İşte onlar hidayeti sapıklıkla, mağfireti de azapla değiştiren kimselerdir. Onları ateşe karşı ne kadar da sabırlı kılmıştır!
Okunuşu ve Kelime Anlamı
Ulaike (işte onlar) ellezine (o kimseler ki) şterevu (satın aldılar) d-dalalete (sapıklığı) bil-huda (hidayet karşılığında) vel-azabe (ve azabı) bil-magfireti (bağışlanma karşılığında) fe-ma (ne kadar da) asberahum (dayanıklıdırlar) ala (karşı) n-nar (ateşe)
Mukatil Tefsiri
Yahudi âlimleri, Muhammed’in gönderilmesinden önce sahip oldukları hidayeti terk ederek sapıklığı seçtiler. Bağışlanma yerine azabı tercih ettiler. “Ateşe karşı ne kadar da dayanıklıdırlar!” ifadesiyle onların cehenneme götüren amelleri işlemekte ne kadar cüretkâr oldukları anlatılmıştır. Onları ateşe sürükleyen şeyin kötü amelleri olduğu açıklanmıştır.
Taberi Tefsiri
Allah Teâlâ’nın “İşte onlar, hidayet karşılığında sapıklığı satın alanlardır” sözüyle kastettiği şudur: Onlar hidayeti bırakıp sapıklığı alan, Allah’ın mağfiretini ve rızasını kazandıracak şeyi terk edip, kıyamet gününde kendilerine Allah’ın azabını gerektirecek şeyi tercih eden kimselerdir. Allah Teâlâ burada azap ve mağfireti zikretmekle, bunlara sebep olan şeyleri ayrıca açıklamaya ihtiyaç bırakmamıştır. Çünkü bunu işiten kimse, neyin kastedildiğini zaten anlamaktadır. Daha önce “sapıklığı hidayet karşılığında satın almak” ifadesinin açıklamasını, bu konuda farklı görüşleri ve tercih edilen görüşün delillerini anlattığımız için burada tekrar etmiyoruz.
Allah Teâlâ’nın “Onlar ateşe karşı ne kadar da dayanıklıdırlar!” sözü hakkında tefsir ehli farklı görüşler ileri sürmüştür. Bazıları bunun anlamının “Onları ateşe götürecek amelleri işlemeye ne kadar da cüretliler!” olduğunu söylemiştir. Katâde şöyle demiştir: “Onları ateşe yaklaştıracak amelleri işlemeye ne kadar da cesaretliler!” Hasan-ı Basrî ise şöyle demiştir: “Vallahi onların ateşe dayanacak sabrı yoktur; fakat ateşe karşı ne kadar da cüretliler!” Mücâhid de “Cehennem ehlinin amellerini ne kadar çok işliyorlar!” diyerek aynı anlamı kastetmiştir.
Âlimler ayette geçen “mâ” edatının anlamı konusunda da ihtilaf etmişlerdir. Bazıları bunun soru anlamında olduğunu söylemişlerdir. Buna göre ayetin anlamı şöyle olur: “Onları ateşe karşı sabırlı yapan şey nedir?” Süddî bu ayet hakkında şöyle demiştir: “Bu bir soru ifadesidir; yani onları ateşe karşı sabırlı yapan şey nedir?” Atâ da şöyle demiştir: “Hakkı bırakıp batıla uymaları sebebiyle onları buna sürükleyen nedir?” Ebû Bekir b. Ayyâş da bunun soru anlamı taşıdığını söylemiş ve “Eğer bu sabır anlamında olsaydı farklı okunurdu” demiştir. İbn Zeyd de ayetin soru anlamı taşıdığını söylemiş ve “Onları bu amelleri işlemeye sevk eden şey nedir?” demiştir.
Başka bir grup ise ayetin hayret anlamı taşıdığını söylemiştir. Buna göre anlam şöyledir: “Cehennem ehlinin amellerini işlemekte ne kadar da cüretliler!” Çünkü Allah Teâlâ onların durumunu hayret verici bir şekilde anlatmaktadır. Tıpkı “Kahrolası insan! Ne kadar da inkârcıdır!” (Abese 17) ayetinde olduğu gibi. Çünkü Allah Teâlâ insanı yaratıp düzgün bir biçimde şekillendirdiği halde onun inkâr etmesine dikkat çekmekte ve bundan dolayı hayret bildirmektedir.
Soru anlamı verenlere göre ayetin manası şöyledir: “Bunlar hidayet karşılığında sapıklığı, mağfiret karşılığında azabı satın alan kimselerdir. Ateşe sabretmek mümkün olmadığı halde onları ateşe sürükleyen şey nedir ki mağfireti bırakıp ateşi tercih ettiler?”
Bize göre bu görüşlerin en doğrusu, ayetin “Onlar ateş azabına karşı ne kadar da cüretliler!” anlamında olmasıdır. Çünkü Araplar “Falanca Allah’a karşı ne kadar da sabırlıdır!” derken aslında “Allah’a karşı ne kadar da cüretlidir!” anlamını kastederler. Allah Teâlâ burada, Muhammed’in peygamberliği ve nübüvveti hakkındaki bilgileri gizleyen, bunu dünyevî menfaat ve rüşvet karşılığında yapan kimselerin durumunu hayret verici bir şekilde anlatmaktadır. Çünkü onlar yaptıkları şeyin Allah’ın gazabını ve acı azabını gerektirdiğini bildikleri halde yine de bunu işlemeye devam etmişlerdir.
Buradaki asıl anlam şudur: “Onlar ateş azabına karşı ne kadar da cüretlidirler!” Ayette yalnızca “ateş” zikredilmiş, “azabı” ayrıca söylenmemiştir. Çünkü maksat zaten anlaşılmaktadır. Bu, Arapların “Cömertliğin Hâtim’e ne kadar benziyor!” sözünde aslında “Hâtim’in cömertliğine” demeleri gibidir.
Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…