Kendisinde beşte bir zekâtın (humusun) verildiği rikaz; altın, gümüş, demir, kurşun, tunç, bakır, kaplar ve buna benzer şeyler gibi çeşitli türevleriyle müteşekkil olan tüm mallardadır. Bu, İshak, Ebû Ubeyd ve Rey ashabının görüşü ve gelen iki rivayetten birine göre İmam Mâlik ile İmam Şâfiî’nin de iki görüşünden birisini oluşturmaktadır. Çünkü Nebî (sallallahu aleyhi ve sellem)’in: “Rikaz’da humus (beşte bir zekât) vardır.” buyruğunun genel mânâsı bu anlama gelmektedir. Çünkü bu, kâfirlerin malından ele geçip izhar olan bir mal olduğundan –tıpkı ganimet gibi– farklı türevleriyle beraber beşte bir zekât vermek vacip olur. Diğer görüşe göre ise sadece semen (ve değerler) de vacip olacağı yönündedir.
Bu sabit olduğuna göre; şüphesiz humus, İmam Ahmed, İmam Mâlik, İshak, Rey ashabı ile önceki görüşünde olduğu gibi İmam Şâfiî’ye göre az olsun çok olsun vacip sayılmış olur. Zira hadis-i şerifin genel mânâsı da bunu ifade eder. Bir de bu mallar, kendileri hakkında humusun (beşte bir zekâtın) öngörüldüğü mallar sayıldığından dolayı –ganimette olduğu gibi– bunlarda nisap aranmaz.
İmam Şâfiî yeni görüşünde ise: “Bunda nisabı gözetmek mecburidir. Çünkü bu, topraktan çıkartılan eşyada verilmesi vacip olan bir malın hakkıdır. Dolayısıyla maden ve tarım ürünlerinde olduğu gibi nisaba ulaşması hâlinde zekâtının verilmesi gerekmektedir.” demiştir.
Şöyle cevap verilmiştir: Maden ve tarım ürünlerinin çıkartılmasında bir tür amele ve yardımcıya ihtiyaç duyulacağından –rikazın tersine– bunlardaki nisapta bir tür hafifletme bulunmaktadır. Çünkü maden ve tarım ürünlerinde vacip olan, adaletli bir yolun izlenmesidir. O hâlde –meselemizin tersine– kendisinde adaletin icrâ edilmesi muhtemel bir sınıra ulaşması için nisaba itibar edilir.