"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Ciale’de caiz olan ve bağlayıcı olan durum

Bir kimse : “Kim, bana kaybolan hayvanımı yahut kaçan kölemi getirirse veyahut kim, şu gömleği bana dikerse yahut şu duvarı bana inşa ederse, ona şu şu… vardır.” derse bu, geçerli ve sahih olur. Bu muamele, her iki taraf açısından da caizdir. Söz konusu işin meydana gelmesinden önce de her iki tarafın rücu etme (cayma) hakkı da vardır. Ancak cail (ödül koyan) kişi, bu işe başlamadan ewel cayacak olursa, ona bir şey gerekmez. Ama karşı taraf işe başladıktan sonra cayarsa, bu durumda amil (ödül için işi icra eden)e ücretin misli vardır. Çünkü bir karşılık için işe koyulmuştur, işi de ona teslim etmemiştir. Şayet amil, işi tamamlamadan önce muameleyi bozarsa, ona bir şey verilmez; zira böyle yapmakla o, karşılık/ivaz şartına uymayarak kendi hakkını bizzat kendisi düşürmüş oldu.

Söz konusu olan ivazın ise belli olması gerekmektedir. İvaz (bedel, karşılık) ile iş (amel) arasındaki fark, iki türlüdür:

Birincisi: İhtiyacın bu işin meçhul olmasına sevk ettirmesi ve ivazın da meçhul olmasına götürmemesidir.

İkincisi: Bu işin zorunlu ve gerekli olmaması ki, o zaman malum olması vacip olmaz, ivaz da işin tamamlanmasıyla gereklilik arz edeceğinden, o halde malum olması icap eder. Durum böyle iken iş malum olursa, muamele de sahih olur. Çünkü meçhul olduğu halde bu muamele sahih olduğuna göre, bunun bilinmesi halinde elbetteki daha öncelikli sahih olur. Şayet bu -bir ay yahut bir gün gibi- bir süreye bağlı olursa, bu (ciale) sahih olur. Çünkü süre, meçhul olduğu halde sahih olduğuna göre, takdir edilmesi daha öncelikli olarak caizdir. Her ne kadar (Hanbeli) mezhebimizde sahih olan görüşe göre bu tür hususlar kira konusunda caiz olmazsa da, kira (iş için yapılan icare) ile ciale arasındaki fark şu konularda söz konusudur:

Ödül vaadi demek olan ciale’de, aldatma muhtemeldir ve -kiranın tersine- iş ve sürede meçhullük bulunduğu halde yine caizdir.
Ciale, caiz bir akittir. Kendisine bir kısım aldatmanın sirayet etmesi ve akabinde zararın baş göstermesi hasebiyle gereklilik meydana getirmez. Ama kira/icare öyle değildir, zorunlu bir akittir.
İcare’de bir süre takdir edilmişse, o iş kira süresinin tümünü kapsar, sürenin haricinde ise bir bağlayıcılığı yoktur. Ama ciale konusunda bu bir gereklilik arz etmez. Zira ödülün hak edilmesini gerektiren iş, sınırlı ve kayıtlı bir süreye bağlı bir iştir. Söz konusu süre içerisinde onu yerine getirirse ödülü alır, diğer zamanlarda ise bir şey gerekmez. Hiçbir şeyi yerine getirmeyecek olursa, o durumda da bir şey elde edemez.
Durum anlaşıldığına göre bir kimse ödüle ancak ona ulaştıktan (ve onu icra ettikten) sonra işin amelinden dolayı elde edebilir.

Ödülü koyan kişinin, belli bir kimse hakkında ödül koyarken: “Bana kölemi sen getirirsen, bir dinar vardır.” demesi caizdir. Bu durumda ondan başkası köleyi getirecek olursa ona ödül yoktur. Bunun yanında herhangi bir kimse hakkında da ödül koyması caizdir ve onu yerine getiren ödüle de hak sahibi olur. Ödül koyarken, bir kimseye ödülü malum olan bir şeyi verirken, diğer başkasına da daha fazlasını yahut da daha azını vermesi de caizdir. Belli bir kimseye farklı bir ödül verirken, diğerlerine de daha farklı bir ödül vermesi yine caizdir. Çünkü amel noktasında eşit olmalarına rağmen kira konusunda ücreti farklı vermek nasıl caiz ise şüphesiz burada caiz olması, elbetteki daha önceliklidir.

Şayet: “Kim, bana lukata eşyamı bulup getirirse, ona bir altın vardır.” der ve lukata’yı da üç kişi getirecek olursa, bu durumda o altın, üçte bir olarak taksim edilip paylaştırılır. Çünkü karşılığında hak sahibi olacakları o ödül ameline ortak sayılmış olduklarından -kira konusundaki ücrette olduğu gibi- bu işin de karşılığında müşterek sayılmış olurlar.

Ödül olarak bir kişiye altın, diğerlerine de belli olmayan bir karşılık/ücret biçecek olur da, onlar toplu olarak lukata’yı getirecek olurlarsa, bu durumda altın sahibine altının üçte biri, diğer ikisine de amellerinin ücreti verilir. Lukatayı geri getirme hususunda, birisine bir ödül kılmış olur da, kendisi ve diğer ikisi de birlikte onu geri getirirken, ikisi: “Biz, ona sadece bunu getirmesine yardımcı olmuştuk.” derlerse, o zaman ödülün hepsine o (yalnız başına) hak sahibi olur, diğer ikisine ise bir şey yoktur. Şayet ikisi: “İvazı sadece biz kendimiz alalım, diye lukata’yı getirdik.” derlerse ikisine bir şey yoktur, öbürüne ise ödülün üçte biri vardır. Çünkü bu, işin üçte birlik olan ameli sayılacağından, ödülün de sadece üçte birlik bölümünü almayı hak eder, diğer ikisi ise bir şey alamazlar; çünkü onların bu işi de ödülsüz iş hükmündedir. Tüm bunlar, Şafii mezhebine ait görüşlerdir.

el-Muvaffak (İbn Kudame) der ki: Bu konuda bir ihtilafın olduğunu bilmiyorum.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/ciale-odul-vaadi/,https://kutsalayet.de/cialenin-is-icin-yapilan-icareye-benzemesi/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız