Mezhepteki sahih görüşe göre başın tekrar meshedilmesi sünnet değildir. Bu, Ebu Hanife ile İmam Malik’in de görüşüdür. Tirmizi şöyle demiştir:
“Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ashabı ile onlardan sonra gelen ilim adamlarının çoğunluğuna göre amel de buna göredir.”
Çünkü Allah’ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem)’in abdest şeklini haber veren herkes, O’nun başını bir kez meshettiğini ve diğer azalarını ise üç defa yıkadığını ifade etmişlerdir. Onların bu aktarımı, bu şekilde devam edildiğine dair ihbar anlamı taşımaktadır. Nitekim Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) en faziletli ve en kamil olanı devamlı yapmıştır. Çünkü bu taharette mesihtir. Teyemmüm, sargı ve diğer meshedilen konulardaki tekrarı ise sünnet değildir.
Bir de:
“Gusülde olduğu gibi, bir defa başın meshedilmesi bunun caiz olduğunu, ama üç defa meshetmek ise bunun daha faziletli olacağını beyan etmek için gelmiştir.”
denilemez. Çünkü ravinin:
“Bu, Hz. Peygamber’in aldığı abdestidir.”
sözü, O’nun abdestinin hep bu şekilde olduğuna işaret etmektedir. Zira sahabelerin -Allah kendilerinden razı olsun- Allah’ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem)’in abdestinin şeklini zikretmiş olmalarının başlıca sebebi; Allah’ın Elçisi’nin devamlı olarak aldığı abdestinin nasıl olacağına dair o ortamda bulunan kimseler vasıtasıyla, soru soranlara cevap vermek suretiyle bunu tarif etmeleri olmuştur.
Şayet O’nun farklı bir şekilde abdestine şahid olmuş olsalardı bu şekilde bir ifade tarzı kullanmazlardı. Bu da gösteriyor ki onlar Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’den farklı bir abdest şekline şahid olmamışlardır. Dolayısıyla (Peygamberin abdestine ters açıklama yapan) bir ravinin durumu hakkında, onun yanlış aktarımı sebebiyle sahih olmayan bir ifade kullandığına dair yorum yapmak kaçınılmaz olur, başkası söylenemez.
İmam Ahmed’den, başa tekrar meshetmenin sünnet olduğuna dair rivayet de gelmiştir. Bu, Şafii mezhebinin de görüşüdür. Hz. Osman hadisinde:
“Başını üç defa meshetti…”
ifadesi rivayet edilmiştir. Allah’ın Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem)’in abdest şekli hakkında, O’nun abdest alırken üçer kere yıkadığına dair rivayet de gelmiştir. Baş ise abdestteki asıl bölgeyi kapsadığından dolayı, bunun için yüzün üç defa yıkandığı gibi başın da tekrar edilmesi sünnet sayılmıştır.
Ancak bu kıyas, teyemmüm konusu ile çelişmektedir. Zira “üç defa” buyruğuyla başın kasdedilmiş olduğu açık değildir. Birinci (yani başın tekrar meshedilmesinin sünnet olmadığı) görüşün delili ise daha açıktır.
“Başını üç defa meshetti…” rivayetine gelince, bu ise sahih değildir. Bu noktada Ebu Davud şöyle demiştir:
“Hz. Osman’ın rivayet ettiği sahih hadislerin hepsi de başın bir defa meshedileceğine delalet ederler. Hz. Osman hadisini aktaran raviler rivayetlerinde, abdestin her uzvun üç defa yıkanmasıyla olacağını söyledikleri halde, başın sadece meshedileceğini söylemekle yetinip, diğer uzuvlardaki gibi kaç defa olacağını zikretmemişlerdir.”
Hz. Osman’dan sahih olarak gelen; O’nun abdest azalarını üç defa yıkayıp, başını bir kere meshetmiş olduğu ve herhangi bir sayı zikretmiş olmadığıdır. Nitekim Buhari ve Müslim bu şekilde rivayet etmişlerdir. Hz. Osman dışında bunu böyle rivayet edenlerin rivayeti sahih değildir.
Bunun yanında hadis hafızlarına muhalefet eden bir kimse -güvenilir bir hafız dahi olsa- yalancı olduğuna hükmedilmişken, bu hasletlere haiz olmayan bir kimseye ne demeli?
Başını ellerinin artığı olmayan, yeni aldığı bir su ile mesheder. Bu, Ebu Hanife ve İmam Şafii’nin görüşüdür. Nitekim ilim ehlinin çoğunluğu da başın meshedilmesi için yeniden su alınması görüşündedirler. Bunu, Tirmizi ifade etmiştir. Çünkü hadis-i şerifte şöyle buyrulur:
“Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) başını elinin artığı olmayan başka bir su ile meshetti.”
Kulaklar başa dahil olduğu için bu mezhep, başla birlikte kulakların da meshedilmesinin vacip olduğuna kıyasla hüküm vermiştir.
Hallal şöyle der: Hepsi de Abdullah’ın babasından (yani İmam Ahmed’den) nakilde bulunarak; kulakları kasden ya da unutarak meshetmeyi terk eden kimsenin bu abdestinin makbul olacağına dair hüküm vermişlerdir. Çünkü kulaklar başa tabidir ve “baş” isminin kullanımından, iki kulağın başa dahil oldukları anlamının çıkarılması da anlaşılmaz; zira başın diğer cüzlerine de benzememektedirler.
Bu nedenle de başın bir kısmının meshedilmesinin yeterli görüşünü kabul edenler, kulakların meshedilmesiyle başın da meshedilmiş olacağını yeterli görmezler.
Birinci görüş olan kulakların başla birlikte meshedilmesi görüşü daha evladır. Çünkü Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) kulaklarını başıyla birlikte meshederdi.
Kulakların içine işaret parmağının sokularak, baş parmakla da kulakların dışını meshetmek müstehap sayılmıştır.