"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

El-Afşin’in Ölümü

O Sırada Ona Yapılan Muamele ve Ölümünden Sonra Cesedine Yapılanlar

Hamdun b. İsmail şöyle rivayet etti:

Yeni meyveler çıktığında el-Mu‘taṣım bir tabak hazırlattı ve oğlu Hârûn el-Vâsık’a, “Bu meyveleri bizzat götür ve el-Afşin’e ver” dedi. Hârûn el-Vâsık meyveleri alıp el-Afşin’in hapsedildiği ve “Lu’lu’ah” denilen yere çıktı.

El-Afşin tabağa baktı, fakat içinde bazı meyvelerin eksik olduğunu fark etti ve şöyle dedi:

“Allah’tan başka ilah yoktur! Ne güzel bir tabak! Fakat içinde erik yok.”

El-Vâsık, “Doğru, gidip sana getirteyim” dedi. El-Afşin henüz meyvelerden hiçbirine dokunmamıştı. El-Vâsık gitmek üzereyken el-Afşin ona şöyle dedi:

“Efendime selam söyle ve de ki: Bana, söyleyeceklerimi iletecek güvenilir birini göndersin.”

Bunun üzerine el-Mu‘taṣım Hamdun b. İsmail’i gönderdi ve ona, “Sözü uzatacaktır, oyalanma” dedi.

Hamdun şöyle dedi:

Yanına girdim, meyve tabağı hâlâ önündeydi ve hiçbirine dokunmamıştı. Bana, “Otur” dedi. Oturdum. Bana kendisini Farslar arasındaki yüksek konumundan bahsederek etkilemeye çalıştı. Ben de, “Sözü uzatma, halife oyalanmamamı emretti” dedim.

Bunun üzerine şöyle dedi:

“Müminlerin Emiri’ne de ki: ‘Bana iyilik yaptın, beni yükselttin, insanlar bana boyun eğdi. Fakat sonra doğruluğu sana kesinleşmemiş sözleri kabul ettin. Minkacur ile gizlice yazıştığım söylendi ve buna inandın. Hatta ona savaşmamasını emrettiğim iddia edildi. Sen savaş görmüş birisin; böyle bir şey mümkün müdür? Bu, düşman sözüdür.

Ben senin kulunum. Seninle benim durumum, bir buzağıyı büyüten adamın durumuna benzer. Arkadaşları ona, buzağıyı aslan diye tanıtırlar. O da sonunda buzağıyı kestirir. İşte ben o buzağıyım; nasıl aslan olabilirim?’”

Hamdun dedi:

Oradan ayrıldım. Kısa bir süre sonra onun öldüğü haberi geldi. El-Mu‘taṣım, “Onu oğluna gösterin” dedi. Cesedi getirildi. Oğlu sakalını ve saçını yoldu. Sonra cesedi Aytah’ın evine götürüldü.

Hamdun şöyle devam etti:

Ahmed b. Ebî Duvâd onu bir gün huzura çıkardı ve, “Sünnetsizsin, değil mi?” diye sordu. “Evet” dedi. Bu soruyla onu zor durumda bırakmak istiyordu. Çünkü kabul etse zayıflık sayılacaktı, reddetse suçlanacaktı.

Daha sonra Hamdun ona sordu:

“Gerçekten sünnetsiz misin?”

El-Afşin dedi ki:

“Beni herkesin önüne çıkarıp bunu sordu. Amaç beni küçük düşürmekti. Çıplak gösterilmektense ölmek daha iyidir. Ama istersen sana gösterebilirim.”

Hamdun, “Gerek yok, sana inanıyorum” dedi.

Hamdun, bu sözleri halifeye iletince el-Mu‘taṣım onun yiyeceğini kısıtladı. Günde sadece bir ekmek verilirdi. Bu şekilde öldü.

Öldükten sonra cesedi Aytah’ın evine götürüldü, sonra çıkarılıp Babü’l-Amme’de asıldı. Halk görsün diye sergilendi. Ardından indirildi, yakıldı ve külleri Dicle’ye atıldı.

El-Afşin tutuklandığında, el-Mu‘taṣım Süleyman b. Vehb’i göndererek evindeki eşyaların sayımını yaptırdı. Evi el-Matira’daydı.

Evinde mücevherlerle süslenmiş bir put bulundu. Ayrıca çeşitli heykeller, resimler ve putlar çıkarıldı. Kaçmak için hazırladığı tulum salları da bulundu. Kitapları arasında Mecusilere ait kitaplar vardı.

El-Afşin Şaban 226 yılında öldü.

Bu yılda Muhammed b. Davud, Aşnas’ın emriyle hac emirliği yaptı. Aşnas da bu yıl hac yaptı. Geçtiği şehirlerde adına hutbe okundu ve emir olarak anıldı. Kûfe, Fayd, Medine ve Mekke’de onun adı zikredildi. Daha sonra tekrar Samarra’ya döndü.

https://kutsalayet.de/samda-ali-b-ishakin-isyani/,https://kutsalayet.de/ebu-harb-el-mubarqain-isyaninin-sebebi/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız