Ey iman edenler! Size rızık olarak verdiklerimizden infak edin; öyle bir gün gelmeden önce ki o günde ne alışveriş vardır, ne dostluk, ne de şefaat. Kâfirler ise zalimlerin ta kendileridir.
Okunuşu ve Kelime Anlamı
Ya eyyuhellezine amenu enfiku (ey iman edenler, harcayın) mimma razaknakum (size verdiğimiz rızıktan) min kabli en ye’tiye yevmun (öyle bir gün gelmeden önce) la bey‘un fihi (onda alışveriş yoktur) ve la hullatun (dostluk yoktur) ve la şefa‘a (şefaat yoktur) vel-kafirune humu z-zalimun (inkârcılar zalimlerin ta kendileridir)
Mukatil Tefsiri
“Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıktan infak edin” yani mallardan Allah’a itaat yolunda harcayın.
“Öyle bir gün gelmeden önce ki, o günde ne alışveriş vardır” buyruğu, o günde fidyenin bulunmadığı anlamındadır.
“Ne dostluk vardır” yani aralarındaki dostluk sebebiyle birinin diğerine bir şey vermesi de yoktur.
“Ne de şefaat” yani kâfirler için dünyadaki insanların birbirlerine yaptıkları gibi bir şefaat yoktur. Ahirette bunların hiçbirisi bulunmaz.
“Kâfirler ise zalimlerin ta kendileridir.”
Taberi Tefsiri
Yüce Allah’ın bu sözüyle kastettiği şudur: Ey iman edenler! Size verdiğimiz mallardan Allah yolunda harcayın, sadaka verin ve mallarınızda üzerinize farz kıldığımız hakları yerine getirin. İbn Cüreyc’den bize ulaştığına göre o da bu ayeti böyle açıklıyordu.
Kasım bize rivayet etti; Hüseyin’in, onun da Haccâc’tan, onun İbn Cüreyc’den naklettiğine göre İbn Cüreyc, “Ey iman edenler! Size rızık olarak verdiklerimizden infak edin” ayeti hakkında şöyle demiştir: “Bu, zekâtı ve gönüllü sadakayı kapsar.”
“Öyle bir gün gelmeden önce ki o günde ne alışveriş vardır, ne dostluk, ne de şefaat” buyruğunun anlamı ise şudur: Dünya hayatınızda mallarınızdan Allah yolunda harcayarak, yoksullara ve ihtiyaç sahiplerine sadaka vererek, Allah’ın mallarınızda üzerinize farz kıldığı hakları yerine getirerek, Allah katında kendiniz için azık hazırlayın. Allah’ın dostları için hazırladığı ikram ve nimetleri, size emrettiği ve teşvik ettiği infaklarla satın alın. Bunu yapmaya gücünüz yettiği sürece önden gönderin.
“Öyle bir gün gelmeden önce ki o günde alışveriş yoktur” ifadesi, o gün geldiğinde artık dünyada mal harcayarak elde etmeye güç yetirdiğiniz şeyleri satın alma imkânınızın kalmayacağı anlamına gelir. Çünkü o gün ceza, mükâfat ve hesap günüdür; amel işleme, kazanç elde etme, itaat veya günah işleme günü değildir. O gün artık Allah’a itaat ederek veya mal infak ederek keramet ehlinin makamlarını satın alma imkânı bulunmaz.
Sonra Yüce Allah, o gün dünya hayatındaki gibi faydalı bir dostluğun da olmayacağını haber vermektedir. Çünkü dünyada kişinin dostu ona yardım eder, onu kötülük isteyenlere karşı destekler ve onun yanında yer alırdı. Fakat kıyamet gününde hiç kimse Allah’a karşı bir başkasına yardım edemez. Takva sahipleri dışında dostlar birbirine düşman olacaktır. Nitekim Yüce Allah başka bir ayette bunu haber vermiştir.
Yine Allah onlara haber vermektedir ki, o gün artık dünyada sahip oldukları mallarla satın alma imkânları kalmadığı gibi, dostlardan gelecek yardım ve destekten de mahrum olacaklardır. Dünyada insanlar akrabalık, komşuluk, dostluk ve benzeri sebeplerle birbirlerine şefaat ederlerdi. Fakat kıyamet gününde bütün bunlar ortadan kalkacaktır. Nitekim Allah, cehennem ehlinin sözünü şöyle haber vermiştir: “Artık bizim için ne şefaatçiler vardır ne de candan bir dost.” (Şuarâ 101)
Bu ayetteki şefaat ifadesi genel lafızla gelmiş olsa da kastedilen özeldir. Bunun anlamı şudur: Allah’a küfredenler için o gün ne alışveriş, ne dostluk ne de şefaat vardır. Çünkü Allah’ın velileri ve O’na iman edenler birbirlerine şefaat edeceklerdir. Bu hususun doğruluğunu daha önce açıklamıştık.
Katâde de bu ayet hakkında şöyle demiştir: Bişr bize rivayet etti; Yezîd’in, onun da Saîd’den, onun Katâde’den naklettiğine göre Katâde şöyle demiştir: “Allah biliyordu ki insanlar dünyada birbirlerini sever ve birbirlerine şefaat ederler. Fakat kıyamet gününde dostluk yalnızca takva sahiplerinin dostluğudur.”
“Ve kâfirler, işte onlar zalimlerin ta kendileridir” buyruğunun anlamı ise şöyledir: Allah’ı inkâr eden, O’nu ve peygamberlerini yalanlayanlar zalimlerin kendileridir. Yani onlar inkârlarını yerli yerinde kullanmayan, yapmamaları gerekeni yapan ve söylememeleri gerekeni söyleyen kimselerdir. Zulmün anlamını daha önce delilleriyle açıkladığımız için burada tekrar etmeye gerek yoktur.
Bu ayetteki “Kâfirler işte onlar zalimlerdir” ifadesi, “ne dostluk ne de şefaat vardır” sözünün özellikle kâfirler hakkında olduğunu açıkça göstermektedir. Çünkü Allah bu sözün hemen ardından “Kâfirler işte onlar zalimlerdir” buyurmuştur. Böylece anlam şu olmaktadır: Biz kâfirleri dostların yardımından ve yakınların şefaatinden mahrum bıraktık; bunu yapmakla onlara zulmetmiş olmadık. Çünkü bu, onların dünyada Allah’a küfretmelerinin karşılığıdır. Asıl kendilerine zulmedenler kâfirlerin kendileridir; çünkü onlar Rablerinin azabını gerektiren fiilleri işlemişlerdir.
Eğer biri şöyle derse: “Ayet iman edenlere hitapla başladığı hâlde tehdit nasıl kâfirlere yöneldi?” ona şöyle cevap verilir: Bu ayetten önce Allah iki gruptan söz etmişti; biri iman edenler, diğeri inkâr edenlerdi. Bu da şu ayettir: “Fakat onlar ihtilaf ettiler; içlerinden kimi iman etti, kimi inkâr etti.” (Bakara 253)
Ardından Allah, iman edenleri kendisine yaklaştıracak amellere teşvik etti; yani Allah yolunda ve O’nun düşmanları olan kâfirlere karşı cihad uğrunda infakta bulunmaya çağırdı. Çünkü kâfirler mallarını Allah’a isyan yolunda ve O’nun yolundan alıkoymak için harcıyorlardı. Bu nedenle Yüce Allah şöyle buyurdu: “Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıktan siz infak edin.” Yani siz, Allah’a itaat yolunda harcayın; çünkü kâfirler Allah’a isyan yolunda harcamaktadırlar.
Sonra Allah, kâfirlerin o gün artık dünyada kaçırdıkları fırsatları satın alma imkânı bulamayacaklarını, onları koruyacak dostlarının ve kendilerine şefaat edecek şefaatçilerinin bulunmayacağını haber verdi. Bu ise onların küfürlerinin karşılığıdır. Onlar kendilerine zulmetmişlerdir; Allah kullarına zulmeden değildir.
Muhammed b. Abdürrahîm bana rivayet etti; Amr b. Ebû Seleme’nin, onun da Ömer b. Süleyman’dan, onun Atâ b. Dînâr’dan naklettiğine göre Atâ şöyle demiştir:
“Hamdolsun Allah’a ki ‘Kâfirler işte onlar zalimlerdir’ buyurdu da, ‘Zalimler işte onlar kâfirlerdir’ buyurmadı.”
Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…