"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Ciale’nin iş için yapılan icare’ye benzemesi

Karşılığın bilinmesi itibariyle ödül vaadi demek olan ciale, iş için yapılan icare ile eşit konumda bulunmaktadır. Nitekim icare de caiz olan bir ivazın/karşılığın bulunması, ciale’de de ivaz olarak bulunması caizdir. Onda bulunmayan, diğerinde de bulunmayabilir. İcare konusunda ifa edilen amel ve işlerde, kendisinden karşılık ve ücretlerin alınması caiz olan şeylerin, ciale konusunda da alınması caizdir. Mesela şarkı söylemek, çalgı çalmak ve diğer haram şeyler türünden olan menfaati haram şeyler için de ciale caiz değildir. Bunun yanında kişiyi kurbet (Allah’a yakın) olan kimseler olarak özel kılan ve namaz, oruç gibi sadece failine fayda sağlayıp, başkasına bir fayda vermeyen amellerden dolayı da ciale caiz olmaz. Ama -ezan ve hac gibi- başkasına bir fayda sağlayan ameller olursa, bunun hakkında ise -iş için yapılan icare gibi- iki görüş gelmiştir.

Ciale akdi, caiz olması yönüyle icare akdinden ayrılır; çünkü icare, lazimi bir akittir. Bunun yanında ciale’de, süreye ve işin miktarına bakılmaz, belli bir kimsenin yanında akdin vaki olmasına da itibar edilmez.

Meçhul bir ivaz yahut haram olan bir şey veyahut da miktarı belli olmayan bir husus şart koşulursa, bu durumda ciale’de kişi yalnız misli ecre hak sahibi olur. Çünkü bir amel yüklenmiştir, ancak bunu yerine getirmemiş olduğundan -iş için yapılan icare’de olduğu gibi- sadece misli ecri hak eder.

Ciale kılınmadığı halde, her kim bir lukata eşyasını veya kaybolmuş bir hayvanı geri verirse veyahut kaçan köleyi geri vermeksizin başkası için bir işi icra edecek olursa, karşılık almaya hak sahibi olamaz. el-Muvaffak şöyle der: Bu noktada bir ihtilafın olduğunu bilmiyoruz. Çünkü bu, karşılıklı bir ivaza dayalı olmanın yanında, kendisiyle hak sahibi olacağı bir iş sayıldığından, bunun olmaması halinde ise söz konusu ivazı elde edemez, tıpkı icare konusundaki işe benzemektedir.

Ama kaçan bir köleyi geri vermeye gelince, kendisi için şart koşulmuş olmasa dahi bunu geri vermesinden ötürü ciale ödülünü almayı hak eder. Bunu, İmam Malik ve rey ashabı söylemiştir. Çünkü bu hususta ödülün şart koşulmuş olmasıyla, kaçak kölelerin bulunup geri getirilmesine bir teşvik bulunmaktadır. Nitekim böylece daru’l harbe gitmeleri engellenmiş, (eski) dinlerine dönmekten alıkonulmuş ve kendileriyle darul’l harp ehline (düşmanlara) takviye sağlamalarının önüne de set vurulmuş olur. Öyleyse bu maslahat üzere, meşru bir zemin üzere olması icap etmektedir.

Kaçak köle konusu, ürküp kaçan hayvan konusuyla da ayrılır; çünkü hayvanda bu özellikler söz konusu değildir. İmam Ahmed’den ise bu özellikleri gerekli görmediği nakledilmiştir. Onun sözünün zahirinden anlaşıldığı üzere, bu durumda kaçak kölenin geri getirilmesinde onu geri getirene bir ciale ödülü yoktur. Bu, aynı zamanda İmam Şafii’nin kavlini oluşturur. Çünkü bu, kendisine bir ivazın/bedelin şart koşulmadığı kimse hakkında, haddi zatında başkası adına icra edilen bir iş ve ameldir. Dolayısıyla -sanki ürküp kaçan bir hayvan konusunda olduğu gibi- bundan dolayı kendisi ciale’den bir şeye hak sahibi olamaz.

el-Muvaffak şöyle demiştir: Birinci görüş doğruya daha yakındır. Çünkü aslolan bunun (ciale’nin) vacip olmadığıdır. Bu konuda zikredilen hadis ise mürsel bir rivayettir ve hakkında konuşulmuştur. Konu hakkında ne icma ve ne de kıyas sabit olmuştur.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/cialede-caiz-olan-ve-baglayici-olan-durum/,https://kutsalayet.de/lukatayi-bulan-kimse-odul-vaadini-bilmeyecek-olursa/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız