Kadınlarına yaklaşmamaya yemin edenler için dört ay bekleme süresi vardır. Eğer dönerlerse şüphesiz Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
Okunuşu ve Kelime Anlamı
Lillezine yu’lune (yemin ederek yaklaşmamaya karar verenler için) min nisaihim (eşlerinden) تربصu (bekleme vardır) erbaati eşhur (dört ay) fe-in fau (eğer dönerlerse) fe-innallaha gafurun rahim (şüphesiz Allah bağışlayıcıdır merhametlidir)
Mukatil Tefsiri
Daha sonra kefaret hükmü Mâide Suresi’nde indirildi ve orada “Kadınlarına yaklaşmamaya yemin edenler için” ifadesi açıklandı. Yani eşlerine yaklaşmamaya yemin eden kimseler kastedilmektedir. Bu, kişinin hanımına yaklaşmamaya dair yemin etmesidir. “Dört ay bekleme süresi vardır. Eğer dönerlerse” yani yemininden dönüp dört ay dolmadan onunla birlikte olursa, kadın hâlâ onun eşidir ve yaptığı yeminden dolayı kefaret gerekir. “Şüphesiz Allah bağışlayandır, merhamet edendir.” Çünkü Allah bu konuda kefaret hükmü koymuştur. Zira o sırada kefaret hükmü henüz Mâide Suresi’nde indirilmemişti; daha sonra Mâide’de kefaret hükmü indirildi.
Taberi Tefsiri
Yüce Allah’ın “Kadınlarına îlâ yapanlar için” sözüyle kastettiği, yemin eden kimselerdir. “Elîyye” yemin demektir. Nitekim Bişr b. Muaz bize rivayet etti, dedi ki: Müslime b. Alkame bize, Davud b. Ebu Hind’den, o da Said b. Müseyyeb’den rivayet etti. Said b. Müseyyeb, “Kadınlarına îlâ yapanlar için” sözü hakkında şöyle dedi: “Yemin edenler demektir.” Arapçada “filan kişi îlâ etti” denir; bu, yemin etti anlamındadır. Şairin şu sözü de böyledir: “Topraktan kaybolanlara karşı bize yetildi; yemin edenlerimizin yeminlerini bozduk.” Yine “elve” ve “ulve” de denir. Recez şairinin şu sözü de böyledir: “Ey ulve! Ulve nedir, benim ulvem nedir?” Onlardan elif harfini esreli okuyarak “ilve” dedikleri de nakledilmiştir. “Terabbus” ise beklemek ve durup gözetmek demektir. Sözün anlamı şudur: Kadınlarından uzak durmaya yemin edenler için dört ay bekleme vardır. Burada “kadınlarından uzak durmaya” ifadesi zikredilmemiş, sözün görünen kısmının buna delalet etmesiyle yetinilmiştir.
Tevil ehli, kişinin karısından îlâ etmiş sayılacağı yeminin niteliği konusunda ihtilaf etti. Bazıları şöyle dedi: Kişinin karısından îlâ etmiş sayılacağı yemin, öfke halinde, ona zarar vermek amacıyla, onunla cinsel ilişkiye girmemeye yemin etmesidir. Eğer zarar verme amacı olmadan ve öfke dışında yemin ederse, bu karısından îlâ etmiş sayılmaz. Bu görüşü söyleyenlerin rivayetleri şöyledir: Hennad b. es-Serî bize rivayet etti, dedi ki: Ebu’l-Ahvas bize, Simak’tan, o Hureys b. Umeyre’den, o da Ümmü Atıyye’den rivayet etti. Ümmü Atıyye şöyle dedi: Cübeyr, “Kardeşimin oğlunu kendi oğlunla birlikte emzir.” dedi. Kadın: “İki çocuğu emzirmeye gücüm yetmez.” dedi. Bunun üzerine Cübeyr, çocuk sütten kesilinceye kadar ona yaklaşmayacağına yemin etti. Çocuk sütten kesilince onu meclise götürdü. Oradakiler ona: “Onu ne güzel beslemişsiniz.” dediler. Cübeyr: “Ben, onu sütten kesinceye kadar ona yaklaşmayacağıma yemin etmiştim.” dedi. Oradakiler: “Bu îlâdır.” dediler. Bunun üzerine Ali’ye gidip fetva sordu. Ali şöyle dedi: “Eğer bunu öfkeyle yaptıysan, karın sana helal olmaz; yoksa o senin karındır.”
Muhammed b. Müsennâ bize rivayet etti, dedi ki: Muhammed b. Cafer bize rivayet etti, dedi ki: Şu‘be bize, Simak’tan rivayet etti. Simak, Atıyye b. Cübeyr’i şöyle derken işitmiştir: Akrabam olan küçük bir çocuğun annesi vefat etti. Babamın hanımı onu emziriyordu. Babam, çocuk sütten kesilinceye kadar ona yaklaşmayacağına yemin etti. Dört ay geçince ona: “Artık senden ayrılmış oldu.” denildi. Ebu Cafer’in tereddüt ettiğini sanıyorum. Bunun üzerine Ali’ye gidip fetva sordu. Ali şöyle dedi: “Eğer bunu öfkeyle söylediysen, artık senin için eş yoktur; yoksa o senin eşindir.” Muhammed b. Müsennâ bize rivayet etti, dedi ki: Ebu Davud bize rivayet etti, dedi ki: Şu‘be bize rivayet etti, dedi ki: Simak bana haber verdi. Simak, Atıyye b. Cübeyr’in Ali’den buna benzerini anlattığını işitmiştir.
Muhammed b. Müsennâ bize rivayet etti, dedi ki: Abdülvehhab b. Abdülmecid bize rivayet etti, dedi ki: Davud bize, Simak’tan, o Benî İcl’den bir adamdan, o da Ebu Atıyye’den rivayet etti. Ebu Atıyye’nin kardeşi vefat etmiş ve küçük bir oğul bırakmıştı. Ebu Atıyye karısına: “Onu emzir.” dedi. Kadın: “İkisine de zarar vereceğimden korkuyorum.” dedi. Bunun üzerine çocukları sütten kesinceye kadar ona yaklaşmayacağına yemin etti ve çocukları sütten kesinceye kadar bunu yaptı. Sonra Ebu Atıyye’nin kardeşinin oğlu meclise çıktı. Oradakiler: “Ebu Atıyye kardeşinin oğlunu ne güzel beslemiş.” dediler. O da: “Hayır, Ümmü Atıyye ikisine de zarar vereceğimi söyledi. Ben de onları sütten kesinceye kadar ona yaklaşmayacağıma yemin ettim.” dedi. Bunun üzerine ona: “Karın sana haram oldu.” dediler. Ben bunu Ali’ye anlattım. Ali şöyle dedi: “Sen ancak iyilik istemişsin. İlâ ancak öfke halinde olur.”
Muhammed b. Müsennâ bize rivayet etti, dedi ki: Abdüla‘lâ bize rivayet etti, dedi ki: Davud bize, Simak’tan, o da Ebu Atıyye’den rivayet etti. Ebu Atıyye, kardeşinin vefat ettiğini anlatarak buna benzerini zikretti. Ebu Küreyb bize rivayet etti, dedi ki: İbn İdris bize rivayet etti, dedi ki: Davud b. Ebu Hind bize, Simak b. Harb’den haber verdi. Bir adamın kardeşi ölmüş, o da karısına: “Kardeşimin oğlunu emzir.” demişti. Kadın: “Üzerime düşmesinden korkuyorum.” dedi. Adam da çocuk sütten kesilinceye kadar ona dokunmayacağına yemin etti. Çocuk sütten kesilinceye kadar ondan uzak durdu. Sonra çocuğu kavminin yanına çıkardı. Onlar: “Onu gerçekten güzel beslemişsin.” dediler. Adam durumu onlara anlattı, onlar da karısını hatırlattılar. Bunun üzerine Ali’ye gitti. Ali ona: “Bununla neyi kastettin?” diye Allah adına yemin ettirdi; yani îlâyı mı kastettin diye sordu. Adamın öyle kastetmediği anlaşılınca karısını ona geri verdi.
Ali b. Abdüla‘lâ bize rivayet etti, dedi ki: Muharibî bize, Eş‘as b. Süvâr’dan, o Simak’tan, o Atıyye b. Ebu Atıyye’den rivayet etti. Atıyye şöyle dedi: Bir kardeşim öldü ve geride süt emen yetim bir çocuk bıraktı. Ben yoksul bir adamdım, onu emzirecek bir sütanne tutacak imkânım yoktu. Karım bana şöyle dedi; ondan emzirdiği bir oğlum vardı: “Sen beni kendinden uzak tutarsan, ben ikisine de bakarım.” Ben: “Seni kendimden nasıl uzak tutayım?” dedim. O: “Bana yaklaşma.” dedi. Ben de: “Vallahi ikisini sütten kesinceye kadar sana yaklaşmayacağım.” dedim. Kadın ikisini sütten kesti. İki çocuk kavmin yanına çıkınca onlar: “Görüyoruz ki onların bakımını güzel yapmışsın.” dediler. Ben de onlara olayı anlattım. Onlar: “Görünen o ki sen ondan îlâ etmişsin ve senden ayrılmıştır.” dediler. Bunun üzerine Ali’ye gittim ve olayı anlattım. Ali şöyle dedi: “İlâ, ancak îlâ kastıyla yapılan şeydir.”
Muhammed b. Beşşar bize rivayet etti, dedi ki: Muhammed b. Bekr el-Bürsanî bize rivayet etti, dedi ki: Said bize, Katade’den, o Cabir b. Zeyd’den, o da İbn Abbas’tan rivayet etti. İbn Abbas şöyle dedi: “Öfke olmadan îlâ olmaz.” Muhammed b. Beşşar bize rivayet etti, dedi ki: Abdüla‘lâ bize rivayet etti, dedi ki: Said bize, Amr b. Dinar’dan, o Atâ’dan, o da İbn Abbas’tan rivayet etti. İbn Abbas şöyle dedi: “Öfke olmadan îlâ olmaz.” Muhammed b. Beşşar bize rivayet etti, dedi ki: Abdurrahman bize rivayet etti, dedi ki: İbn Vekî‘ bize, Ebu Fezâre’den, o Yezid b. el-Esam’dan, o da İbn Abbas’tan rivayet etti. İbn Abbas şöyle dedi: “Öfke olmadan îlâ olmaz.”
İbn Beşşar bize rivayet etti, dedi ki: Abdülvehhab bize rivayet etti, dedi ki: Davud bize, Simak b. Harb’den, o Ebu Atıyye’den, o da Ali’den rivayet etti. Ali şöyle dedi: “Öfke olmadan îlâ olmaz.” İbn Beşşar bize rivayet etti, dedi ki: Abdüla‘lâ bize, Said’den, o Katade’den rivayet etti. Katade’ye göre Ali şöyle demiştir: Bir adam karısına, o çocuk emzirirken: “Vallahi çocuğumu sütten kesinceye kadar sana yaklaşmayacağım.” dese ve bununla çocuğunun iyiliğini kastetse, onun üzerine îlâ hükmü yoktur.
Ebu Küreyb bize rivayet etti, dedi ki: İshak b. Mansur es-Selûlî bize, Muhammed b. Müslim et-Tâifî’den, o Amr b. Dinar’dan, o da Said b. Cübeyr’den rivayet etti. Said şöyle dedi: Bir adam Ali’ye geldi ve: “Ben karıma iki yıl yaklaşmayacağımı söyledim.” dedi. Ali: “Ona îlâ etmişsin.” dedi. Adam: “Bunu ancak emzirdiği için söyledim.” deyince Ali: “O halde hayır.” dedi.
Müsennâ bana rivayet etti, dedi ki: İshak bize rivayet etti, dedi ki: Abdullah b. Ebu Cafer bize, babasından, o Davud b. Ebu Hind’den, o Simak b. Harb’den, o Ebu Atıyye’den, o da Ali’den rivayet etti. Ali şöyle derdi: “İlâ, ancak öfke halinde olandır. Adam ‘Vallahi sana yaklaşmayacağım, vallahi sana dokunmayacağım.’ der. Emzirme veya başka bir işin düzeltilmesi için yapılan ise îlâ olmaz ve kadın ondan ayrılmış sayılmaz.”
İbn Beşşar bize rivayet etti, dedi ki: Abdurrahman, yani İbn Mehdî, bize rivayet etti, dedi ki: Hammad b. Zeyd bize, Hafs’tan, o Hasan’dan rivayet etti. Hasan’a bu mesele soruldu. O şöyle dedi: “Hayır, vallahi bu îlâ değildir.” İbn Beşşar bize rivayet etti, dedi ki: Abdurrahman bize rivayet etti, dedi ki: Bişr b. Mansur bize, İbn Cüreyc’den, o Atâ’dan rivayet etti. Atâ şöyle dedi: “Emzirme sebebiyle yemin ederse bu îlâ değildir.” Müsennâ bize rivayet etti, dedi ki: Ebu Salih bize rivayet etti, dedi ki: Leys bana rivayet etti, Yunus bana şöyle dedi: İbn Şihab’a, “Bir adam ‘Vallahi çocuğumu sütten kesinceye kadar karıma yaklaşmayacağım.’ derse ne olur?” diye sordum. O şöyle dedi: “Ben îlânın ancak kişinin karısına zarar vermek istediği bir uzak durma konusunda Allah adına yemin etmesiyle olacağını biliyorum. İlâ hükmünün ancak bu kimseler hakkında bulunduğunu biliyoruz. Karısından çocuğunu sütten kesinceye kadar uzak durmaya yemin eden bu kişinin ise yalnızca iyiliği gözettiği bir konuda yemin ettiğini düşünüyoruz. Bu yüzden, öfke halinde îlâ yapan kimseye gereken hükmün ona gerektiğini düşünmüyoruz.”
Başka alimler ise şöyle demiştir: Bir adam karısına cinsel ilişkiye girmeyeceğine yemin ettiğinde, yeminini öfke halinde yapmış olsun veya öfke dışında yapmış olsun, bunların hepsi îlâdır. Bu görüşü söyleyenlerin rivayetleri şöyledir: Muhammed b. Beşşar bize rivayet etti, dedi ki: İbn Mehdî bize rivayet etti, dedi ki: Süfyan bize, Muğîre’den, o İbrahim’den rivayet etti. İbrahim, karısına “Çocuğunu sütten kesinceye kadar sana yaklaşırsam sen boşsun.” deyip onu dört ay terk eden adam hakkında şöyle dedi: “Bu îlâdır.”
Muhammed b. Yahya bize rivayet etti, dedi ki: Abdüla‘lâ bize haber verdi, dedi ki: Said bize, Ebu Ma‘şer’den, o Nehaî’den rivayet etti. Nehaî şöyle dedi: “Kişiyle karısına yaklaşması arasına giren her şeyde, onu dört ay geçinceye kadar terk ederse, bu onun üzerine girer.” Müsennâ bana rivayet etti, dedi ki: Hassan b. Musa bize rivayet etti, dedi ki: İbnü’l-Mübarek bize haber verdi, dedi ki: Ebu Avâne bize, Muğîre’den, o Ka‘ka‘dan rivayet etti. Ka‘ka‘ şöyle dedi: Hasan’a, karısı çocuk emziren ve çocuğunu sütten kesinceye kadar onunla ilişkiye girmeyeceğine yemin eden adamı sordum. Hasan: “Bunun öfke olduğunu sanmıyorum. İlâ ancak öfke halinde olur.” dedi. Ka‘ka‘ şöyle dedi: İbn Sîrîn ise şöyle dedi: “Bunların sonradan çıkardıkları şeyin ne olduğunu bilmiyorum. Allah yalnızca ‘Kadınlarına îlâ yapanlar için…’ buyurmuştur, ‘şüphesiz Allah işitendir, bilendir’ sözüne kadar. Dört ay geçince, eğer onu istiyorsa yeniden talip olsun.”
İbn Beşşar bize rivayet etti, dedi ki: İbn Mehdî bize rivayet etti, dedi ki: Süfyan bize, Mansur’dan, o İbrahim’den rivayet etti. Karısıyla konuşmayacağına yemin eden adam hakkında İbrahim şöyle dedi: “Onlar îlâyı cinsel ilişki konusunda görürlerdi.” Ebu’s-Sâib bize rivayet etti, dedi ki: Ebu Muaviye bize, A‘meş’ten, o İbrahim’den rivayet etti. İbrahim şöyle dedi: “Dört ay geçinceye kadar cinsel ilişkiye engel olan her yemin îlâdır.” Ebu Küreyb bize rivayet etti, dedi ki: İbn İdris bize rivayet etti, dedi ki: İsmail ve Eş‘as’ı Şa‘bî’den bunun benzerini rivayet ederken işittim. İbn Humeyd bize rivayet etti, dedi ki: Cerîr bize, Muğîre’den, o İbrahim ve Şa‘bî’den rivayet etti. İbrahim ve Şa‘bî şöyle dediler: “Cinsel ilişkiye engel olan her yemin îlâdır.”
Başka alimler şöyle demiştir: Kişinin karısına kötülük etmek üzere ettiği her yemin, cinsel ilişkiye dair olsun veya başka bir şey hakkında olsun, hoşnutluk halinde de öfke halinde de olsa, ondan îlâdır. Bu görüşü söyleyenlerin rivayetleri şöyledir: Hasan b. Yahya bize rivayet etti, dedi ki: Abdürrezzak bize haber verdi, dedi ki: Ma‘mer bize, Husayf’tan, o Şa‘bî’den rivayet etti. Şa‘bî şöyle dedi: “Kişiyle karısı arasına giren her yemin îlâdır. ‘Vallahi seni kızdıracağım’, ‘Vallahi sana kötülük edeceğim’, ‘Vallahi seni döveceğim’ ve buna benzer sözler söylediğinde bu böyledir.”
Muhammed b. Abdullah b. Abdülhakem bana rivayet etti, dedi ki: Babam ve Şuayb bana, Leys’ten, o Yezid b. Ebu Habib’den, o da İbn Ebu Zi’b el-Âmirî’den rivayet etti. Ailesinden bir adam karısına: “Bir yıl seninle konuşursam sen boşsun.” demiş ve Kasım ile Salim’e fetva sormuştu. Onlar şöyle dediler: “Bir yıl dolmadan onunla konuşursa kadın boş olur; onunla konuşmazsa dört ay geçince yine boş olur.”
Muhammed b. Beşşar bize rivayet etti, dedi ki: Abdurrahman bize rivayet etti, dedi ki: Süfyan bize rivayet etti. Süfyan şöyle dedi: Hammad’ı şöyle derken işittim: İbrahim’e, “İlâ, kişinin karısıyla ilişkiye girmeyeceğine, onunla konuşmayacağına, başını onun başıyla bir araya getirmeyeceğine, onu kızdıracağına, mahrum bırakacağına veya ona kötülük edeceğine yemin etmesi midir?” diye sordum. O: “Evet.” dedi.
İbn Müsennâ bize rivayet etti, dedi ki: Muhammed b. Cafer bize rivayet etti, dedi ki: Şu‘be bize rivayet etti. Şu‘be şöyle dedi: Hakem’e, karısına “Vallahi seni öfkelendireceğim.” deyip onu dört ay terk eden adamı sordum. Hakem: “Bu îlâdır.” dedi. İbn Müsennâ bize rivayet etti, dedi ki: Vehb b. Cerîr bize rivayet etti, dedi ki: Şu‘be’yi işittim. Hakem’e sordum, bunun benzerini zikretti.
Müsennâ bana rivayet etti, dedi ki: Ebu Salih bize rivayet etti, dedi ki: Leys bana rivayet etti, dedi ki: Yunus bize rivayet etti. İbn Şihab şöyle dedi: Said b. Müseyyeb bana rivayet etti ve şöyle dedi: “Bir adam karısıyla bir gün veya bir ay konuşmayacağına yemin ederse, biz bunu îlâ sayarız. Ancak onunla konuşmamaya yemin etmiş, fakat ona dokunmaya devam etmişse, bunu îlâdan saymayız. Fey’, kişinin karısına dönüp onunla konuşması veya ona dokunmasıdır. Kim bunu dört ay geçmeden yaparsa dönmüş olur. Kim de dört aydan sonra, kadın iddet içindeyken dönerse, dönmüş ve karısına sahip olmuş olur; ancak kadın için bir talak geçmiş olur.”
İlânın ancak öfke ve zarar verme halinde olduğunu söyleyenlerin gerekçesi şudur: Yüce Allah’ın îlâda belirlediği süre, kadını, kocasının onu engellemesinden ve güzel geçim ile örfe uygun birliktelik konusunda ona zarar vermesinden kurtarmak için bir çıkış yolu kılınmıştır. Adam yemin ederek ve onunla ilişkiyi terk ederek kadını ne engelliyor ne de ona zarar veriyorsa, aksine bununla onun rızasını istiyor ve ihtiyacını yerine getiriyorsa, o yeminle îlâ yapmış olmaz. Çünkü orada kadın için kocasından kaynaklanan bir kötülük ve kötü geçim anlamı yoktur ki, îlâ yapan için belirlenen süre ona bundan çıkış yolu kılınsın.
Öfke halinde de rıza halinde de îlânın aynı olduğunu söyleyenlerin gerekçesi ise ayetin genel oluşudur. Çünkü Yüce Allah, “Kadınlarına îlâ yapanlar için dört ay bekleme vardır.” sözünde bir kısmı diğerinden ayırarak özel bir sınırlama yapmamış, aksine yemin eden her îlâ sahibini genel olarak kapsamıştır. Buna göre karısına, Allah’ın kendisine bekleme süresi olarak verdiği müddetten daha uzun bir süre onunla ilişkiye girmeyeceğine yemin eden herkes, bazılarına göre karısından îlâ etmiş olur. Bazılarına göre ise yemin süresi, bekleme süresi olarak verilen müddetin kendisi kadar olsa bile yine îlâ etmiş olur.
Şa‘bî, Kasım ve Salim’in görüşünü söyleyenlerin gerekçesi ise şudur: Yüce Allah’ın îlâ yapan için belirlediği süre, kadını kocasının kötü geçiminden ve ona zarar vermesinden kurtaran bir çıkış yolu kılınmıştır. Kadına onunla cinsel ilişkiye girmemeye veya ona yaklaşmamaya yemin etmek, kötü geçim ve zarar verme anlamlarından biri olmaya; onunla konuşmamaya, ona kötülük etmeye veya onu öfkelendirmeye yemin etmekten daha layık değildir. Çünkü bunların hepsi ona zarar vermek ve onunla kötü geçinmektir.
Bu konuda zikrettiğimiz yorumlar arasında doğruya en yakın olanı, öfke halinde olsun ya da rıza halinde olsun, yemin eden kişiyi Allah’ın îlâ yapan için bekleme süresi olarak belirlediği süreden daha uzun süre cinsel ilişkiden alıkoyan her yeminin îlâ olduğunu söyleyenlerin görüşüdür. Bunun sebebi, bu görüşü söyleyenler için daha önce zikrettiğimiz gerekçedir. Buna aykırı olan görüşün bozukluğunu “Kitabü’l-Latîf” adlı kitabımızda yeterli şekilde açıkladık; bu yüzden burada tekrar etmeyi uygun görmedik.
Yüce Allah’ın “Eğer dönerlerse, şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.” sözünün yorumu hakkındaki açıklama: Bununla Yüce Allah şunu kastetmektedir: Eğer onlar, kadınlarla cinsel ilişkiyi terk etme konusunda yemin ettikleri şeyden dönüp kadınlarıyla ilişkiye girer ve yeminlerini bozarlarsa, Allah, onların kadınlarına yaklaşmayacaklarına dair yeminlerinde sonra onlara yaklaşmaları sebebiyle ortaya çıkan yalanı ve kendilerine yemin etmeleri uygun olmayan bir konuda daha önce kadınlara karşı ettikleri yemini bağışlayandır. Allah onlara ve mümin kullarından başkalarına merhamet edendir.
Fey’in aslı, bir halden başka bir hale dönmektir. Yüce Allah’ın şu sözü de bundandır: “Eğer müminlerden iki topluluk birbirleriyle savaşırsa, aralarını düzeltin…” [Hucurât: 9] ayetinden, “Allah’ın emrine dönünceye kadar…” [Hucurât: 9] sözüne kadar. Buradaki anlam, Allah’ın emrine dönünceye kadardır. Şairin şu sözü de bundandır: “Döndü, fakat yöneldiği şeyi yerine getirmedi; insanın ihtiyaçlarından bazıları vardır ki giderilmez.” Bu fiilden “filan kişi döndü” denir; “fey’e” ve “fey’” şeklinde kullanılır. “Fey’e” bir defalık dönüş demektir. Gölge hakkında ise “gölge döndü” denir; “füyû’” ve “fey’” şeklinde kullanılır. Birinci anlamda da “füyû’” denilebilir. Çünkü fey’ bütün şeylerde dönüş anlamındadır.
Bu konuda bizim söylediğimizin benzerini tevil ehli de söylemiştir. Ancak onlar, îlâ yapan kişinin ne ile dönmüş sayılacağı konusunda ihtilaf etmiştir. Bazıları şöyle demiştir: Kişi ancak cinsel ilişkiyle dönmüş sayılır. Bu görüşü söyleyenlerden İbn Abbas şöyle demiştir: “Fey’, cinsel ilişkidir.”
Ebu Küreyb bize rivayet etti, dedi ki: Ebu Nuaym bize, Yezid b. Ebu Ziyad b. Ebu’l-Ca‘d’dan, o Hakem’den, o Mıksam’dan, o da İbn Abbas’tan rivayet etti. İbn Abbas şöyle dedi: Fey’, cinsel ilişkidir.
İbn Müsennâ bize rivayet etti, dedi ki: Muhammed b. Cafer bize rivayet etti, dedi ki: Şu‘be bize, Hakem’den, o Mıksam’dan, o da İbn Abbas’tan bunun benzerini rivayet etti. Muhammed b. Yahya bize rivayet etti, dedi ki: Abdüla‘lâ bize rivayet etti, dedi ki: Said bize, arkadaşlarından birinden, o Hakem b. Uteybe’den, o Mıksam’dan, o da İbn Abbas’tan bunun benzerini rivayet etti.
İbn Beşşar bize rivayet etti, dedi ki: Abdurrahman bize rivayet etti, dedi ki: Süfyan bize, Husayn’dan, o Şa‘bî’den, o da Mesruk’tan rivayet etti. Mesruk şöyle dedi: Fey’, cinsel ilişkidir. İbn Müsennâ bize rivayet etti, dedi ki: İbn Ebu Adiyy bize, Şu‘be’den, o Husayn’dan, o Şa‘bî’den, o da Mesruk’tan bunun benzerini rivayet etti.
Abdülhamid b. Beyan bize rivayet etti, dedi ki: Muhammed b. Yezid bize, İsmail’den haber verdi. İsmail şöyle dedi: Âmir, fey’i ancak cinsel ilişki olarak görürdü. Temim b. el-Muntasır bize rivayet etti, dedi ki: Yezid b. Harun bize haber verdi, dedi ki: İsmail bize Âmir’den bunun benzerini haber verdi.
Muhammed b. Beşşar bize rivayet etti, dedi ki: Abdurrahman bize rivayet etti, dedi ki: Süfyan bize, Ali b. Bezîme’den, o da Said b. Cübeyr’den rivayet etti. Said b. Cübeyr şöyle dedi: Fey’, cinsel ilişkidir. Ebu Abdullah en-Neşâî bize rivayet etti, dedi ki: İshak el-Ezrak bize, Süfyan’dan, o Ali b. Bezîme’den, o da Said b. Cübeyr’den bunun benzerini rivayet etti.
Hasan b. Yahya bize rivayet etti, dedi ki: Abdürrezzak bize haber verdi, dedi ki: Ma‘mer bize, Katade’den, o da Said b. Cübeyr’den haber verdi. Said b. Cübeyr şöyle dedi: Fey’, cinsel ilişkidir. Kişinin cinsel ilişkiye girmesi dışında mazereti yoktur; hapiste veya yolculukta olsa bile. Bunu söyleyen Said’dir.
Muhammed b. Yahya bana rivayet etti, dedi ki: Abdüla‘lâ bize rivayet etti, dedi ki: Said bize, Katade’den, o da Said b. Cübeyr’den rivayet etti. Said şöyle dedi: Kişi onunla cinsel ilişkiye girinceye kadar mazereti yoktur.
Müsennâ b. İbrahim bana rivayet etti, dedi ki: Haccac b. Minhâl bize rivayet etti, dedi ki: Hammad bize, Hammad ve İyas’tan, onlar da Şa‘bî’den rivayet etti. Bu ikisinden biri Mesruk’tan rivayet ederek şöyle dedi: Fey’, cinsel ilişkidir. Diğeri ise Şa‘bî’den rivayet ederek şöyle dedi: Fey’, cinsel ilişkidir.
İbn Beşşar bize rivayet etti, dedi ki: Abdüla‘lâ bize, Said’den, o Katade’den, o da Said b. Müseyyeb’den rivayet etti. Said b. Müseyyeb, karısından îlâ yapan, sonra hastalık kendisini meşgul eden adam hakkında şöyle dedi: Kişi onunla cinsel ilişkiye girinceye kadar mazereti yoktur.
Muhammed b. Beşşar bize rivayet etti, dedi ki: Muaz b. Hişam bize rivayet etti, dedi ki: Babam bana, Katade’den, o da Said b. Cübeyr’den rivayet etti. Said b. Cübeyr, karısından, onunla birleşmeden önce veya birleştikten sonra îlâ yapan, sonra kendisini alıkoyan bir engel çıkan yahut mehir olarak verecek bir şey bulamayan adam hakkında şöyle dedi: Dört ay geçince kadın kendi nefsine daha hak sahibi olur.
İbn Humeyd bize rivayet etti, dedi ki: Cerîr bize, Mansur’dan, o Hakem ve Şa‘bî’den rivayet etti. İkisi şöyle dediler: Bir adam karısından îlâ yapar, sonra fey’ yapmak isterse, cinsel ilişki dışında fey’ yoktur.
Başka alimler ise şöyle demiştir: Fey’, mazeret halinde dil veya kalp ile dönmektir; mazeret bulunmadığı durumda ise cinsel ilişkidir. Bu görüşü söyleyenlerden Hasan ve İkrime şöyle demişlerdir: Eğer kişinin mazereti varsa ve şahit tutarsa, bu onun için geçerlidir. Yani karısından îlâ yapan, sonra hastalık veya yolculuk kendisini meşgul eden ve karısına döndüğüne dair şahit tutan kimse hakkında böyle demişlerdir.
Muhammed b. Yahya bize rivayet etti, dedi ki: Abdüla‘lâ bize haber verdi, dedi ki: Said bize, arkadaşlarından birinden, o da Hakem’den rivayet etti. Hakem şöyle dedi: Ben ve Nehaî bu meseleyi konuştuk. Nehaî şöyle dedi: Eğer kişinin mazereti varsa ve şahit tutarsa, fey’ yapmış olur. Ben ise: Cinsel ilişkiye girinceye kadar mazereti yoktur, dedim. Sonra Ebu Vâil’e gittik. O şöyle dedi: Kişinin mazereti varsa ve şahit tutarsa, bunun geçerli olmasını umarım.
Hasan b. Yahya bize rivayet etti, dedi ki: Abdürrezzak bize haber verdi, dedi ki: Ma‘mer bize, Katade’den, o da Hasan’dan haber verdi. Hasan şöyle dedi: Bir kimse îlâ yapar, sonra hastalanır veya hapsedilir yahut yolculuğa çıkarsa ve dönerse, cinsel ilişkiye girmemesi için mazereti vardır. Ma‘mer dedi ki: Zührî’nin de bunun benzerini söylediğini işittim.
Müsennâ bana rivayet etti, dedi ki: Hibbân b. Musa bize rivayet etti, dedi ki: İbnü’l-Mübarek bize haber verdi, dedi ki: Ebu Avâne bize, Muğîre’den, o da İbrahim’den rivayet etti. İbrahim, kocası kendisinden îlâ yapan lohusa kadın hakkında şöyle dedi: Bu mesele, Muharib kabilesinde sorulmuştu. Abdullah’ın arkadaşları şöyle dediler: Eğer kişi güç yetiremezse, yemininin kefaretini verir ve fey’ yaptığına dair şahit tutar.
Ebu’s-Sâib bize rivayet etti, dedi ki: Ebu Muaviye bize, A‘meş’ten, o İbrahim’den, o da Ebu’ş-Şa‘sâ’dan rivayet etti. Ebu’ş-Şa‘sâ şöyle dedi: Bir adama misafir geldi. O da karısından îlâ yaptı. Sonra kadın lohusa oldu. Adam fey’ yapmak istedi fakat lohusalığı sebebiyle ona yaklaşamadı. Bunun üzerine Alkame’ye gidip durumu anlattı. Alkame şöyle dedi: “Kalbinle dönmüş ve razı olmuş değil misin?” Adam: “Evet.” dedi. Alkame de: “Öyleyse fey’ yapmışsındır; o senin karındır.” dedi.
Hasan b. Yahya bize rivayet etti, dedi ki: Abdürrezzak bize haber verdi, dedi ki: Ma‘mer bize, A‘meş’ten, o da İbrahim’den haber verdi. Bir adam karısından îlâ yapmıştı. Kadın dört ay dolmadan önce doğum yaptı. Adam fey’ yapmak istedi fakat kan sebebiyle dört ay geçinceye kadar bunu yapamadı. Bu mesele Alkame b. Kays’a soruldu. Alkame şöyle dedi: “Onu içinden geri almış değil misin?” Adam: “Evet.” dedi. Alkame de: “O senin karındır.” dedi.
İmran b. Musa bize rivayet etti, dedi ki: Abdülvâris bize rivayet etti, dedi ki: Âmir bize Hasan’dan haber verdi. Hasan şöyle dedi: Bir kimse karısından îlâ yapar, sonra bir mazeret sebebiyle onunla cinsel ilişkiye girmeye güç yetiremezse, fey’ yaptığını şahit tutar; o da onun karısıdır.
İmran bize rivayet etti, dedi ki: Abdülvâris bize rivayet etti, dedi ki: Âmir bize, Hammad’dan, o İbrahim’den, o da Alkame’den bunun benzerini rivayet etti.
İbn Beşşar bize rivayet etti, dedi ki: Muaz b. Hişam bize rivayet etti, dedi ki: Babam bana, Katade’den, o da İkrime’den rivayet etti. Yine Abdüla‘lâ bize rivayet etti, dedi ki: Said bize, Katade’den, o da İkrime’den rivayet etti. İkrime şöyle dedi: Bir kimse karısından îlâ yapar, sonra onunla cinsel ilişkiye girmek için gayret eder de buna güç yetiremezse, dönüşüne dair şahit tutabilir.
İbn Beşşar bize rivayet etti, dedi ki: Abdüla‘lâ bize, Said’den, o Katade’den, o da Hasan ve İkrime’den rivayet etti. İkisine, karısından îlâ yapan, sonra bir işin kendisini meşgul ettiği ve karısına döndüğüne dair şahit tuttuğu adam soruldu. İkisi şöyle dediler: Eğer mazereti varsa, bu onun için geçerlidir.
Muhammed b. Müsennâ bize rivayet etti, dedi ki: Gunder bize rivayet etti, dedi ki: Şu‘be bize, Hakem’den rivayet etti. Hakem şöyle dedi: Ben ve İbrahim, Ebu’ş-Şa‘sâ’ya gittik. O bize, Benî Sa‘d b. Hemmam’dan bir adamın karısından îlâ yaptığını, sonra kadının lohusa olduğunu ve adamın ona yaklaşamadığını anlattı. Adam Esved’e veya Abdullah’ın bazı arkadaşlarına sormuş. Onlar şöyle demişler: Eğer şahit tutarsa, kadın onun karısıdır.
İbn Müsennâ bize rivayet etti, dedi ki: Gunder bize rivayet etti, dedi ki: Şu‘be bize, Hammad’dan, o da İbrahim’den rivayet etti. İbrahim, karısından îlâ yapan kişi hakkında şöyle dedi: Eğer mazereti varsa ve şahit tutarsa, bu onun için geçerlidir.
İbn Müsennâ bize rivayet etti, dedi ki: Muhammed b. Cafer bize rivayet etti, dedi ki: Şu‘be bize, Muğîre’den, o da İbrahim’den rivayet etti. İbrahim, Ebu’ş-Şa‘sâ’dan, o da Alkame ve Abdullah’ın arkadaşlarından şöyle rivayet ederdi: Bir adam karısından îlâ yapar, sonra kadın lohusa olursa, eğer adam şahit tutarsa kadın onun karısıdır.
İbn Humeyd bize rivayet etti, dedi ki: Cerîr bize, Muğîre’den, o da Hammad’dan rivayet etti. Hammad şöyle dedi: Bir adam karısından îlâ yapar, sonra fey’ yaparsa, fey’ yaptığına dair şahit tutsun. Bir adam karısından îlâ yapar ve karısının bulunduğu yerden başka bir yerde bulunursa, fey’ yaptığına dair şahit tutsun. Eğer bunun karısına yaklaşmasının yerine geçmeyeceğini bilmeden şahit tutar ve onunla cinsel ilişkiye girmeden önce dört ay geçerse, kadın onun karısıdır. Fakat bu konuda fey’in ancak cinsel ilişkiyle olacağını bildiği halde fey’ yapar, fey’ yaptığına dair şahit tutar, fakat dört ay geçinceye kadar onunla cinsel ilişkiye girmezse, kadın ondan ayrılmış olur.
Müsennâ bana rivayet etti, dedi ki: Ebu Salih bize rivayet etti, dedi ki: Leys bana rivayet etti, dedi ki: Yunus bana rivayet etti. İbn Şihab şöyle dedi: Said b. Müseyyeb bana şöyle anlattı: Bir adam karısından îlâ yapar; hastalığı bulunur ve ona dokunmaya güç yetiremezse veya yolculukta olup alıkonulursa, dört ay geçmeden önce fey’ yapar, yemininin kefaretini verir ve fey’ yaptığına dair şahit tutarsa, biz onun karısını yanında tutmasının uygun olduğunu ve kadının talakından hiçbir şey gitmediğini düşünürüz.
İbn Şihab şöyle dedi: Karısından îlâ yapan ve kadın üzerinde yalnızca bir talak hakkı kalan bir adam, sürenin sonunda fey’ yapmak ister; kendisi hasta veya yolcu olur yahut kadın hasta, hayızlı veya uzakta olur da dört ay geçinceye kadar ona ulaşmaya güç yetiremezse, bu durumların herhangi birinde ona, yemininin kefaretini verip karısıyla cinsel ilişkiye güç yetirememesi hususunda bir ruhsat var mıdır? İbn Şihab şöyle dedi: Biz, Allah daha iyi bilir, dört ay dolmadan önce fey’ yaparsa, buna şahit tuttuğu ve yemininin kefaretini verdiği takdirde kadının onun karısı olduğunu düşünürüz. Fey’ yaptığı kadına ulaşmasa bile, talak gerçekleşmeden önce fey’ yapmış olur.
Ammar b. Hasan’dan rivayet edildi; dedi ki: İbn Ebu Cafer bize, babasından, o Rebî‘den rivayet etti. Rebî‘ şöyle dedi: Fey’, cinsel ilişkidir. Eğer kişi cinsel ilişkiye güç yetiremezse; hastalık gibi bir illeti varsa veya uzaktaysa yahut ihramlıysa ya da kendisi için mazeret sayılan bir şey varsa, diliyle fey’ yapar ve razı olduğuna dair şahit tutarsa, bu onun için fey’dir.
Başka alimler ise şöyle demiştir: Fey’, her durumda dil ile dönmektir. Bu görüşü söyleyenlerden İbrahim şöyle demiştir: Fey’, kişinin diliyle fey’ yapmasıdır. Hasan şöyle demiştir: Fey’, şahit tutmaktır. Ebu Kılâbe şöyle demiştir: Kişi kendi içinde fey’ yaparsa bu ona yeter; yani fey’ yapmış olur.
Muhammed b. Müsennâ bize rivayet etti, dedi ki: Muhammed b. Cafer bize rivayet etti, dedi ki: Şu‘be bize, İsmail b. Recâ’dan rivayet etti. İsmail şöyle dedi: İbrahim’in yanında îlâdan söz ettiler. İbrahim şöyle dedi: “Peki ya erkeğin cinsel organı kalkmazsa ne olacak? Şahit tutarsa kadın onun karısıdır.”
Ebu Cafer şöyle dedi: Fey’in yorumunda ihtilaf edenlerin ihtilafı, îlâ sayılan yeminin anlamı hakkındaki ihtilafları ölçüsündedir. Bir kimse, erkeğin Allah’ın kitabında zikrettiği îlâ ile ancak karısıyla cinsel ilişkiye girmemeye yemin etmesi halinde karısından îlâ yapmış sayılacağını söylerse, fey’i de, kişinin yapmamaya yemin ettiği şeyi yapmaya, yani onunla cinsel ilişkiye dönmesi olarak kabul eder. Bu da güç yetirdiğinde ve imkân bulduğunda vajinal cinsel ilişkidir. Eğer buna güç yetiremez ve imkân bulamazsa, güç yetirdiği ve imkân bulduğu zaman bunu yapmaya niyet etmesi ve bu niyetini diliyle açıklayarak Müslümanların bunu bilmesini sağlamasıdır; bunu söyleyenlerin görüşüne göre böyledir.
Fey’in cinsel ilişkiden başka bir şey olmadığını söyleyen kimseye gelince, o engeli mazeret saymamış ve yemininden çıkış için, terk etmeye yemin ettiği şeye, yani cinsel ilişkiye dönmekten başka bir yol kabul etmemiştir.
Bir kimse ise kişinin karısıyla konuşmamaya veya ona kötülük etmeye ya da onu öfkelendirmeye ve buna benzer yeminlerle de karısından îlâ yapmış sayılacağını söylerse, ona göre fey’, kadına kötülük içeren ve yapacağına yemin ettiği şeyi terk etmeye dönmektir. Bunu da hangi halde fey’e azmederse, o halde diliyle açıklaması gerekir.
Bize göre bu konuda doğruluğa en layık söz, “Fey’, cinsel ilişkidir.” diyenlerin sözüdür. Çünkü bize göre erkek, daha önce açıkladığımız gerekçeler sebebiyle, ancak zikrettiğimiz müddet boyunca karısıyla cinsel ilişkiyi terk etmeye yemin ederse karısından îlâ yapmış olur. İlâ bu olduğuna göre, îlâ hükmünü düşüren fey’in, hiç şüphesiz, îlâ ettiği şeye aykırı olan şeyden başkası olması caiz değildir. Çünkü kişi, terk etmeye yemin ettiği şeye dönmezse, hükmünün Allah’ın kitabında açıkladığı hüküm olacağı belirlenmiştir. Buna göre fey’in, güç yetirdiği takdirde terk etmeye yemin ettiği şeyi yapması olduğu bilinir. Bu da cinsel ilişkidir. Ancak fey’ olan cinsel ilişki ile kendisi arasına bir mazeret girerse, gerçekte karısıyla cinsel ilişkiyi terk etmiş sayılmaz. Çünkü kişi ancak yapmaya ve terk etmeye imkânı bulunan bir şeyi terk etmiş olur. Bir şeyi yapmaya imkânı bulunmayan kimse ise onu terk etmiş sayılmaz.
Durum böyle olduğuna göre, mazeret halinde, karısıyla cinsel ilişkiye girmeye kendi içinde azmetmesi, cinsel ilişkiye imkân buluncaya kadar onun için yeterlidir. Bu hâlde bunu diliyle açıklayıp dönüş ve fey’ yaptığına dair kendi aleyhine şahit tutması ise bana daha hoş gelir.
Yüce Allah’ın “Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.” sözünün yorumu hakkındaki açıklama: Tevil ehli bu sözün yorumunda ihtilaf etmiştir. Bazıları şöyle demiştir: Bunun anlamı şudur: Allah, kadınlarınıza dönmeniz sebebiyle, onlarla cinsel ilişkiye girmeyeceğinize dair Allah adına ettiğiniz yemini bozmanızda işlediğiniz şeyi bağışlayandır; sonra bozduğunuz bu yeminlerinizin kefareti konusunda size hafiflik tanımasıyla size merhamet edendir.
Bu görüşü söyleyenlerden Hasan, “Eğer dönerlerse, şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.” sözü hakkında şöyle demiştir: “Ona kefaret gerekmez.” Hasan’dan başka bir rivayette de şöyle gelmiştir: “Eğer fey’ yaparsa ona kefaret gerekmez.” İbrahim şöyle demiştir: Onlar, Allah’ın “Eğer dönerlerse, şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.” sözü hakkında, onun kefaretinin fey’i olduğunu düşünüyorlardı.
Zikrettiğimiz bu yorum, yemininde durması sakıncalı olan her yemin bozucunun, o yemini bozmasından dolayı kefaret gerekmeyeceğini, o yeminin kefaretinin onu bozmak olduğunu ileri sürenlerin görüşüne göre gerekli olan yorumdur. Fakat ister o yemini bozmak iyi olsun ister olmasın, ettiği her yemini bozan kişiye kefareti gerekli görenlerin görüşüne göre ayetin yorumu şöyledir: Allah, karılarından îlâ yapanları, fey’ yapıp da yeminlerini bozmaları sebebiyle bağışlayandır; çünkü onlar Allah’ın yeminlerini bozanlara gerekli kıldığı kefareti öderler. Allah, onlara farz kıldığı ceza ve kefaret sayesinde bu konuda dünyada ve ahirette cezayı düşürmesiyle ve onlara dört aylık mühlet vermesiyle merhamet edendir. Çünkü bu dört ay içinde, kocasının kendisinden îlâ yaptığı kadına, dört aydan sonra tanıdığı hakkı tanımamıştır.
Nitekim Müsennâ bana rivayet etti, dedi ki: Hibbân bize rivayet etti, dedi ki: İbnü’l-Mübarek bize haber verdi, dedi ki: Yahya b. Bişr bize rivayet etti. O, İkrime’yi şöyle derken işitmiştir: “Kadınlarına îlâ yapanlar için dört ay bekleme vardır. Eğer dönerlerse, şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir. Eğer boşamaya karar verirlerse…” İkrime şöyle dedi: “Bu, Allah’ın rahmetidir. Allah, mazeret dışında, dört ay boyunca kadının durumunu erkeğin elinde bırakmıştır. Çünkü Allah şöyle buyurmuştur: ‘Serkeşlik etmelerinden korktuğunuz kadınlara öğüt verin ve onları yataklarda yalnız bırakın.’ [Nisâ: 34]”
İlâ yapan kişi fey’ yaparsa ona kefaret gerektiğini söyleyen bazı kimselerin görüşü şöyledir: İbn Abbas, “Kadınlarına îlâ yapanlar için dört ay bekleme vardır.” ayeti hakkında şöyle demiştir: Bu, kişinin karısına Allah adına, onunla cinsel ilişkiye girmeyeceğine yemin etmesidir. Dört ay bekler. Eğer onunla cinsel ilişkiye girerse, yeminini on yoksulu doyurarak veya onları giydirerek yahut bir köle azat ederek kefaretlendirir. Bunları bulamazsa üç gün oruç tutar.
Müsennâ bana rivayet etti, dedi ki: Ebu Salih bize rivayet etti, dedi ki: Leys bana rivayet etti, dedi ki: Yunus bana rivayet etti, dedi ki: İbn Şihab bana Said b. Müseyyeb’den bunun benzerini rivayet etti. Müsennâ bize rivayet etti, dedi ki: Hibbân b. Musa bize rivayet etti, dedi ki: İbnü’l-Mübarek bize haber verdi, dedi ki: Hammad b. Seleme bize, Hammad’dan, o da İbrahim’den rivayet etti. İbrahim şöyle dedi: Kişi îlâ yapar ve dört ay geçmeden önce karısıyla cinsel ilişkiye girerse, yemininin kefaretini verir.
Müsennâ bana rivayet etti, dedi ki: Hibbân bize rivayet etti, dedi ki: İbnü’l-Mübarek bize haber verdi, dedi ki: Ebu Avâne bize, Muğîre’den, o da İbrahim’den rivayet etti. İbrahim, kocası kendisinden îlâ yapan lohusa kadın hakkında şöyle dedi: Bu mesele Muharib kabilesinde sorulmuştu. Abdullah’ın arkadaşları şöyle dediler: Eğer kişi güç yetiremezse, yemininin kefaretini verir ve fey’ yaptığına dair şahit tutar.
Bişr bize rivayet etti, dedi ki: Yezid bize rivayet etti, dedi ki: Said bize, Katade’den rivayet etti. Katade şöyle dedi: Eğer onunla fey’ yaparsa, yeminini kefaretlendirir ve kadın onun karısıdır. Ammar’dan, o İbn Ebu Cafer’den, o babasından, o da Rebî‘den bunun benzeri rivayet edilmiştir. Ebu Küreyb bize rivayet etti, dedi ki: Ussâm bize, A‘meş’ten, o da İbrahim’den îlâ hakkında rivayet etti. İbrahim şöyle dedi: Dört ay geçmeden önce durdurulur. Eğer karısına dönerse, kadın onun karısıdır; üzerinde de bozduğu zaman kefaretini vereceği bir yemin vardır.
Ebu Cafer şöyle dedi: Bu konudaki ikinci yorum bize göre doğrudur. Çünkü “Kitabü’l-Eymân” adlı kitabımızda açıkladığımız gerekçeler sebebiyle, yemin ister isyan üzerine olsun ister itaat üzerine olsun, yemin edildikten sonra bozma kendisinde başlayan her yeminde yemini bozmanın kefareti gerekli kıldığını açıklamıştık.
Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…