"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Bakara 50

Hani sizin için denizi yardık; sizi kurtardık ve siz bakıp dururken Firavun ailesini boğduk.

Okunuşu ve Kelime Anlamı
Ve (ve) iz (hani) feraknâ (yarmıştık) bikumu (sizin için) l-bahre (denizi) fe-encaynâkum (kurtardık sizi) ve (ve) ağraknâ (boğduk) âle (ailesini) fir‘avne (Firavun’un) ve (ve) entum (siz) tanzurûn (bakıyordunuz)

Mukatil Tefsiri
“Hani sizin için denizi yarmıştık.” Deniz sağlı sollu iki karşılıklı dağ gibi yarılmıştı. Her bir taraf diğerine bakıyordu. Yolun bir tarafından diğer tarafına pencereler açılmıştı ki her kabile diğerini görsün ve bu onlara daha güven verici olsun. “Böylece sizi kurtardık.” Yani boğulmaktan kurtardık. “Firavun ailesini boğduk.” Yani Mısır halkı olan Kıptîleri boğduk. “Siz bakıp dururken.” Yani onların ataları bunun gerçek olduğunu biliyorlardı. Bu da Allah’ın nimetlerinden biriydi.

Taberi Tefsiri
Ebû Ca‘fer dedi ki: “Sizin için denizi yardığımız zaman” sözünün yorumu şudur: Bu ifade, “Sizi kurtardığımız zaman” sözüne atfedilmiştir; yani “Size verdiğim nimeti hatırlayın, sizi Firavun ailesinden kurtardığımız zamanı hatırlayın ve sizin için denizi yardığımız zamanı hatırlayın” demektir. “Sizin için denizi yardık” sözünün anlamı, denizi sizin için ayırdık demektir. Çünkü onlar on iki boy idiler; deniz de on iki yol olarak ayrıldı ve her boy bu yollardan birine girdi. İşte Allah’ın onlar için denizi yarması ve onları on iki yola ayırarak denizi onlar için bölmesi budur. Nitekim Musa b. Harun bana rivayet etti; dedi ki: Amr b. Hammâd bize rivayet etti; dedi ki: Esbât b. Nasr, Suddî’den şöyle rivayet etti: Musa denize gelince ona “Ebû Hâlid” diye seslendi ve asasıyla vurdu; deniz yarıldı, her parça büyük bir dağ gibi oldu. İsrailoğulları denize girdiler. Denizde on iki yol vardı ve her yolda bir boy bulunuyordu.

Basralı bazı nahivciler, “Sizin için denizi yardık” sözünün anlamının “sizinle suyun arasını ayırdık” olduğunu söylemişlerdir. Bununla, “sizinle denizin arasını ayırdık ve geçtiğiniz yerde suyu engelledik” demek istemişlerdir. Fakat bu, ayetin zahirine aykırıdır. Çünkü Allah, kavim ile denizin arasını ayırdığını değil, kavim sebebiyle denizi yardığını haber vermiştir. Dolayısıyla yorum, onların söylediği gibi olamaz. Denizin kavim için yarılması, eserlerde geldiği üzere, deniz yolunun onlara göre ayrılmasıdır.

“Böylece sizi kurtardık, Firavun ailesini de boğduk; siz de bakıyordunuz.” (Bakara 50) sözünün yorumu hakkında Ebû Ca‘fer dedi ki: Eğer biri bize, “Allah Firavun ailesini nasıl boğdu ve İsrailoğullarını nasıl kurtardı?” diye sorarsa, ona şöyle denir: İbn Humeyd bize rivayet etti; dedi ki: Seleme bize, İbn İshak’tan, o da Muhammed b. Ka‘b el-Kurazî’den, o da Abdullah b. Şeddâd b. el-Hâd’dan rivayet etti; dedi ki: Bana anlatıldığına göre Firavun, Musa’nın peşine yetmiş bin siyah atla çıktı; ordusundaki kır atlar bunun dışındaydı. Musa ise yürüdü ve denize ulaştığında artık başka bir kaçış yolu kalmamıştı. Firavun da ordusuyla arkalarından göründü. “İki topluluk birbirini görünce Musa’nın arkadaşları: ‘Biz yakalandık!’ dediler.” (Şuarâ 61) Musa ise, “Hayır, Rabbim benimle beraberdir; bana yol gösterecektir.” (Şuarâ 62) dedi. Yani kurtuluş yolunu gösterecektir; çünkü Allah bunu ona vadetmişti ve Allah’ın vaadinde dönüş yoktur.

İbn İshak dedi ki: Allah denize şöyle vahyetti: “Musa sana asasıyla vurduğu zaman onun için yarıl.” Deniz, Allah korkusundan ve emrini beklemekten gece boyunca birbirine çarpıp durdu. Sonra Allah Musa’ya, “Asanla denize vur.” (Şuarâ 63) diye vahyetti. Musa, Allah’ın kendisine verdiği kudretle asasıyla denize vurdu. “Deniz yarıldı ve her parça büyük bir dağ gibi oldu.” (Şuarâ 63) Allah Musa’ya, “Onlara denizde kupkuru bir yol aç; yetişilmekten korkma ve endişe etme.” (Tâhâ 77) buyurdu. Deniz onun için kuru bir yol hâline gelince Musa İsrailoğullarıyla birlikte oradan geçti. Firavun da ordusuyla onların peşine düştü.

Muhammed b. Ka‘b el-Kurazî’den ve Abdullah b. Şeddâd b. el-Hâd’dan rivayet edildiğine göre İsrailoğulları denize girip içlerinde kimse kalmayınca Firavun atının üzerinde denizin kenarında durdu. Deniz hâlâ yarılmış durumdaydı. At denize girmeye çekindi. Cebrâil ona, kızgınlık hâlindeki bir kısrak üzerinde göründü. Firavun’un aygırı kısrağın kokusunu alınca onu takip etti ve Firavun üzerindeyken denize girdi. Firavun’un askerleri onun denize girdiğini görünce onlar da girdiler. Cebrâil önde, onlar Firavun’un peşinde, Mîkâil de arkada bir at üzerinde onları sürüyor ve “Sahibinize yetişin” diyordu. Cebrâil denizden çıkıp önünde kimse kalmayınca, Mîkâil de diğer tarafta durup arkasında kimse kalmayınca deniz onların üzerine kapandı. Firavun, Allah’ın kudretini görünce zilletini ve yardımsız kaldığını anladı ve “İsrailoğullarının iman ettiği ilâhtan başka ilâh olmadığına iman ettim; ben de Müslümanlardanım.” (Yûnus 90) diye seslendi.

Hasan b. Yahyâ bize rivayet etti; dedi ki: Abdürrezzâk bize, Ma‘mer’den, o da Ebû İshak el-Hemdânî’den, o da Amr b. Meymûn el-Evdî’den rivayet etti: Musa İsrailoğullarıyla yola çıkınca bu durum Firavun’a ulaştı. Firavun, “Horoz ötünceye kadar onların peşine düşmeyin” dedi. O gece sabaha kadar hiçbir horoz ötmedi. Sonra bir koyun getirtip kestirdi ve “Ben bunun ciğerini bitirmeden altı yüz bin Kıptî yanımda toplanmış olacak” dedi. Ciğerini bitirmeden altı yüz bin Kıptî yanında toplandı. Sonra yola çıktı. Musa denize varınca arkadaşlarından Yuşa b. Nûn denilen biri ona, “Rabbin sana nereye gitmeni emretti, ey Musa?” dedi. Musa, denizi işaret ederek “Önüne” dedi. Yuşa atını denize sürdü, suyun derinliğine kadar gitti, sonra geri döndü ve “Rabbin sana nereye gitmeni emretti, ey Musa? Vallahi sen yalan söylemedin ve sana da yalan söylenmedi” dedi. Bunu üç kez yaptı. Sonra Allah Musa’ya, “Asanla denize vur.” (Şuarâ 63) diye vahyetti. Deniz yarıldı ve her parça büyük bir dağ gibi oldu. Musa ve beraberindekiler yürüdüler. Firavun da onların yolundan onları takip etti. Hepsi denizin içine girince Allah denizi onların üzerine kapattı. İşte Allah’ın “Firavun ailesini de boğduk; siz de bakıyordunuz.” (Bakara 50) sözü budur. Ma‘mer dedi ki: Katâde şöyle dedi: Musa’nın yanında altı yüz bin kişi vardı. Firavun ise bir milyon yüz bin atlıyla onun peşine düştü.

İbn Abbas’tan rivayet edildiğine göre Allah Musa’ya, “Kullarımı geceleyin yürüt; çünkü takip edileceksiniz.” (Şuarâ 52) diye vahyetti. Musa İsrailoğullarını gece yürüttü. Firavun, dişi atlar dışında bir milyon atlıyla onların peşine düştü. Musa’nın yanında altı yüz bin kişi vardı. Firavun onları görünce, “Bunlar küçük bir topluluktur; bizi öfkelendirmişlerdir; biz ise tedbirli bir topluluğuz.” (Şuarâ 54-56) dedi. Musa İsrailoğullarını yürüttü, denize vardılar; arkalarına baktıklarında Firavun’un hayvanlarının tozunu gördüler. “Ey Musa, sen bize gelmeden önce de geldikten sonra da eziyet gördük.” (A‘râf 129) dediler. “Önümüzde deniz, arkamızda Firavun var.” Musa, “Umulur ki Rabbiniz düşmanınızı helak eder, sizi yeryüzünde onların yerine geçirir ve nasıl davranacağınıza bakar.” (A‘râf 129) dedi. Sonra Allah Musa’ya, “Asanla denize vur.” (Şuarâ 63) diye vahyetti ve denize de, “Musa sana vurduğu zaman onu dinle ve itaat et” diye vahyetti. Deniz korkuyla titredi; Musa’nın kendisine hangi taraftan vuracağını bilmiyordu. Yuşa Musa’ya, “Ne ile emrolundun?” dedi. Musa, “Denize vurmam emredildi” dedi. Yuşa, “O hâlde vur” dedi. Musa asasıyla denize vurdu; deniz yarıldı ve içinde on iki yol oluştu. Her yol büyük bir dağ gibiydi ve her boy kendine ait yola girdi. Yollara girdiklerinde birbirlerine, “Arkadaşlarımızı niçin görmüyoruz?” dediler. Musa’ya, “Arkadaşlarımız nerede, onları görmüyoruz” dediler. Musa, “Yürüyün, onlar da sizin yolunuz gibi bir yoldadır” dedi. “Onları görmeden razı olmayız” dediler. Musa dua etti. Allah ona asasıyla denizin duvarlarına işaret etmesini vahyetti. Musa öyle yaptı; deniz duvarlarında pencereler açıldı ve birbirlerini görür oldular. Böylece yürüdüler ve denizden çıktılar. Musa’nın kavminin sonuncuları denizden çıkınca Firavun ve ordusu denize daldı. Firavun siyah bir aygır üzerindeydi. Aygır denize girmekten çekinince Cebrâil kızgınlık hâlindeki bir kısrak suretinde ona göründü. Aygır onu görünce peşinden denize atıldı. Musa’ya, “Denizi açık bırak.” (Duhân 24) denildi. Firavun ve kavmi denize girince, Musa’nın kavminin sonuncusu çıkıp Firavun’un kavminin sonuncusu da girince deniz Firavun ve kavminin üzerine kapandı; hepsi boğuldu.

Suddî’den rivayet edildiğine göre Allah Musa’ya İsrailoğullarını çıkarmasını emretti ve “Kullarımı geceleyin yürüt; çünkü takip edileceksiniz.” (Duhân 23) buyurdu. Musa ve Harun kavimleriyle çıktılar. Kıptîlerin üzerine ölüm salındı; her ilk doğan erkek öldü. Sabah olunca onları defnetmekle meşgul oldular ve İsrailoğullarını takip etmekten geri kaldılar. Güneş doğunca peşlerine düştüler. İşte Allah’ın “Güneş doğarken onların peşine düştüler.” (Şuarâ 60) sözü budur. Musa İsrailoğullarının arkasında, Harun ise önünde yürüyordu. Mümin kişi Musa’ya, “Ey Allah’ın peygamberi, nereye gitmen emredildi?” dedi. Musa, “Denize” dedi. Adam denize atılmak istedi, Musa onu engelledi. Musa altı yüz yirmi bin savaşçıyla çıkmıştı; yirmi yaşın altındakiler küçük, altmış yaşın üzerindekiler yaşlı sayıldığı için hesaba katılmıyordu; bunun dışında çocuklar da vardı. Firavun ise, öncüsü Hâmân olmak üzere bir milyon yedi yüz bin atlıyla onların peşine düştü. Atların içinde dişi yoktu. Allah’ın “Firavun şehirlere toplayıcılar gönderdi: ‘Bunlar küçük bir topluluktur.’” (Şuarâ 53-54) sözü bunu anlatır. Harun öne geçti ve denize vurdu, fakat deniz açılmadı ve “Bana vuran bu zorba kim?” dedi. Musa gelince ona “Ebû Hâlid” diye seslendi ve asasıyla vurdu. Deniz yarıldı; “her parça büyük bir dağ gibi oldu.” (Şuarâ 63) İsrailoğulları denize girdiler. Denizde on iki yol vardı ve her yolda bir boy bulunuyordu. Yollar duvarlarla ayrılmıştı. Her boy, “Arkadaşlarımız öldü” dedi. Musa bunu görünce Allah’a dua etti. Allah denizi onlar için kemerler gibi geçitler hâline getirdi; sonrakiler öncekileri gördüler ve hepsi çıktı. Sonra Firavun ve ordusu yaklaştı. Firavun denizin yarılmış olduğunu görünce, “Görmüyor musunuz? Deniz benden korktu ve düşmanlarıma yetişip onları öldüreyim diye bana açıldı” dedi. İşte Allah’ın “Diğerlerini de oraya yaklaştırdık.” (Şuarâ 64) sözü budur. Firavun yolların girişinde durunca atları girmek istemedi. Cebrâil bir kısrak üzerinde indi. Aygır kısrağın kokusunu alınca peşinden denize atıldı. Öncekileri çıkmak üzereyken, sonuncuları da girmişken Allah denize onları yakalamasını emretti; deniz üzerlerine kapandı.

İbn Zeyd dedi ki: Firavun onları karadan denize kadar sıkıştırınca, “Eğer doğru söylüyorlarsa denize girsinler” dedi. Musa’nın arkadaşları Firavun’u görünce, “Biz yakalandık!” dediler. Musa, “Hayır, Rabbim benimle beraberdir; bana yol gösterecektir.” (Şuarâ 61-62) dedi. Musa denize, “Benim Allah’ın elçisi olduğumu bilmiyor musun?” dedi. Deniz, “Evet” dedi. Musa, “Bunların Allah’ın kulları olduğunu ve onları buraya getirmemin bana emredildiğini bilmiyor musun?” dedi. Deniz, “Evet” dedi. Musa, “Bunun Allah’ın düşmanı olduğunu bilmiyor musun?” dedi. Deniz, “Evet” dedi. Musa, “Öyleyse bana ve benimle birlikte olanlara bir yol aç” dedi. Deniz, “Ey Musa, ben mülk edinilmiş bir kulum; Allah bana emretmedikçe benim bir yetkim yoktur” dedi. Allah denize, “Musa sana asasıyla vurduğunda yarıl” diye vahyetti. Musa’ya da denize vurmasını vahyetti ve “Onlara denizde kupkuru bir yol aç; yetişilmekten korkma ve endişe etme.” (Tâhâ 77) buyurdu. Ayrıca “Denizi açık bırak.” (Duhân 24) buyurdu. Deniz on iki parçaya ayrıldı; her boy bir yoldan geçti. Bir boy, kendilerinden önce giren boy için “Onlar helak oldu” diyordu. Bu düşünce kalplerine girince Allah denize vahyetti; deniz onlar için köprüler yaptı ve birbirlerini görür oldular. İsrailoğullarının sonuncusu çıkıp Firavun’un ordusunun sonuncusu girince Allah denize emretti ve deniz Firavun’un kavminin üzerine kapandı.

“Bakıyordunuz” (Bakara 50) sözünün anlamı, Allah’ın sizin için denizi yarmasına, sizi kurtardığı yerde Firavun ailesini helak etmesine ve büyük kudretine bakıyordunuz demektir. Allah onlara denizin kendisine itaatini gösterdi: daha önce akıcı ve sıvı olan deniz, Allah’ın emrine boyun eğerek dağlar gibi yükselmiş parçalara dönüştü ve yerinden ayrılmadı. Allah bununla onlara delillerini gösterdi, önceki atalarına verdiği nimetleri hatırlattı ve peygamberimiz Muhammed’i yalanlamaları hâlinde, Musa’yı yalanlayan Firavun ve ailesinin başına gelen şeyin kendi başlarına da gelebileceği konusunda onları uyardı.

Bazı Arap dili âlimleri “Siz de bakıyordunuz” sözünü, “Dövüldün, ailen de bakıyordu; sana gelmediler ve yardım etmediler” sözündeki gibi, “yakınınızda ve görebilecek durumdaydılar” anlamında yorumlamışlardır. Allah’ın “Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmedin mi?” (Furkân 45) sözü de onların görüşüne göre bilgi anlamındadır, gözle görme anlamında değildir. Onları bu yoruma sevk eden şey, “Siz Firavun’un boğulmasına bakıyordunuz” diye anlamalarıdır; çünkü onlara göre İsrailoğulları, denizin kendilerini kuşatması sebebiyle Firavun’un boğuluşuna bakacak durumda değillerdi. Fakat ayetin doğru yorumu bu değildir. Doğru anlam şudur: Siz, Allah’ın denizi sizin için nasıl yardığını, Firavun ailesinin dalgalar arasında nasıl helak edildiğini ve sizin için denizde kuru bir yol hâline getirilen yerde Allah’ın kudretini gözlerinizle görüyordunuz. Bu, zannettikleri gibi bilgiyle görme değil, bizzat gözle görmeydi.

Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/bakara-49/,https://kutsalayet.de/bakara-51/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız