el-Muvaffak der ki: el-Harkî’nin sözünün zahirinden anlaşılan, cem’in sadece ilk vakit içerisinde fiilen yolculukta olması sebebiyle ikinci vakte tehir etmesinin ve sonra da ikisini bir arada birleştirmenin, yani cem-i tehir etmenin caiz olduğu yönündedir.
İmam Ahmed’den gelen rivayette ise ikinci namazı ilk vakte takdim etmenin, yani cem-i takdim etmenin cevazı söz konusudur. Doğru olan da budur. Buna göre, şayet ilk vakitte kılmak üzere iki namazı birleştirerek kılmak isterse bu caizdir; ister mola vermiş olsun, ister fiilen yolcu olsun ya da ikamet ettiği memleketinde mukim bir durumda olsun, fark etmez. Bu, Atâ, Medine alimlerinin cumhuru, İmam Şafii ve İshak’ın görüşüdür.
Bu noktada gelen Muaz b. Cebel’in rivayeti şöyledir:
“Allah’ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem), Tebük gazvesinde iken güneş (batıya doğru) kaymadan önce yola çıkmış ise öğleyi ikindi ile birleştirerek tehir eder ve cem ile ikisini birlikte kılardı. Eğer güneş kaydıktan sonra yola çıkacak olursa, ikindiyi acele ile öğle vaktinde (cem-i takdim ederek), öğle ile ikindiyi birlikte kılardı ve sonra yoluna devam ederdi. Akşamleyin de aynı şekilde yapardı. Akşamdan önce yola çıkmışsa, akşam namazını yatsıya tehir eder, o vakitte birleştirerek kılardı. Eğer akşamdan sonra yola çıkmışsa, yatsıyı acele ile akşam vaktinde (cem-i takdim ederek) akşamla birlikte kılardı.”
İmam Malik’in el-Muvatta eserinde, Ebu Zübeyr’den ve onun da Ebu’t-Tufeyl’den yaptığı rivayette, Muaz b. Cebel’in kendilerine haber vermesine göre:
“Onlar, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ile beraber Tebük gazvesinde öğle ile ikindi namazını, akşam ile yatsı namazını bir arada kılardı.” Ravi şöyle der:
“Bir defasında Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) namazı erteledi, sonra çıktı ve öğle ile ikindiyi birlikte cem ederek kıldı. Sonra içeri girdi ve bir müddet sonra çıkıp akşam ile yatsıyı birlikte kıldı.”
Bu hadis-i şerif; “Yürümediği (ya da yolculuk yapmadığı) sürece iki namazın arasını cem etmek yoktur.” diyenin sözünü reddeden, en açık ve en kuvvetli delillerin başında gelen hadislerden biridir. Çünkü Allah’ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem) kimi zaman yolcu olmayıp, konakladığı yerde ve çadırında (mola verip) beklediği durumda dahi namazları cem ederdi. Dışarı çıkar, iki namazı cem ederek birlikte kılar, sonra da çadırına geri dönerdi.
Bu hadisi almak kesinlikle doğrudur. Çünkü sübûtu ve oluşumu hükmen açık ve aşikârdır, çelişki barındırmamaktadır. Bir de namazı cem etmek, yolculuğa ait ruhsatlardan sayılır; onun için, namazların kısaltılması ve meshetme konusunda olduğu gibi yalnızca seyir durumuna mahsus değildir. Ancak faziletli olan cem, tehir etmektir. Çünkü bu, ihtiyatı almak, ihtilaflardan kaçınmak ve konu hakkındaki hadislerle amel etmek demektir.