Ahmed b. Hanbel de bu görüştedir.
4. Kasten besmeleyi terkedecek olursa, yenmesi haram olur. Kadı Ebû’l-Hasen ile bizim mezhebimiz âlimlerinden eş-Şeylı Ebû Bekr de bu görüştedirler.
5. Eşheb der ki; Kasten besmeleyi terk edenin kestiği -besmeleyi hafife alan bir kişi olması hali müstesna- yenilir. Taberî de buna yakın bir görüş ifade etmiştir. Bunun delillerine gelince; yüce Allah:
“Artık üzerlerine Allah’ın ismi anılanlardan yeyin” (el-En’âm, 6/118) diye buyurduğu gibi: “Üzerine Allah’ın ismi anılmayanlardan yemeyin” diye buyurmakta, böylelikle her iki durumu da açıklayıp bu iki duruma ait hükümleri de izah etmektedir. Yüce Allah’ın;
“Yemeyin” âyeti haramlık ifade eden bir nehiy (yasak)’dir. Bunun kerahet ile yorumlanması câiz değildir. Çünkü, bu nehiy, kural gereği katıksız haramı da ihtiva etmektedir. Bunun kısımlara ayrılması, yani aynı zamanda hem haramlığın, hem de kerahetin kast edilmesi mümkün olamaz. İşte bu usul kaidelerinin en nefisleri arasında yer alır.
Unutana gelince, unutan kimseye yönelik bir hitap sözkonusu değildir. Zira, unutkanın muhatap alınmasına imkân yoktur. Dolayısıyla sözü geçen şart (Allah’ın ad) anılmaksızın kesilenlerden yememekVonun için vacip değildir.
Kasti olarak besmeleyi terk edene gelince, bunun için üç hal sözkonusudur: Ya hayvanı kesim için yatırdığı vakit besmele çekmeyi terkeder ve zaten benim kalbim Allah’ın isimleri ve tevhidi ile doludur. Ayrıca onu dilimle zikretmeye ihtiyacım yoktur der. Bu şekilde diyenin bu kanaati geçerlidir. Çünkü yüce Allah’ı zikretmiş ve ta’zim etmiş demektir.
Yahut da: Burası sarih bir şekilde besmele çekilecek bir yer değildir. Zira, hayvan kesimi Allah’a yakınlaştırıcı bir ibadet (bir kurbet) değildir. Böyle diyenin durumu da kurtancıdır. Yahut da böyle bir kimse, ben besmele çekmem. Hem besmelenin ne ehemmiyeti var ki, der. Böyle diyen bir kimse bu işi hafife alan fasık kimsedir. Ve onun kestiği de hiç bir şekilde yenilmez.
İbnü’l-Arabî der ki; Ben, muhakkiklerin başı İmâmu’l-Harameyn’in şu sözünden dolayı hayret ediyorum: Yüce Allah’ı anmak, Allah’a yakınlaştırıcı ibadetlerde meşru kılınmıştır. Hayvan kesimi ise böyle yakınlaştırıcı bir ibadet değildir. Ancak bu iddia Kur’ân ve sünnete uygun değildir. Çünkü Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) sahih hadiste şöyle buyurmuştur: “Kanı akıtan (alet ile kesilen) ve üzerinde Allah’ın ismi anılandan ye.”
Maksat, kalpte Allah’ın ismini anmaktır. Çünkü anmak (zikir) unutmanın zıttıdır. Unutmanın yeri de kalptir. Anmanın yeri de o halde kalptir. el-Berâ b. Azibe de şöyle dediği rivâyet edilmektedir: İster besmele çeksin, ister çekmesin, Allah’ın ismi her mü’minin kalbinin üzerindedir; denilse;
Şöyle cevap verilir: Zikir, hem dille, hem kalp ile olur. Arapların uygulaması ise, dilleriyle put ve heykellerinin ismini anmak şeklinde idi. Şanı yüce Allah ise, onların bu anısını, kendi adının dillerde anılmasını emrederek nesh etmiştir. Ve bu iş şeriatte yaygınlık kazanmıştır. Öyle ki Mâlik’e: Bir kimse abdest aldığı vakit Allah’ın ismini anar mı diye sorulunca, O: Böyle bir kimse hayvan mı kesmek istiyor diye cevap vermiştir. Besmelenin gerekmediğini söyleyenlerin delil diye gösterdikleri: “Allah’ın ismi mü’min her kişinin kalbi üzerindedir” şeklindeki hadis ise, zayıf bir hadistir.
Bazı âlimler de kesilen hayvana besmele çekmenin vacip olmadığını, Hazret-i Peygamber’den rivâyet edilen şu hadisi delil göstererek ileri sürmüşlerdir: Hazret-i Peygamber’e: Ey Allah’ın Rasulü, bazıları bizlere et getirmektedirler. Biz de onların üzerinde Allah’ın ismini anıp anmadıklarını bilmiyoruz, diye sormaları üzerine, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Siz üzerine Allah’ın ismini anınız ve yeyîniz” diye buyurmuştur.
Bunu Dârakutnî, Âişe’den Dârakutnî, IV, 296; Buhârî, Zebâîh 21, Buyû’ 5, Tevhid 13, Ebû Dâvûd, Edahî 19; Nesâî, Dahâyâ 39; İbn Mâce, Zebâih 4; Muvatta’’; Zebâîh 1. rivâyet ettiği gibi, Mâlik de mürsel olarak Hişam b. Urve’den, o da babası yoluyla rivâyet etmiştir. Bu hadisin mürsel olduğu hususunda (Hişâm’a) muhalefet edilmemiştir. Mâlik, hadisin sonunda: Bu, İslâm’ın ilk dönemlerinde idi, diye açıklamaktadır. Muvatta’”, Zebâîh 1. Bununla:
“Üzerine Allah’ın ismi anılmayanlardan yemeyin” âyeti inmeden önce böyleydi, demek istemektedir.
Ebû Ömer (b. Abdi’l-Berr) der ki: Bu açıklama zayıf bir açıklamadır. Çünkü bizzat hadisin kendisinde bunu reddedecek işaretler vardır. Şöyle ki, Hazret-i Peygamber bu hadiste onlara yerken Allah’ın ismini anmalarını emretmektedir. İşte bu, âyet-i kerimenin Hazret-i Peygamber’e nâzil olmuş olduğuna delalet etmektedir. Söylediğimizin doğruluğuna delâlet eden hususlardan birisi de şudur: Bu hadisin sözünü ettiği olay Medine’de olmuştur. Yüce Allah’ın;
“Üzerine Allah’ın ismi anılmayanlardan yemeyin” âyeti ise el-En’âm Sûresi’nde olup Mekke’de indiği hususunda ilim adamlarının görüş ayrılığı yoktur.
Yüce Allah’ın:
“Çünkü o elbetteki bir fısktır” âyetine gelince; İbn Abbâs’tan nakledildiğine göre, o bir masiyettîr anlamındadır. Fısk, sınırın dışına çıkmak demektir.
Buna dair açıklamalar daha önceden (el-Bakara, 2/26. âyetin tefsirinde) geçmiş’ bulunmaktadır.
4. Şeytanlar Ve Dostları:
“Gerçekten şeytanlar sizinle mücadele etmesi için kendi dostlarına vahiyde bulunurlar” âyeti, vesvese verirler; onların kalplerine battî yollarla mücadele etmeyi telkin ederler, demektir. Ebû Dâvûd, İbn Abbâs’ın yüce Allah’ın:
“Gerçekten şeytanlar… kendi dostlarına vahiyde bulunurlar”
âyeti hakkında şöyle dediğini rivâyet etmektedir: Allah’ın kestiğini yemiyorsunuz da sizin kendinizin kestiklerini yiyorsunuz diyorlardı. Bunun üzerine yüce Allah:
“Üzerinde Allah’ın ismi anılmayanlardan yemeyin” âyetini indirdi. Ebû Dâvûd, …. 13; İbn Mâce, Zebaih 4.
İkrime der ki: Bu âyet-i kerimede şeytanlar ile Fars, mecusilerinden insanların günahta haddi aşmış olanlarını kastetmektedir, İbn Abbâs ve Abdullah b. Kesir derler ki: Hayır, kastedilenler cin (görünmeyen) şeytanlardır. Zaten cinlerin kâfirleri (müşrik) Kureyşlilerin dostlarıdır. Abdullah b. ez-Zübeyr’den de rivâyet olunduğuna göre ona şöyle denmiş: el-Muhtar (es-Sakafî); bana vahiy edilmektedir, diyor. Abdullah: Doğru söylüyor. Çünkü gerçekten şeytanlar kendi dostlarına vahiyde bulunurlar, diye cevap vermiştir.
Yüce Allah’ın:
“Sizinle mücadele etmeleri için” âyeti ile onların: Allah’ın öldürdüklerini yeriliyorsunuz da sizin kendi öldürdüklerinizi yiyorsunuz sözlerini kastetmektedir.
Mücâdele ise, ileri sürülen bir görüşü kuvvet ile delil getirmek suretiyle bertaraf etmektir. Bu kelime, güçlü bir kuş ismi olan “el-Ecde)”den alınmıştır. Bunun, yeryüzü demek olan “el-Cedâle”den alındığı da söylenmiştir. Kişi, âdeta getirdiği delil ile hasmını yere düşecek hale gelinceye kadar yenik düşürmüş ve kahretmiş gibi olur. Bunun ileri derecede bükmek anlamına gelen” el-cedl”den alındığı da söylenmiştir. Sanki tartışanlardan her birisi karşısındakinin belini koparıncaya kadar eğip bükmeye devam eder, gibidir. Mücadele (tartışma) hakkın zaferi için yapılırsa hak olur, batıla yardım için yapılırsa da batıl olur.
5. Müşriklere İtaat:
“Eğer onlara itaat ederseniz.” yani, meyteyi helâl kabul etmek hususunda onlara uyarsanız,
“elbette sizde müşrikler olursunuz.” Âyet-i kerîme şuna delildir: Kim Allah’ın haram kıldığı herhangi bir şeyi helâl kabul edecek olursa, bununla müşrik olur. Şanı yüce Allah ise meyteyi açık nass ile haram kılmıştır. Başka herhangi bir kimsenin koyduğu bir hüküm ile meyte helâl kabul edilecek olursa, kabul eden şirk koşmuş olur.
İbnü’l-Arabî der ki: Mü’min bir kimse itikadı ilgilendiren hususlarda müşrik bir kimseye itaat edecek olursa bu itaati sebebiyle o da müşrik olur. Fakat fiilen ona itaat etmekle birlikte onun inancı tevhtd üzere sağlıklı bir şekilde devam ediyor ve tasdikini sürdürüyorsa asi olur. Bunu böylece belleyiniz. el-Mâide Sûresi’nde (5/79 ile 94-95. âyetlerin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır.