Gerek fey ve gerekse ganimet konusunda verilmesi gerekli olan beşte birlik pay olsun, bunların dağıtılması gereken yerler ve hükmü aynıdır. Her ikisinde de beşte bir oranda humus vermek vaciptir, diyenler arasında bir ihtilaf bulunmamaktadır.
Humus (beşte bir pay) beş paya bölünür. Bunu, İmam Şafii söyler. Çünkü Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Bilin ki, ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri Allah’a, Resulüne, onun akrabalarına, yetimlere, yoksullara ve yolcuya aittir.” Allah ve Resulüne verilen pay birdir.
Humusun altı paya taksim edileceği de söylenmiştir. Çünkü ayetin zahiri anlamı bunu ifade etmektedir. Bu şekilde altı sınıf olarak sayılmaktadır. Yani Yüce Allah için de bir pay vardır ve bu pay ise Yüce Allah’ın ihtiyaç sahibi kullarına harcanır.
Şöyle cevap verilmiştir: Yüce Allah’ın ayet-i kerimeye ismi celili ile başlamış olması sadece söze O’nun ismiyle teberrük olsun diyedir, yoksa O’na da bir payın ayrılması sebebiyle değildir. Çünkü dünya da ahiret de yalnız Allah’a aittir.
Rey ashabı ise ganimetlerin beşte birlik payını yetimler, yoksullar ve yolda kalmışlar için olmak üzere üç kısma ayırmaktadırlar. Hz. Peygamber’in vefat etmesi nedeniyle O’nun payını düşürmüşlerdir, bunun yanında O’nun akrabalarının payını da düşürmüşlerdir.
Nitekim rivayet edildiğine göre Katade, Yüce Allah’ın “Allah’ın, (fethedilen) ülkeler halkından Peygamberine verdiği feyler, Allah, Peygamber, yakınları, yetimler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir” ayeti hakkında şöyle demiştir: Önceleri ganimet, bu ve bundan sonraki ayetlerde zikredilen beş sınıfa aitti. Savaşa girenlere ondan bir pay veriliyordu. Ganimetlerin sadece beşte birinin, burada zikredilen ayetlerde belirtilen kimselere verileceği, geriye kalan beşte dördünün ise bizzat savaşanlara taksim edileceği bildirildi. Böylece düşmandan zorla elde edilen ganimet beş kısma ayrılır oldu. Beşte dördü bizzat savaşanlara taksim ediliyor, geriye kalan beşte biri de beş kısma taksim ediliyordu. Biri Allah’a ve Resulüne, biri Hz. Peygamber hayattayken mevcut olan akrabalarına, biri yetimlere, biri yoksullara, biri de yolda kalmışlara taksim ediliyordu. Allah’ın Resulü vefat edince Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer Allah’ın Resulü ile akrabalarına ait olan iki payı “Allah yolunda” Allah Resulünün sadakası olarak ayırmışlardır.
el-Muvaffak der ki: Ebu Hanife’nin söylediği ayet-i kerimenin zahirine terstir. Çünkü Yüce Allah, Peygamberine ve O’nun akrabalarına da pay vermek suretiyle atıfta bulunmuş, diğer üç sınıfta olduğu gibi onları da beşte birlik paydan hissedar kılmıştır. Öyleyse buna muhalefet edecek olan nassa da muhalefet etmiş sayılır. Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ömer’in, Allah’ın Resulünün akrabalarına ait olan payı “Allah yolunda” diye ayırmaları yorumuna gelince; şüphesiz bu hadise İmam Ahmed’e söylendiğinde o sükut edip başını sallamış ve bu görüşe katılmamıştır. Kendisi İbn Abbas’ın ve ona uyanların görüşünün Allah’ın kitabına ve Peygamber’in sünnetine daha uygun olması bakımından daha evla olduğunu kabul etmiştir. Zira İbn Abbas’a, akrabalarına ayrılan ganimet payı hakkında kendisine sorunca, o: “Bu bize aittir, derdik ama kavmimiz bunu bize vermeyip bize karşı geldiler” demiştir. Herhalde o, bu sözüyle kastettiği, Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ömer’in ve onlara bu hususta uyanların, Allah’ın Resulü ile akrabalarına ait olan iki payı “Allah yolunda” sınıfına katarak Allah Resulü’nün sadakası olarak ayırmış olmaları olabilir.
Sahabe-i Kiram şayet kendi arasında bir konuda ihtilaf etmiş olurlar da bazılarının görüşü kitap ve sünnete muvafık bulunursa, bu daha evla sayılır. Durum böyle olduğuna göre İbn Abbas’ın görüşü kitap ve sünnete daha muvafık düşmektedir. Çünkü Cübeyr b. Mutim rivayet ettiğine göre; Hz. Peygamber, bu humustan Haşim oğullarıyla Muttalib oğullarına verdiği gibi, Abdüşems ve Nevfel oğullarına vermedi. Hz. Ebu Bekir, humusu aynen Allah’ın Resulü gibi taksim ederdi, ama Allah’ın Resulü’nün kendi yakınlarına vermiş olduğu hisseyi, onlara vermezdi. Hz. Ömer, humustan onlara hisse verirdi. Hz. Ömer’den sonra Hz. Osman da onlara humustan pay verirdi.
“Peki, bu durumda Hz. Peygamber hayatta olmadığı halde, O’nun payı nasıl olur da halen mevcut olur?” diye sorulacak olursa, şöyle cevap veririz: Onun Hz. Peygamber’e sarf edilme yönü, Müslümanların maslahatında kullanılması ve oraya sarf edilmesi demektir. Maslahatların ve faydalı işlerin mevcudiyeti ise bakidir.