Muhammed b. Mukâtil bize rivayet etti; Abdullah bize haber verdi; Ebû Hayyân et-Teymî’den; Ebû Zur‘a b. Amr b. Cerîr’den; Ebû Hüreyre’den:
Ebû Hüreyre dedi ki:
Allah’ın Elçisi’ne et getirildi. Ona (etin) kol kısmı / ön kol (züra‘) uzatıldı; o bunu severdi. Ondan bir ısırık aldı, sonra şöyle buyurdu:
“Ben kıyamet gününde insanların efendisiyim. Bunun neden böyle olduğunu biliyor musunuz?
İlk insanlar ve son insanlar tek bir düzlükte toplanır. Çağıranın sesi onlara ulaşır; bakış hepsini kaplar (herkes birbirini görür). Güneş yaklaşır. İnsanlara öyle bir keder ve sıkıntı gelir ki buna güç yetiremezler, dayanamazlar.
İnsanlar derler ki: ‘Başınıza geleni görmüyor musunuz? İçinde bulunduğunuz hâli görmüyor musunuz? Rabbinize bizim için kim şefaat edecek, bakmıyor musunuz?’
Bazıları diğerlerine der ki: ‘Âdem’e gidin.’
Âdem’e gelirler ve derler ki: ‘Sen insanların babasısın. Allah seni kendi eliyle yarattı; sana ruhundan üfledi; meleklere emretti de sana secde ettiler. Rabbine bizim için şefaat et! İçinde bulunduğumuz hâli görmüyor musun? Başımıza geleni görmüyor musun?’
Âdem der ki: ‘Rabbim bugün öyle bir öfkelendi ki, daha önce benzeriyle hiç öfkelenmemiştir; bundan sonra da benzeriyle öfkelenmeyecektir. Beni ağaçtan yasakladı; ben de ona karşı geldim. Kendim, kendim, kendim! Bana değil, başkasına gidin; Nûh’a gidin.’
Nûh’a gelirler ve derler ki: ‘Ey Nûh! Sen yeryüzü halkına gönderilen ilk elçisin. Allah sana “şükreden bir kul” adını verdi. Rabbine bizim için şefaat et! İçinde bulunduğumuz hâli görmüyor musun?’
Nûh der ki: ‘Rabbim bugün öyle bir öfkelendi ki, daha önce benzeriyle hiç öfkelenmemiştir; bundan sonra da benzeriyle öfkelenmeyecektir. Benim bir duam vardı; onu kavmime karşı yaptım. Kendim, kendim, kendim! Bana değil, başkasına gidin; İbrahim’e gidin.’
İbrahim’e gelirler ve derler ki: ‘Ey İbrahim! Sen Allah’ın peygamberisin; yeryüzü halkı içinden O’nun dostusun. Rabbine bizim için şefaat et! İçinde bulunduğumuz hâli görmüyor musun?’
İbrahim onlara der ki: ‘Rabbim bugün öyle bir öfkelendi ki, daha önce benzeriyle hiç öfkelenmemiştir; bundan sonra da benzeriyle öfkelenmeyecektir. Ben üç kere (doğru olmayan söz) söylemiştim.’ (Ebû Hayyân, hadiste bunları da zikretti.) ‘Kendim, kendim, kendim! Bana değil, başkasına gidin; Mûsâ’ya gidin.’
Mûsâ’ya gelirler ve derler ki: ‘Ey Mûsâ! Sen Allah’ın elçisisin. Allah seni elçiliği ve konuşmasıyla insanlara üstün kıldı. Rabbine bizim için şefaat et! İçinde bulunduğumuz hâli görmüyor musun?’
Mûsâ der ki: ‘Rabbim bugün öyle bir öfkelendi ki, daha önce benzeriyle hiç öfkelenmemiştir; bundan sonra da benzeriyle öfkelenmeyecektir. Ben, öldürmem emredilmemiş bir canı öldürdüm. Kendim, kendim, kendim! Bana değil, başkasına gidin; Îsâ’ya gidin.’
Îsâ’ya gelirler ve derler ki: ‘Ey Îsâ! Sen Allah’ın elçisisin; Meryem’e ulaştırdığı kelimesisin ve O’ndan bir ruhtursun. Beşikteyken insanlarla konuştun. Bizim için şefaat et! İçinde bulunduğumuz hâli görmüyor musun?’
Îsâ der ki: ‘Rabbim bugün öyle bir öfkelendi ki, daha önce benzeriyle hiç öfkelenmemiştir; bundan sonra da benzeriyle öfkelenmeyecektir.’ (Ve bir günah zikretmedi.) ‘Kendim, kendim, kendim! Bana değil, başkasına gidin; Muhammed’e gidin.’
Muhammed’e gelirler ve derler ki: ‘Ey Muhammed! Sen Allah’ın elçisisin ve peygamberlerin sonuncususun. Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışladı. Rabbine bizim için şefaat et! İçinde bulunduğumuz hâli görmüyor musun?’
Bunun üzerine (Peygamber) dedi ki:
“Giderim; Arş’ın altına varırım; Rabbime secdeye kapanırım. Sonra Allah, kendisine hamdetmek ve O’nu güzelce övmek konusunda bana öyle şeyler açar ki, benden önce hiçbir kimseye açmamıştır.
Sonra denir ki: ‘Ey Muhammed! Başını kaldır; iste, sana verilecek; şefaat et, şefaatin kabul edilecek.’
Başımı kaldırırım ve derim ki: ‘Ümmetim, ey Rabbim! Ümmetim, ey Rabbim!’
Bunun üzerine denir ki: ‘Ey Muhammed! Ümmetinden hesabı olmayacak olanları, cennetin kapılarından sağ kapıdan içeri sok. (Onlar) bunun dışındaki kapılarda diğer insanlarla ortaktır.’
Sonra şöyle buyurdu:
‘Canımı elinde tutana yemin ederim ki, cennet kapılarından bir kapının iki kanadı arasındaki mesafe, Mekke ile Himyer arası kadar; yahut Mekke ile Busra arası kadar geniştir.’”