"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Bakara 236

Kadınları, onlara dokunmadan veya onlar için bir mehir belirlemeden boşarsanız, size bir günah yoktur. Onları faydalandırın; zengin olan gücüne göre, dar imkânlı olan da gücüne göre, uygun bir şekilde bir faydalandırma olmak üzere. Bu, iyilik yapanlar üzerine bir haktır.

Okunuşu ve Kelime Anlamı
La cunaha aleykum (size günah yoktur) in tallaktumu n-nisae (kadınları boşarsanız) ma lem temessuhunne (onlara dokunmamışsanız) ev tefridu lehinne feridah (ya da onlar için bir mehir belirlememişseniz) ve mettiuhunne (onlara bir şeyler verin) ala l-musi‘i kaderuhu (zengin olan gücüne göre) ve ala l-muktiri kaderuhu (fakir olan da gücüne göre) meta‘an bil-ma‘ruf (güzellikle bir geçimlik) hakkan ala l-muhsinin (iyilik yapanlar üzerine bir haktır)

Mukatil Tefsiri
“Kendilerine dokunmadan veya mehir belirlemeden kadınları boşarsanız size günah yoktur.” Yani kadınlarla cinsel birleşme olmadan ve mehir belirlenmeden boşama gerçekleşirse bunda bir sakınca yoktur.

Bu durumda erkek, eşini kendisiyle birlikte olmadan ve mehir belirlemeden boşamış olur. Böyle bir kadına mehir gerekmez, iddet gerekmez; ancak uygun bir şekilde mut‘a verilmesi gerekir. Koca, boşadığı bu kadına mut‘a vermeye zorlanır. Bunun belirli bir miktarı yoktur.

Bu ayet, Ensar’dan bir adam hakkında indi. Bu kişi Benî Hanîfe’den bir kadınla evlenmiş, ona mehir belirlememiş, sonra da onunla birlikte olmadan boşamıştı. Peygamber ona: “Ona bir şey verdin mi?” diye sordu. Adam: “Hayır.” dedi. Bunun üzerine Peygamber şöyle buyurdu: “Başlığını ona ver. Gerçi değersizdir ama ben sünneti yaşatmak istedim.”

“Zengin olan gücüne göre, fakir olan da gücüne göre.” Yani kişinin mali durumuna göre. “Uygun bir şekilde faydalanacakları bir şey.” Yani miktarı belirlenmemiş bir mut‘adır ve bu vaciptir.

“Bu, iyilik yapanlar üzerine bir haktır.”

Taberi Tefsiri
Yüce Allah’ın “Size günah yoktur” sözüyle kastettiği şudur: Kadınları boşarsanız size bir sıkıntı yoktur. Yani kadınlarınızı ve eşlerinizi, onlara dokunmadığınız müddetçe boşamanızda size bir sıkıntı yoktur. Burada “dokunma” ile kastedilen, onlarla cinsel ilişkide bulunmamanızdır. Bu yerde “temas” kelimesi cinsel ilişki adının kinayesidir. Nitekim İbn Abbas şöyle demiştir: “Temas, cinsel ilişkidir; fakat Allah dilediği şeyi dilediği şeyle kinayeli anlatır.” İbn Abbas’tan gelen başka bir rivayette de şöyle denmiştir: “Temas, nikâhtır.”

Kıraat âlimleri bu ifadenin okunuşunda ihtilaf etmiştir. Hicaz ve Basra kıraatçilerinin çoğu bunu “onlara dokunmadığınız müddetçe” şeklinde, “temessûhunne” kelimesinin başındaki t harfini fetha ile, elifsiz okumuştur. Bu, “ona dokundum” sözünden gelir. Sanki onlar bu okuyuşu, üzerinde ittifak edilen “Bana hiçbir beşer dokunmadı.” [Âl-i İmrân: 47] ayetindeki okuyuşa katmak için tercih etmişlerdir.

Başkaları ise bunu “tümâssûhunne” şeklinde, t harfini ötreli ve m harfinden sonra elifle okumuşlardır. Bunu da üzerinde ittifak edilen “Birbirlerine dokunmadan önce bir köle azat etmek gerekir.” [Mücâdele: 3] ayetindeki okuyuşa katmışlardır. Bunu, erkek ve kadından her birinin diğerine yaptığı fiil anlamında kabul etmişlerdir.

Bizim bu konudaki görüşümüz şudur: Bu iki okuyuş da anlam bakımından sahihtir ve yorum bakımından uyumludur. Bunlardan birinde hüküm ve anlamda farklılığı gerektirmeyen ilave bir anlam bulunsa da durum böyledir. Çünkü bir kimseye “Eşime dokundum” denildiğinde, anlayış sahibi biri dokunulan kadının bedeninden, dokunan erkeğin bedenine temas eden şeyin, dokunanın bedeninden ona temas eden şeye denk olduğunu bilmezlik etmez. Her biri hakkında tek başına “arkadaşına dokundu” diye haber verilse de, aynı haberden diğerinin de ona temas ettiği anlaşılır. Bu sebeple anlamları aynı olduğu ve her iki okuyuş da çokça okunduğu için, birini diğerinden daha doğru saymanın bir yolu yoktur. Bilakis okuyucu hangisini okursa, kıraatinde hakka isabet etmiş olur.

Yüce Allah’ın “Kadınları, onlara dokunmadan veya onlar için bir mehir belirlemeden boşarsanız size günah yoktur” sözüyle kastettiği, kendileriyle birleşmeden önce boşanan ve nikâhta kendileri için mehir belirlenmiş kadınlardır. Bunu böyle söyledik; çünkü nikâhlanan her kadın iki durumdan birindedir: Ya kendisine mehir belirlenmiştir ya da belirlenmemiştir. Bundan sonra gelen “veya onlar için bir mehir belirlemeden” sözüyle anladık ki, “Kadınları onlara dokunmadan boşarsanız size günah yoktur” sözüyle kastedilen, kendisine mehir belirlenmiş kadındır. Çünkü burada kastedilen kadın mehir belirlenmemiş kadın olsaydı, “veya onlar için bir mehir belirlemeden” sözünün anlaşılır bir anlamı olmazdı. Zira “Kendileriyle birleşmediğiniz bir nikâhta, kadınları mehir belirlemeden boşarsanız size günah yoktur veya onlar için mehir belirlemeden boşarsanız” denmesinin bir anlamı olmaz.

Bu durumda doğru yorum şudur: Kadınlarınızdan kendilerine mehir belirlenmiş olanları, onlara dokunmadan önce boşamanızda size günah yoktur; kendilerine mehir belirlenmemiş olanları da mehir belirlemeden önce boşamanızda size günah yoktur.

Yüce Allah’ın “veya onlar için bir mehir belirlemeden” sözünün yorumu: Yüce Allah’ın “veya onlar için belirlemeden” sözü, “veya onlar için gerekli kılmadan” demektir. “Belirlenmiş şey” sözüyle de vacip mehir kastedilmiştir. Nitekim İbn Abbas şöyle demiştir: “Belirlenen şey, mehirdir.”

“Farz” kelimesinin aslı vacip olan şeydir. Şairin şu sözü de böyledir: “Yaptığım şey farz idi; zina için recmin farz oluşu gibi.” Yani zinanın cezası olan recm nasıl vacip ise. Bu yüzden “Sultan falancaya iki bin farz etti” denir; yani ona bunu gerekli kıldı ve divandan rızık olarak verdi.

Yüce Allah’ın “Onları faydalandırın; eli geniş olan kendi gücüne göre, darlık içinde olan da kendi gücüne göre” sözünün yorumu: Yüce Allah’ın “Onları faydalandırın” sözü, “Mallarınızdan onlara faydalanacakları bir şey verin; bunu zenginlik ve darlık bakımından durumlarınıza göre yapın” demektir.

Tevil ehli, Allah’ın erkeklere emrettiği bu şeyin miktarı konusunda ihtilaf etmiştir. Bazıları şöyle demiştir: Bunun en üstü hizmetçidir; onun altında para, onun altında da elbise vardır.

İbn Abbas şöyle demiştir: Boşama mutasının en üstü hizmetçi, onun altında para, onun altında da elbisedir. Şa‘bî’ye boşanan kadına verilecek mutanın orta miktarı sorulduğunda şöyle demiştir: Başörtüsü, gömleği, dış örtüsü ve bürgüsüdür.

İbn Abbas, “Onları faydalandırın; eli geniş olan kendi gücüne göre, darlık içinde olan da kendi gücüne göre, örfe uygun bir faydalandırma olarak; bu, iyilik edenler üzerine bir haktır.” ayeti hakkında şöyle demiştir: Bu, bir erkeğin kadınla evlenip ona mehir belirlememesi, sonra onunla birleşmeden önce onu boşaması hakkındadır. Allah ona, darlığına ve genişliğine göre kadını faydalandırmasını emretmiştir. Eğer varlıklı ise onu hizmetçi veya buna benzer bir şeyle faydalandırır; eğer darlık içinde ise üç elbise veya buna benzer bir şeyle faydalandırır.

Şa‘bî’ye bunun orta miktarı sorulmuş, o da şöyle demiştir: Kadının evdeki elbisesi, gömleği, başörtüsü, bürgüsü ve dış örtüsüdür. Şa‘bî dedi ki: Şüreyh beş yüzle muta verirdi. Âmir de şöyle demiştir: Şüreyh beş yüzle muta verirdi. Ona bunun orta miktarı sorulduğunda, “Kadının evindeki elbiseleri; gömlek, başörtüsü, bürgü ve dış örtüdür.” demiştir.

Şa‘bî şöyle demiştir: Muta bakımından orta olan, kadının evdeki elbiseleridir: gömlek, başörtüsü, bürgü ve dış örtü. Yine Şa‘bî şöyle demiştir: Şüreyh beş yüzle muta verdi. Muta bakımından orta olan da gömlek, başörtüsü, dış örtü ve bürgüdür.

Rebî‘ b. Enes, “Kadınları onlara dokunmadan veya onlar için bir mehir belirlemeden boşarsanız size günah yoktur. Onları faydalandırın; eli geniş olan kendi gücüne göre, darlık içinde olan da kendi gücüne göre, örfe uygun bir faydalandırma olarak; bu, iyilik edenler üzerine bir haktır.” ayeti hakkında şöyle demiştir: Bu, bir erkeğin kadınla evlenip ona mehir belirlememesi, sonra onunla birleşmeden önce onu boşaması hakkındadır. Kadına örfe uygun bir muta verilir; mehir verilmez. Bunun en azı üç elbisedir: gömlek, başörtüsü, dış örtü ve izar.

Katade de bu ayet hakkında şöyle demiştir: Bu, bir erkeğin kadınla evlenip ona mehir belirlememesi, sonra onunla birleşmeden önce onu boşaması hakkındadır. Kadına örfe uygun muta verilir; belirlenmiş mehir verilmez. Şöyle denirdi: Eğer imkân sahibi ise mutlaka izar, dış örtü, gömlek ve başörtüsü vermelidir.

Âmir’e “Erkek eşine ne kadar muta verir?” diye soruldu. O şöyle dedi: “Malına göre.” Humeyd b. Abdurrahman b. Avf’un annesi şöyle demiştir: “Abdurrahman’ın, Ebu Seleme’nin annesini boşadığında ona muta olarak verdiği siyah cariyeyi görür gibiyim.” Şu‘be’ye “Hammemehâ ne demektir?” denildi. O şöyle dedi: “Ona muta verdi.”

İbn Sîrîn şöyle demiştir: Hizmetçiyle, nafakayla veya elbiseyle muta verilirdi. Hasan b. Ali’nin de sanırım on binle muta verdiğini söyledi. Abdurrahman b. Avf eşini boşamış ve ona muta olarak hizmetçi vermiştir. İbn Şihab boşanan kadının mutası hakkında şöyle derdi: Bunun en üstü hizmetçi, en altı ise elbise ve nafakadır. Bunun Yüce Allah’ın “Eli geniş olan kendi gücüne göre, darlık içinde olan da kendi gücüne göre” sözüne göre olduğunu kabul ederdi.

Başka bazıları ise şöyle demiştir: Koca ile kadın bu konuda ihtilaf ederse, bunun miktarı, nikâh akdinde kendisine belirli mehir zikredilmemiş o kadının benzeri için verilen mehrin yarısı kadardır. Bu, Ebu Hanife ve arkadaşlarının görüşüdür.

Bu konuda doğru olan görüş, İbn Abbas’ın ve onun görüşünü söyleyenlerin görüşüdür: Boşanan kadın için erkeğe vacip olan şey, Allah’ın buyurduğu gibi “eli geniş olan kendi gücüne göre, darlık içinde olan da kendi gücüne göre” erkeğin darlığına ve genişliğine göredir; kadının durumuna göre değildir. Eğer bu, kadının benzerlerinin mehrinin yarısına göre vacip olsaydı, Yüce Allah’ın “eli geniş olan kendi gücüne göre, darlık içinde olan da kendi gücüne göre” sözünün anlaşılır bir anlamı kalmazdı. O zaman söz şöyle olurdu: “Onları kendi durumlarına ve benzerlerinin mehrinin yarısına göre faydalandırın.” Allah’ın kullarına bunun erkeğin darlığına ve genişliğine göre olduğunu, kadının durumuna ve benzerlerinin mehrinin yarısına göre olmadığını bildirmesi, söylediğimizin doğruluğunu ve buna aykırı görüşün bozukluğunu açıklar.

Çünkü bir kadının benzerlerinin mehri çok büyük bir mal olabilir; erkek ise onu boşadığı sırada hiçbir şeye sahip olmayan darlık içindeki biri olabilir. Eğer ona kadının benzerlerinin mehrinin yarısı hükmedilirse, genişlik verilmiş bazı kimselerin bile aciz kalacağı şey ona yüklenmiş olur. O halde darlık içindeki kişi bundan nasıl sorumlu tutulabilir? Böyle yapılırsa, bu hükmü veren kimse Yüce Allah’ın “Eli geniş olan kendi gücüne göre, darlık içinde olan da kendi gücüne göre” hükmünü aşmış olur.

Fakat bu, erkeğin darlığına ve genişliğine göre olur. Eğer koca varlıklı ise hizmetçi veya onun değeri aşılmaz. Eğer darlık içindeyse ve ona en düşük elbise türünü vermeye gücü yetiyorsa, bu üç elbise ve benzeri olarak hükmedilir. Eğer bundan da acizse, gücü yettiği kadarıyla hükmedilir. Bu, husumet imam-ı adile götürüldüğünde onun ictihadına göre olur.

Tevil ehli, “Onları faydalandırın” sözünün vaciplik mi, yoksa teşvik mi ifade ettiği konusunda ihtilaf etmiştir. Bazıları şöyle demiştir: Bu vaciptir; boşayan erkeğin malından mutaya hükmedilir, tıpkı başkalarına karşı onun üzerine vacip olan diğer borçlarda hükmedildiği gibi. Onlara göre bu, hangi eşi olursa olsun, her boşanan kadın için erkeğe vaciptir.

Hasan ve Ebu’l-Âliye şöyle derdi: Kendisiyle birleşilmiş olsun veya olmasın, kendisine mehir belirlenmiş olsa bile her boşanan kadın için muta vardır. Hasan şöyle derdi: Her boşanan kadın için muta vardır; özellikle kendisiyle birleşilmeden ve kendisine mehir belirlenmeden boşanan kadın için. Said b. Cübeyr, “Boşanan kadınlar için örfe uygun bir muta vardır; bu, takva sahipleri üzerine bir haktır.” ayeti hakkında şöyle demiştir: Her boşanan kadın için örfe uygun muta vardır; bu takva sahipleri üzerine bir haktır. Yine Said b. Cübeyr şöyle demiştir: Her boşanan kadın için muta vardır. Rebî‘ şöyle demiştir: Ebu’l-Âliye her boşanan kadın için muta vardır derdi. Hasan da her boşanan kadın için muta vardır derdi.

Hasan’a, bir erkeğin eşiyle birleşmeden önce, kendisine mehir belirlenmiş olduğu hâlde onu boşaması durumunda kadına muta olup olmadığı soruldu. Hasan: “Evet, vallahi.” dedi. Soran kişiye, yani Ebu Bekir el-Hüzelî’ye “Şu ayeti okumuyor musun: ‘Eğer onlara dokunmadan önce, kendilerine bir mehir belirlemiş olduğunuz hâlde onları boşarsanız, belirlediğinizin yarısı vardır.’ [Bakara: 237]” denildi. O da: “Evet, vallahi.” dedi.

Başka alimler şöyle demiştir: Boşanan kadına, onu boşayan kocası üzerine muta vaciptir; fakat bu, kendisine mehir belirlenen boşanmış kadın dışında her boşanmış kadın için vaciptir. Kendisine mehir belirlenen ve birleşmeden önce boşanan kadına gelince, onun mutası yoktur; sadece belirlenen mehrin yarısı vardır.

Bu görüşü söyleyenlerden İbn Ömer şöyle derdi: Her boşanan kadın için muta vardır; ancak kendisiyle birleşilmeden boşanan ve kendisine mehir belirlenen kadın hariç. Onun için mehrin yarısı vardır, muta yoktur.

Said b. Müseyyeb, kendisine mehir belirlenmiş bir kadını boşayan erkek hakkında, muta konusunda şöyle demiştir: Ahzab suresindeki ayette onun için muta vardı. Bakara suresindeki ayet inince, kendisine mehir belirlenmişse mehrinin yarısı verildi ve onun için muta kalmadı. Eğer mehir belirlenmemişse, onun için muta vardır.

Katade, Said b. Müseyyeb’in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Eğer erkek kadınla birleşmemişse, Ahzab suresinde ona muta verilmiştir. Sonra Bakara suresindeki “Eğer onlara dokunmadan önce, kendilerine bir mehir belirlemiş olduğunuz hâlde onları boşarsanız, belirlediğinizin yarısı vardır.” [Bakara: 237] ayeti inmiş ve bu ayet, mehir belirlenmiş olup birleşilmemiş kadın hakkındaki önceki hükmü neshetmiştir. Ona yarısı verilmiş, muta verilmemiştir. Said b. Müseyyeb şöyle demiştir: “Ey iman edenler! Mümin kadınları nikâhlayıp sonra onlara dokunmadan boşadığınızda, onlar üzerinde sayacağınız bir iddet hakkınız yoktur; onları faydalandırın.” [Ahzâb: 49] ayetini Bakara suresindeki ayet neshetmiştir.

Mücahid şöyle demiştir: Her boşanan kadın için muta vardır; ancak kocası kendisiyle birleşmeden önce ona mehir belirlemiş olarak ondan ayrılan kadın hariç. Mücahid, kocası birleşmeden önce ve kendisine mehir belirlenmişken ayrılan kadın hakkında şöyle demiştir: Ona muta yoktur.

Nafi‘ şöyle demiştir: Bir erkek bir kadınla evlenip ona mehir belirler, sonra onunla birleşmeden önce onu boşarsa, kadına mehrin yarısı vardır; muta yoktur. Eğer mehir belirlememişse, ona sadece muta vardır. İbn Ebu Necîh’e, bir erkeğin evlenip birleşmeden önce ve mehir belirlemişken kadını boşaması durumunda ona muta olup olmadığı soruldu. O da şöyle dedi: Atâ, ona muta yoktur derdi.

İbn Ömer, kendisine mehir belirlenmiş olup birleşilmemiş kadın hakkında şöyle demiştir: Boşanırsa, ona mehrin yarısı vardır; muta yoktur. Şüreyh ise bir erkek, kendisiyle birleşmeden önce ve mehir belirlemiş olarak eşini boşadığında şöyle derdi: Ona yarım mehrin yanında muta da vardır.

Başka alimler şöyle demiştir: Muta her boşanan kadın için haktır; fakat bunlardan bir kısmına dair boşayan erkek aleyhine hüküm verilir, bir kısmında ise aleyhine hüküm verilmez; ancak Allah ile kendi arasında onu vermesi gerekir.

Zührî şöyle demiştir: İki muta vardır: Birine sultan hükmeder, diğeri ise takva sahipleri üzerine bir haktır. Bir erkek, mehir belirlemeden ve birleşmeden önce boşarsa muta vermeye mecbur edilir; çünkü onun üzerine mehir yoktur. Bir erkek birleşmeden veya mehir belirledikten sonra boşarsa, bu muta bir haktır.

İbn Şihab şöyle demiştir: Allah şöyle buyurmuştur: “Kadınları, onlara dokunmadan veya onlar için bir mehir belirlemeden boşarsanız size günah yoktur. Onları faydalandırın; eli geniş olan kendi gücüne göre, darlık içinde olan da kendi gücüne göre, örfe uygun bir faydalandırma olarak; bu, iyilik edenler üzerine bir haktır.” Buna göre bir erkek bir kadınla evlenir, ona mehir belirlemez, sonra ona dokunmadan ve mehir belirlemeden önce onu boşarsa, onun üzerine sadece örfe uygun muta vardır; sultan kadına bunun miktarını belirler. Kadının üzerinde iddet yoktur. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Eğer onlara dokunmadan önce, kendilerine bir mehir belirlemiş olduğunuz hâlde onları boşarsanız, belirlediğinizin yarısı vardır.” [Bakara: 237] Buna göre erkek kadına mehir belirlemiş ve ona dokunmadan boşamışsa, kadına mehrinin yarısı vardır; onun üzerinde iddet yoktur.

Zührî şöyle demiştir: İki muta vardır. Birine sultan hükmeder, diğerine hükmetmez. Sultan tarafından hükmedilen muta, iyilik edenler üzerine bir haktır. Sultan tarafından hükmedilmeyen muta ise takva sahipleri üzerine bir haktır.

Başka bazıları şöyle demiştir: Hâkim veya sultan, boşayan erkek aleyhine bu mutadan hiçbir şeye hükmetmez. Bu, ancak Yüce Allah tarafından boşanan kadına muta verilmesi yönünde bir teşvik ve irşattır. Bu görüşü söyleyenlerden rivayet edildiğine göre, bir adam eşini boşadı; kadın onu Şüreyh’e şikâyet etti. Şüreyh şu ayeti okudu: “Boşanan kadınlar için örfe uygun bir muta vardır; bu, takva sahipleri üzerine bir haktır.” [Bakara: 241] Sonra şöyle dedi: “Eğer takva sahiplerinden isen, muta senin üzerinedir.” Fakat kadın lehine hüküm vermedi. Şa‘be dedi ki: “Bunu yanımda Ebu’d-Duhâ’dan yazılmış olarak buldum.” Muhammed’den rivayet edildiğine göre Şüreyh, boşanan kadının mutası hakkında şöyle derdi: “İyilik edenlerden olmaktan kaçınma; takva sahiplerinden olmaktan kaçınma.” Şüreyh, kendisiyle birleşilmiş kadın hakkında da şöyle demiştir: “Eğer takva sahiplerinden isen, ona muta ver.”

Ebu Cafer der ki: Bu görüşü söyleyenler, mutayı boşanan kadınlar için farz olarak gerekli görmemekte şuna dayanmış görünmektedir: Yüce Allah’ın “iyilik edenler üzerine bir hak” ve “takva sahipleri üzerine bir hak” sözleri, eğer bu muta her hâlükârda mala bağlı zorunlu haklar gibi vacip olsaydı, bunun yalnızca takva sahipleri ve iyilik edenler üzerine hak olarak tahsis edilmeyeceğine; bilakis bütün insanlar için genel olacağına delalet eder.

Mutayı, kendisine mehir belirlenmiş boşanmış kadın dışında herkese vacip görenler ise şu gerekçeyi ileri sürmüşlerdir: Yüce Allah “Boşanan kadınlar için örfe uygun bir muta vardır; bu, takva sahipleri üzerine bir haktır.” [Bakara: 241] buyurduğunda, bu onlara göre, Allah’ın kitabında veya peygamberinin diliyle istisna ettiği kadın dışında her boşanan kadın için muta bulunduğuna delildir. Sonra Allah “Eğer onlara dokunmadan önce, kendilerine bir mehir belirlemiş olduğunuz hâlde onları boşarsanız, belirlediğinizin yarısı vardır.” [Bakara: 237] buyurunca, onlara göre bu, o kadının hakkının kendisi için belirlenen mehrin yarısı olduğuna delil olmuştur. Çünkü önceki ayette mutayı, onlara göre, mehir belirlenmemiş kadın için kılmıştır. Böylece, Allah’ın mutayı mehir belirlenmemiş kadına tahsis etmesi sebebiyle, birleşmeden önce boşandığında mehir belirlenmiş kadının hükmünün, mehir belirlenmemiş kadının kocası üzerinde sahip olduğu haklar bakımından farklı olduğu onlarca anlaşılmıştır.

Bana göre bu konuda doğruya en yakın görüş, “Her boşanan kadın için muta vardır.” diyenlerin görüşüdür. Çünkü Yüce Allah “Boşanan kadınlar için örfe uygun bir muta vardır; bu, takva sahipleri üzerine bir haktır.” [Bakara: 241] buyurmuş ve bunu her boşanan kadın için kılmıştır; onlardan bir kısmını diğerlerinden ayırmamıştır. Bu yüzden, teslim edilmesi gereken bir delil olmadan, genel olan ayetin zahirini özel bir anlama çevirmek hiç kimse için caiz değildir.

Eğer biri şöyle derse: “Yüce Allah, kendisine mehir belirlenmiş olup birleşmeden önce boşanan kadını ‘Eğer onlara dokunmadan önce, kendilerine bir mehir belirlemiş olduğunuz hâlde onları boşarsanız, belirlediğinizin yarısı vardır.’ [Bakara: 237] sözüyle özel kılmıştır; çünkü ona belirlenen mehrin yarısından başka bir şey vermemiştir.” Buna şöyle cevap verilir: Yüce Allah, indirdiği ayetlerin bir kısmında bir şeyin vacipliğine delalet ettiğinde, o şeyin vacipliğine delalet ettiği yerde bu delalet yeterlidir; hükmün kalktığına dair bir delil bulunmadıkça onu tekrarlamaya ihtiyaç yoktur. Allah, “Boşanan kadınlar için örfe uygun bir muta vardır.” [Bakara: 241] sözüyle her boşanan kadın için mutanın vacip olduğuna delalet etmiştir. Dolayısıyla kulların bunu her ayette ve her surede tekrarlamasına ihtiyaç yoktur.

Kendisine mehir belirlenmiş olup birleşmeden önce boşanan kadın için belirlenen mehrin yarısının bulunduğuna delalet etmesi, ondan muta hakkının düşmesine delalet etmez. Çünkü söz içinde “Eğer onlara dokunmadan önce, kendilerine bir mehir belirlemiş olduğunuz hâlde onları boşarsanız, belirlediğinizin yarısı ve muta vardır.” denilseydi bu imkânsız olmazdı. Bu söz imkânsız olmadığına göre, yarım mehrin ona vacip olması, muta hakkını ondan kaldırmaz. İkisinin boşanan kadında birleşmesi imkânsız değildir. Yüce Allah da her ikisinin ona vacip olduğuna delalet etmiştir; bunlardan birinin vacipliğine delalet eden ayet, diğerinin vacipliğine delalet eden ayetten başka olsa bile, her ikisinin de ona vacip olduğu sabit ve sahih olur.

Bu, mehir belirlenmiş olup birleşmeden önce boşanan kadına muta olduğuna dair Yüce Allah’ın “Boşanan kadınlar için örfe uygun bir muta vardır.” [Bakara: 241] sözünden başka delil bulunmadığı varsayımında böyledir. Oysa Yüce Allah’ın “Kadınları, onlara dokunmadan veya onlar için bir mehir belirlemeden boşarsanız size günah yoktur; onları faydalandırın.” sözü, birleşmeden önce boşanan mehir belirlenmiş kadına, mehir belirlenmemiş kadın gibi muta bulunduğuna açıkça delalet eder. Çünkü Yüce Allah “Kadınları, onlara dokunmadan veya onlar için bir mehir belirlemeden boşarsanız size günah yoktur.” buyurduğunda, bununla boşanan kadınlardan iki sınıfın hükmüne delalet ettiği bilinir: Bunlardan biri kendisine mehir belirlenmiş olan, diğeri mehir belirlenmemiş olandır. Bu da birleşmeden önce boşanan mehir belirlenmiş kadındır. Çünkü önce “Kadınları, onlara dokunmadan boşarsanız size günah yoktur” demiş, sonra da “Onları faydalandırın” buyurmuştur. Böylece mutayı bu iki sınıfın tümüne, yani hem mehir belirlenmiş hem de mehir belirlenmemiş kadınlara vacip kılmıştır. Kim bunun sadece bu iki sınıftan biri için olduğunu iddia ederse, iddiasına asıldan veya benzer bir delilden kanıt istenir; sonra bu söz ona tersinden çevrilir. Bu konuda bir şey söyleyecek olsa, aynı şey diğer tarafta da ona gerekli olur.

Bana göre muta, kadın boşandığında onu boşayan kocası üzerinde vacip bir haktır. Az önce açıkladığımız gibi, koca bununla sorumlu tutulur; tıpkı mehirle sorumlu tutulduğu gibi. Koca bundan ancak onu kadına veya kadının yerine onu teslim almaya yetkili kimseye ödemekle yahut kadının onu ibra etmesiyle kurtulur. Bana göre mutanın yolu, kadının mehrinin ve erkeğin üzerindeki diğer borçlarının yoludur. Eğer koca boşadığında kadına muta borçlu olur, onu vermekten kaçınır ve onun üzerinde satılacak açık bir mal bulunmazsa, bu sebeple hapsedilir.

Bunu böyle söyledik; çünkü Yüce Allah “Onları faydalandırın.” buyurarak erkeklere kadınlara muta vermelerini emretmiştir. O’nun emri, farzdır; ancak Yüce Allah bunun mendupluk ve irşad anlamında olduğunu açıklarsa durum başka olur. Bunu “Latîfu’l-Beyân an Usûli’l-Ahkâm” adlı kitabımızda açıklamıştık. Ayrıca Yüce Allah “Boşanan kadınlar için örfe uygun bir muta vardır.” [Bakara: 241] buyurmuştur. Bütün tevil ehli arasında bu ifadenin anlamının “Boşanan kadınların kocaları üzerinde örfe uygun bir muta hakkı vardır.” olduğunda ihtilaf yoktur. Durum böyle olunca, koca kadının kendisi üzerindeki bu hakkından ancak daha önce açıkladığımız ödeme veya ibra ile kurtulur.

Eğer anlayışı kıt biri, Yüce Allah’ın “iyilik edenler üzerine bir hak” ve “takva sahipleri üzerine bir hak” sözünden hareketle bunun vacip olmadığını zannederse ve “Eğer vacip olsaydı iyilik eden ve etmeyen herkesin, takva sahibi olan ve olmayan herkesin üzerine olurdu.” derse, ona şöyle denir: Yüce Allah bütün yaratıklarına iyilik edenlerden ve takva sahiplerinden olmalarını emretmiştir. İyilik ve takva ehline vacip olan bir hak, onların dışındakilere daha da vacip ve daha da bağlayıcıdır.

Bundan sonra, bütün delil ehlinin, birleşmeden önce mehir belirlenmemiş kadının mutasının “Onları faydalandırın.” sözüyle vacip olduğunda ittifak etmesi; birleşmeden önce mehir belirlenmiş kadına yarım mehrin vacip olması gibi, Yüce Allah’ın onun hakkında vacip kıldığı şeyde de açık delildir. Bu, “Boşanan kadınlar için örfe uygun bir muta vardır.” sözüyle her boşanan kadın için vacip bir hak olduğuna delalet eder; her ne kadar Allah “takva sahipleri üzerine bir hak” buyurmuş olsa da.

Kim bu söylediğimizi inkâr ederse, birleşmeden önce mehir belirlenmemiş boşanan kadının mutası hakkında sorulur. Eğer bunun vacipliğini inkâr ederse, bütün delil ehlinin görüşünden çıkmış olur; onunla, yirmi dinarda zekâtı inkâr edenlerle ve ticaret için olan malların zekâtını reddedenlerle ve benzerleriyle tartıştığımız gibi tartışılır. Eğer bunun o kadın için vacip olduğunu kabul ederse, mehir belirlenmemiş kadın için bunun vacip oluşu ile her boşanan kadın için vacip oluşu arasındaki fark ona sorulur. Çünkü birinde “iyilik edenler üzerine hak”, diğerinde “takva sahipleri üzerine hak” şart koşulmuştur. Birinde ne derse, diğerinde de aynısını kabul etmek zorunda kalır.

Herkes, birleşmeden önce kendisine mehir belirlenmemiş boşanan kadının, onu boşayan kocası üzerinde mutadan başka hiçbir hakkı olmadığı konusunda ittifak etmiştir. Bu konuda sahabe ve tabiinden bazı kimselerin görüşleri şöyledir: İbn Abbas şöyle demiştir: Bir erkek, eşine mehir belirlemeden ve onunla birleşmeden önce onu boşarsa, kadına sadece muta vardır. Hasan şöyle demiştir: Bir erkek, eşiyle birleşmeden ve ona mehir belirlemeden onu boşarsa, kadına sadece muta vardır. Nafi‘ şöyle demiştir: Bir erkek bir kadınla evlenip sonra onu mehir belirlemeden boşarsa, kadına sadece muta vardır. İbn Şihab şöyle demiştir: Bir erkek bir kadınla evlenip ona mehir belirlemez, sonra ona dokunmadan ve mehir belirlemeden onu boşarsa, erkeğin üzerinde sadece örfe uygun muta vardır.

Mücahid, Yüce Allah’ın “Kadınları, onlara dokunmadan veya onlar için bir mehir belirlemeden boşarsanız size günah yoktur.” sözü hakkında şöyle demiştir: Kadına, örfe uygun mutadan başka mehir yoktur. Başka bir rivayette de “Ona ancak örfe uygun muta vardır.” denmiştir. Süddî, “Kadınları onlara dokunmadan boşarsanız size günah yoktur” sözünden “Onları faydalandırın” sözüne kadar olan kısım hakkında şöyle demiştir: Bu, kendisine bağışlanan kadınla evlenip onunla birleşmeden önce onu boşayan erkek hakkındadır; onun üzerine sadece muta vardır. Katade şöyle demiştir: Bu ayet, bir erkeğin bir kadınla evlenip ona mehir belirlememesi, sonra onunla birleşmeden önce onu boşaması hakkındadır. Kadına örfe uygun muta vardır; belirlenmiş mehir yoktur. Rebî‘ de bunun benzerini söylemiştir. Dahhâk, “Onlara dokunmadan veya onlar için bir mehir belirlemeden” sözü hakkında şöyle demiştir: Bu, kendisine eşi bağışlanan ve ona dokunmadan önce onu boşayan erkektir. Kadına muta vardır; belirlenmiş mehir yoktur ve onun üzerinde iddet de yoktur.

“Eli geniş olan” ise geçiminde genişlik ve zenginlik içinde olan kimsedir. Bunun fiili “evsea” şeklinde kullanılır; “falanca genişledi, genişlik sahibi oldu” denir. “Darlık içinde olan” ise malı az olan kimsedir. “Ektara” denir; yani darlık içinde oldu, o da “muktir”dir.

Kıraat âlimleri “kader” kelimesinin okunuşunda ihtilaf etmiştir. Bazıları “eli geniş olan kendi kaderine göre, darlık içinde olan da kendi kaderine göre” şeklinde d harfini fetha ile okumuştur. Bunu, “falanca bu işi takdir etti” sözündeki takdirden gelen isim olarak yönlendirmişlerdir. Başkaları ise d harfini sakin okumuştur. Bunu da aynı kökten gelen mastar anlamına yöneltmişlerdir. Şairin şu sözü de böyledir: “Mücâşi‘’in ayağımı demire sokması, ancak istediğim bir ihtiyaç sebebiyledir.”

Bu konudaki görüşüm şudur: Her iki okuyuş da ümmet tarafından okunagelmiştir; birinin anlamı diğerini geçersiz kılmaz. Bilakis ikisi de anlam bakımından uyumludur. Okuyucu bunlardan hangisiyle okursa doğruya isabet etmiş olur. Çünkü bazı kıraatlerin diğerlerine tercih edilmesi, ancak tercih edilen kıraatin diğerinden fazla bir anlam taşıması ve bu fazlalığın ona diğerinden farklı bir doğruluk kazandırması sebebiyle caiz olur. Anlamların hepsi uyumlu olduğunda ise, birinin diğerinden daha evla olduğunu söylemenin bir yolu yoktur.

Buna göre ayetin yorumu şöyledir: Ey insanlar! Kadınlara mehir belirlemiş olduğunuz hâlde, onlara dokunmadan önce onları boşamanızda size günah yoktur. Onlara dokunmadan önce ve henüz mehir belirlemeden onları boşamanızda da size günah yoktur. Bu iki gruptaki kadınların hepsini faydalandırın. İçinizden genişlik ve zenginlik sahibi olan, boşadığı kadına o anda zenginliği ve genişliği ölçüsünde muta versin. İçinizden darlık ve yoksulluk içinde olan da gücü ve darlığı ölçüsünde versin.

Yüce Allah’ın “örfe uygun bir faydalandırma olarak; bu, iyilik edenler üzerine bir haktır” sözünün yorumu: Yüce Allah bununla “Onları muta ile faydalandırın” demektedir. “Muta” kelimesinin “kader” kelimesinden hâl olarak mansup olması da mümkündür; çünkü muta nekredir, kader ise marifedir. “Örfe uygun” sözüyle, Allah’ın size emrettiği şekilde, kadınlara bunu haksızlık etmeden ve vermeyi geciktirip savsaklamadan vermeniz kastedilmiştir.

“İyilik edenler üzerine bir hak” sözüyle de şu anlam kastedilmiştir: Bu, örfe uygun ve iyilik edenler üzerine hak olan bir mutadır. “Hak” kelimesinin başındaki elif-lam, onun “maruf”un sıfatı olduğuna delalet eder. “Maruf” marife, “hak” ise nekre olduğu için ondan hâl olarak mansup olmuştur. Nitekim “Adam bana binekli olarak geldi.” denir. Bunun önceki söz bütününden mastar olarak mansup olması da caizdir. Bir kimsenin “Abdullah gerçekten âlimdir.” demesi gibi. Burada “hakkan” haberi verenin niyetindeki sözden mansuptur; sanki “Size bunu gerçekten haber veriyorum.” demiştir. Birinci yorum, sözün yönü bakımından daha uygundur. Çünkü sözün anlamı şudur: “Onları, içinizden iyilik eden herkes üzerine hak olan örfe uygun bir muta ile faydalandırın.”

Bazıları bunun “Allah bunu gerçekten hak kıldı” anlamında mansup olduğunu ileri sürmüştür. Onun bu sözü, tilavetin zahirinin delalet ettiğinin tersinedir. Çünkü Yüce Allah, mutayı boşanan kadınların kocaları üzerinde kadınlara ait bir hak kılmıştır. Bu görüşü söyleyen kişi ise bunun anlamının, Yüce Allah’ın kendisi hakkında “Bunun iyilik edenler üzerine hak olduğunu haber vermesidir.” olduğunu iddia etmiştir.

Bu durumda sözün yorumu şöyledir: Durum böyle olunca, onları faydalandırın; eli geniş olan kendi gücüne göre, darlık içinde olan kendi gücüne göre, iyilik edenler üzerine vacip olan örfe uygun bir muta ile faydalandırsın. “İyilik edenler” sözüyle, Allah’ın kendilerine yüklediği konularda O’na itaate koşmak ve farz kıldığı şeyleri yerine getirmek suretiyle kendilerine iyilik eden kimseler kastedilmiştir.

Eğer biri şöyle derse: “Sen ‘günah’ kelimesinin sıkıntı ve sorumluluk anlamına geldiğini söyledin. Yüce Allah da ‘Kadınları onlara dokunmadan boşarsanız size günah yoktur’ buyurdu. Peki onlara dokunduktan sonra onları boşarsak üzerimizde günah mı vardır ki, onlara dokunmadan boşamakla bu günah bizden kaldırılmış olsun?” Buna şöyle cevap verilir: Resulullah’tan şöyle rivayet edilmiştir: “Allah, tadına bakıp bırakan erkekleri ve tadına bakıp bırakan kadınları sevmez.” Yine ondan şöyle rivayet edilmiştir: “Bazı kimselere ne oluyor ki Allah’ın sınırlarıyla oynuyorlar; ‘Seni boşadım, sana döndüm, seni boşadım’ diyorlar.”

Bu durumda, insanların kadınlarını dokunmadan önce boşamalarında kendilerinden kaldırılan günahın, onları tattıktan sonra kendilerine ilişen günah olması mümkündür; Resulullah’tan rivayet edildiği gibi.

Bazıları da bu yerde “size günah yoktur” sözünün anlamı hakkında şöyle derdi: “Onlara dokunmadan ve onlar için bir mehir belirlemeden önce onları boşarsanız, kadınların size karşı mehir veya nafaka isteme bakımından bir yolu yoktur.” Bu da bir görüştür. Ancak daha önce açıkladığımız gibi bu ayette birleşmeden önce boşanan kadınlardan iki sınıf kastedilmiştir: biri kendisine mehir belirlenen, diğeri mehir belirlenmeyen. Durum böyle olunca, mesele açıkladığımız gibi olduğunda “Kadınların size karşı mehir konusunda yolu yoktur.” demenin bir anlamı kalmaz.

Bunun başka bir yönü daha vardır: Anlam şöyle olabilir: “Kadınları onlara dokunmadan boşarsanız, dilediğiniz herhangi bir vakitte onları boşamanızda size günah yoktur.” Çünkü bu kadınların boşanmasında sünnet bakımından belirli bir zaman yoktur. Erkek, onlara dokunmamışsa, onları hayızlı veya temiz hâlde, istediği her vakitte boşayabilir. Oysa kendisiyle birleşilmiş kadında durum böyle değildir. Eğer kadın ay hâli görenlerden ise, kocası onu ancak iddet için, birleşmediği bir temizlik döneminde boşayabilir. Buna göre dokunulmamış kadını hayız hâlinde boşayan kocadan kaldırılan günah, birleşmeden sonra kadını hayız hâlinde veya kendisiyle birleştiği temizlik döneminde boşayan kocanın sorumlu tutulduğu günahtır.

Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/bakara-235/,https://kutsalayet.de/bakara-237/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız