O, ümmiler arasında kendilerinden bir elçi gönderen O’dur. Bu elçi onlara O’nun ayetlerini okur, onları arındırır, onlara Kitab’ı ve hikmeti öğretir. Oysa onlar daha önce apaçık bir sapıklık içindeydiler.
Okunuşu ve Kelime Anlamı
Huve (O’dur ki) be’ase (gönderdi) fi’l-ummiyyine (ümmiler arasında) rasulen (bir Resulü) minhum (kendilerinden)…
Mukatil Tefsiri
“Ümmiler arasında” ifadesiyle, kitap okumayan ve elleriyle yazı yazmayan Araplar kastedilmektedir. “Kendilerinden bir elçi”, yani Peygamber Muhammed’dir. “Onlara O’nun ayetlerini okur”, yani onlara Kur’an ayetlerini okur. “Onları arındırır”, yani onları düzeltir ve böylece Allah’ı birlerler. “Onlara Kitab’ı öğretir”, yani onlara okuduğu Kur’an’ı öğretir. “Ve hikmeti”, yani Kur’an’daki öğütleri, helal ve haramları öğretir. “Oysa onlar daha önce” yani Muhammed gönderilmeden önce, “apaçık bir sapıklık içindeydiler” (Cuma 2); yani açık bir sapıklık olan şirk içindeydiler.
Taberi Tefsiri
Yüce Allah buyuruyor ki: Allah, ümmiler arasında kendilerinden bir elçi göndermiştir. Buradaki zamir, Allah ismine dönmektedir. Ümmiler ise Araplardır. Daha önce ümmiye niçin ümmi denildiğini açıklamıştık. Bu ayetteki ümmiler hakkında da tefsir ehli aynı görüşü benimsemiştir.
Mücâhid, “Ümmiler arasında kendilerinden bir elçi gönderen O’dur” ifadesi hakkında, “Onlar Araplardır” demiştir. Katâde de, “Bu Arap topluluğu, okuyacakları bir kitabı bulunmayan ümmi bir ümmetti. Allah onlara peygamberi Muhammed’i rahmet ve hidayet olarak gönderdi; onları onunla doğru yola iletti” demiştir. Yine Katâde, “Bu ümmet ümmi idi, bir kitap okumuyorlardı” demiştir. İbn Zeyd ise, “Muhammed ümmetine ümmi denilmesinin sebebi, onlara daha önce bir kitap indirilmemiş olmasıdır” demiştir.
“Kendilerinden bir elçi” buyruğu, elçinin ümmilerden olduğunu ifade etmektedir. Muhammed de ümmi idi ve Araplar arasından çıkmıştır.
“Onlara O’nun ayetlerini okur” yani Allah’ın kendisine indirdiği ayetleri bu ümmi topluluğa okur.
“Onları arındırır” yani onları küfrün kirinden temizler.
“Onlara Kitab’ı öğretir” yani Allah’ın kitabını, onda bulunan emirleri, yasakları ve dininin hükümlerini öğretir.
“Hikmeti öğretir” ifadesindeki hikmetten maksat sünnettir. Katâde de, “Kitap ve hikmet” ifadesindeki hikmetin sünnet olduğunu söylemiştir.
İbn Zeyd ise, Allah’ın sonradan gelen müminleri de ilk müminler gibi kitap ve salih amellerle arındırdığını, onlara da kitap ve hikmeti öğrettiğini söylemiş, ardından “Muhacirlerden ve Ensardan ilk öne geçenler ile onlara güzellikle uyanlar…” (Tevbe 100), “Öne geçenler, işte onlar Allah’a yakın kılınanlardır” (Vâkıa 10-11), “Birçoğu öncekilerden, azı sonrakilerdendir” (Vâkıa 13-14), “Sağ ehli…” bölümündeki “Birçoğu öncekilerden, birçoğu da sonrakilerdendir” (Vâkıa 39-40) ve “Onlardan sonra gelenler şöyle derler: Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş kardeşlerimizi bağışla” (Haşr 10) ayetlerini okuyarak bunların kıyamete kadar gelecek Müslümanları da kapsadığını belirtmiştir.
“Oysa onlar daha önce apaçık bir sapıklık içindeydiler” buyruğunun anlamı ise şudur: Bu ümmiler, Allah içlerinden bir peygamber göndermeden önce doğru yoldan sapmış, hidayet dışında bir yol tutmuşlardı. Bu sapıklık öyle açıktı ki, üzerinde düşünen herkes onun bir sapıklık ve hak yoldan ayrılış olduğunu anlayabilirdi.
Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…