"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Bakara 158

Şüphesiz Safa ile Merve Allah’ın nişanelerindendir. Kim evi hacceder veya umre yaparsa, onların arasında sa‘y etmesinde kendisine bir günah yoktur. Kim gönüllü olarak bir hayır yaparsa, şüphesiz Allah karşılık verendir, bilendir.

Okunuşu ve Kelime Anlamı
İnne (şüphesiz) s-safâ (Safa) vel-mervete (Merve) min (Allah’ın) şa‘âiri (nişanelerindendir) llâhi (Allah’ın) fe-men (kim) haccel (hac yaparsa) l-beyte (evi) ev (ya da) i‘temere (umre yaparsa) fe-lâ (yoktur) cunâha (bir sakınca) aleyhi (ona) en (ki) yattavvefe (tavaf etsin) bihimâ (ikisi arasında) ve (ve) men (kim) tetavva‘a (gönüllü olarak yaparsa) hayran (bir hayır) fe-inne (şüphesiz) llâhe (Allah) şâkirun (karşılık verendir) ‘alîm (bilendir)

Mukatil Tefsiri
Kureyş, Kinâne, Huzâa ve Âmir b. Sa‘saa’dan oluşan Hums topluluğu, Safâ ile Merve’nin Allah’ın şiarlarından olmadığını söylüyordu. Cahiliye döneminde Safâ üzerinde Nâile, Merve üzerinde ise İsâf adlı putlar bulunuyordu. Bu sebeple Safâ ile Merve arasında sa‘y etmenin kendileri için günah olduğunu düşünüyor ve tavaf etmiyorlardı. Bunun üzerine Allah, Safâ ile Merve’nin Allah’ın emrettiği hac menasikinden olduğunu bildirdi. Beyt’i hacceden veya umre yapan kimsenin bu iki tepe arasında sa‘y etmesinde bir sakınca olmadığını açıkladı. Ayette geçen “Kim gönüllü olarak bir hayır yaparsa” ifadesi, farzdan sonra daha fazla tavaf ve ibadet eden kimseyi ifade etmektedir. Allah, kulların amellerini bilen ve onların ibadetlerine karşılık verendir. Ayrıca İbrahim’in de Safâ ile Merve arasında sa‘y ettiği belirtilmiştir.

Taberi Tefsiri
Safâ, “safât” kelimesinin çoğuludur. Safât ise düz ve kaygan kaya demektir. Tarmaḥ’ın şu sözü de bu anlamdadır: “Güç ve kudret sahibi olan bana şunu kabul ettirmedi: Bir nal, kayalarımı asla aşındırmasın.” Bazıları ise “Safâ”nın tekil bir isim olduğunu, ikilisinin “Safevân”, çoğullarının da “Asfâ”, “Sufiyy” ve “Sifiyy” şeklinde geldiğini söylemişlerdir. Buna delil olarak şu recez şiirini göstermişlerdir: “Sırtının iki yanı, sanki uzak çölden gelen kuşların kayalık üzerindeki konak yerleri gibidir.” Bunun “asa-usiyy”, “raha-ruhiyy-erhâ” örneklerine benzediğini söylemişlerdir.

Merve ise küçük taş demektir. Azının çoğulu “mervât”, çoğunun çoğulu ise “merv” olur. Bu da “temre-temerât-temr” örneğine benzer. A‘şâ Meymûn b. Kays şöyle demiştir: “Yerde kayan bir nal izi görürsün; küçük taşlara rastlayınca sıçrar.” Burada “merv” ile küçük taşlar kastedilmiştir. Ebû Züeyb el-Hüzelî’nin şu sözü de aynı anlamdadır: “Nihayet ben, olayların karşısında, doğu tarafındaki Safâ’da her gün dövülen bir taş gibiyim.” Buna “el-Muşakkar” da denilir.

Allah’ın “Şüphesiz Safâ ile Merve…” sözüyle kastettiği şey, diğer bütün safâ ve merve türleri değil, Harem bölgesindeki bu iki dağdır. Bu sebeple onların başına elif-lâm getirilmiştir ki kulları bunun herhangi bir taş veya kaya değil, bu isimlerle bilinen iki özel dağ olduğunu anlasınlar. Allah’ın “Allah’ın şeâirindendir” sözü ise, onların Allah’ın kulları için belirlediği dinî alametlerden olduğunu ifade eder. Bunlar, kulların yanında dua ettikleri, Allah’ı zikrettikleri ve Allah’ın emrettiği ibadetleri yerine getirdikleri nişanelerdir. Kümeýt’in şu sözü de bu anlamdadır: “Onları nesil nesil öldürüyoruz; onlar, kendileriyle yakınlık kurulan kurban alametleri gibidir.”

Mücahid, “şeâir” hakkında şöyle demiştir: “Bu, size bildirilen haberlerdendir.” Ancak onun bu yorumu, yani “şeâir”in Allah’ın kullarına Safâ ile Merve’nin hükmünü bildirmesi anlamına geldiği görüşü, lafzın açık anlamından uzaktır. Allah’ın bu ayetteki maksadı, mümin kullarına Safâ ile Merve arasındaki sa‘yin Allah’ın meşru kıldığı hac menasikinden olduğunu bildirmektir. Allah bunu dostu İbrahim’e göstermiş, İbrahim de hac ibadetini insanlar için bir sünnet olarak bırakmıştır. Her ne kadar ayet haber şeklinde gelmiş olsa da anlam bakımından emir ifade eder. Çünkü Allah, Peygamberi Muhammed’e İbrahim’in dinine uymasını emretmiş ve şöyle buyurmuştur: “Sonra sana: Hanif olarak İbrahim’in dinine uy diye vahyettik.” (Nahl 123) Allah, İbrahim’i kendisinden sonrakilere imam yapmıştır. Safâ ile Merve arasında tavaf ve sa‘yin Allah’ın şeâirinden olduğu sabit olunca, İbrahim’in bunu yaptığı ve insanlara sünnet olarak bıraktığı da anlaşılmış olur. Peygamber de ümmetine ona uymalarını emretmiştir. Bu sebeple insanların, Resulullah’ın açıkladığı şekilde bununla amel etmeleri gerekir.

Allah’ın “Kim Beyt’i hacceder veya umre yaparsa…” sözüne gelince; burada “hac” kelimesi, tekrar tekrar yönelmek ve gidip gelmek anlamındadır. Bir yere çokça gidip gelen kimse için “ona haccediyor” denir. Şairin şu sözü de bunun örneğidir: “Avf kabilesinden birçok kişinin bulunduğuna şahit oldum; onlar, zaferanlı Zibrikân’ın evine sürekli gidip geliyorlardı.” Burada “haccediyorlar” ifadesiyle, onun şeref ve liderliğinden dolayı sürekli ziyaret edilmesi kastedilmiştir.

Hacıya “hâcc” denmesinin sebebi şudur: O, Arafat vakfesinden önce Beyt’e gelir, sonra vakfeden sonra kurban günü tavafı için tekrar döner, ardından Mina’ya gider ve daha sonra veda tavafı için yeniden Beyt’e döner. Sürekli tekrar dönmesinden dolayı ona “hacı” denmiştir. Umre yapan kimseye “mu‘temir” denmesinin sebebi ise, Beyt’i ziyaret edip tavaf ettikten sonra oradan ayrılmasıdır. Allah’ın “veya umre yaparsa” sözüyle kastettiği de Beyt’i ziyaret etmektir. Çünkü “i‘timâr”, ziyaret anlamına gelir. Bir şeyi kasteden herkes için “ona umre yaptı” denebilir. Accâc’ın şu sözü de böyledir: “İbn Ma‘mer yükseldi, yöneldiği zaman, uzak bir hedefe, uzak bir yerden ve zorluklardan geçerek.” Burada “umre yaptığı zaman” ifadesiyle “onu kastettiği ve yöneldiği zaman” anlamı kastedilmiştir.

Allah’ın “Onların arasında tavaf etmesinde ona günah yoktur” sözü ise, Safâ ile Merve arasında sa‘y etmenin kişiye günah yüklemeyeceği anlamındadır. Eğer biri, “Bu nasıl olur? Siz ayetin aslında sa‘y emri ifade ettiğini söylediniz; o halde nasıl hem emir veriliyor hem de ‘günah yoktur’ deniliyor?” diye sorarsa, buna şöyle cevap verilir: Bunun sebebi, bazı Müslümanların cahiliye dönemindeki uygulamalardan dolayı Safâ ile Merve arasında sa‘y etmekten çekinmeleridir. Çünkü cahiliye döneminde Safâ üzerinde “İsâf”, Merve üzerinde ise “Nâile” adında iki put bulunuyordu. İnsanlar Beyt’i tavaf ettiklerinde bu iki puta dokunurlar ve onları yüceltirlerdi. İslam gelip putlar kırılınca bazı Müslümanlar, “Biz cahiliyede bu iki put sebebiyle tavaf ediyorduk; şimdi nasıl sa‘y edelim?” diye tereddüt ettiler. Bunun üzerine Allah, Safâ ile Merve’nin Allah’ın şeâirinden olduğunu bildirerek, müşriklerin orada küfür için yaptıkları amelle Müslümanların iman ederek yaptıkları ibadetin aynı olmadığını açıkladı. Müşrikler bunu putlar için yapıyorlardı; Müslümanlar ise Allah’a itaat ve Resulünü tasdik için yapmaktadırlar. Bu sebeple onların arasında sa‘y etmelerinde bir günah yoktur.

“Cünah” kelimesi günah demektir. Süddî bu ayeti açıklarken şöyle demiştir: “Üzerinde günah yoktur; aksine sevap vardır.” Sahabe ve tâbiînden gelen rivayetlerin çoğu da bu anlamı desteklemektedir.

Şa‘bî şöyle rivayet etmiştir: Cahiliye döneminde Safâ üzerinde “İsâf”, Merve üzerinde ise “Nâile” adlı iki put bulunuyordu. İnsanlar Beyt’i tavaf ettiklerinde bu iki puta dokunurlardı. İslam gelip putlar kırılınca Müslümanlar, “Safâ ile Merve arasında tavaf sadece bu iki put için yapılıyordu; bu sebeple artık orada sa‘y etmeyelim” dediler. Bunun üzerine Allah şu ayeti indirdi: “Şüphesiz Safâ ile Merve Allah’ın şeâirindendir. Kim Beyt’i hacceder veya umre yaparsa onların arasında tavaf etmesinde ona günah yoktur.”

Enes b. Mâlik’e, “Bu ayet inmeden önce Safâ ile Merve arasında sa‘y etmekten hoşlanmıyor muydunuz?” diye sorulduğunda şöyle demiştir: “Evet, onları cahiliye alametlerinden saydığımız için hoş karşılamıyorduk. Nihayet şu ayet indi: ‘Şüphesiz Safâ ile Merve Allah’ın şeâirindendir.’”

İbn Abbas da şöyle demiştir: “İnsanlardan bazıları Safâ ile Merve arasında sa‘y etmekten çekiniyorlardı. Allah ise onların kendi şeâirinden olduğunu haber verdi ve onların arasında sa‘y etmeyi sevdiğini bildirdi. Böylece sünnet, onların arasında sa‘y etmek üzere yerleşti.”

Süddî’den gelen başka bir rivayette ise şöyle denilmektedir: Cahiliye döneminde Safâ ile Merve arasında geceleri şeytanların çalgılar çaldığı ve iki tarafta putların bulunduğu söylenirdi. İslam gelince Müslümanlar, “Ey Allah’ın Resulü! Biz cahiliyede şirk olarak yaptığımız bir işi artık yapmayalım” dediler. Bunun üzerine Allah, “Onların arasında tavaf etmesinde ona günah yoktur” ayetini indirdi.

Mücahid de şöyle demiştir: “Ensar, bu iki taş arasında sa‘y etmenin cahiliye işi olduğunu söylüyorlardı. Bunun üzerine Allah: ‘Şüphesiz Safâ ile Merve Allah’ın şeâirindendir’ ayetini indirdi.”

İbn Zeyd ise şöyle demiştir: “Cahiliye ehli Safâ ile Merve’nin üzerine iki put yerleştirmiş ve onları yüceltmişti. Müslümanlar İslam’a girdiklerinde bu iki put sebebiyle orada sa‘y etmekten hoşlanmadılar. Bunun üzerine Allah: ‘Şüphesiz Safâ ile Merve Allah’ın şeâirindendir’ ayetini indirdi.” Ardından şu ayeti okudu: “Kim Allah’ın şeâirini yüceltirse, şüphesiz bu kalplerin takvasındandır.” (Hac 32) Sonra Resulullah Safâ ile Merve arasında sa‘y etmeyi sünnet olarak uyguladı.

Daha sonra başka bir görüş daha nakledilmiştir. Buna göre ayet, cahiliye döneminde Safâ ile Merve arasında hiç sa‘y etmeyen bir topluluk hakkında inmiştir. İslam gelince de, cahiliyede kaçındıkları gibi yine bundan çekinmişlerdir. Katâde şöyle demiştir: “Tihâme halkından bazı insanlar cahiliye döneminde Safâ ile Merve arasında sa‘y etmezlerdi. Allah onlara, Safâ ile Merve’nin Allah’ın şeâirinden olduğunu bildirdi. Safâ ile Merve arasında sa‘y etmek, İbrahim ve İsmail’in sünnetindendi.”

Urve b. Zübeyr şöyle anlatmıştır: “Âişe’ye, ‘Allah’ın: Şüphesiz Safâ ile Merve Allah’ın şeâirindendir… ayeti hakkında ne dersin? Bana göre bir kimsenin onların arasında sa‘y etmemesinde günah yoktur’ dedim. Bunun üzerine Âişe şöyle dedi: ‘Ey kız kardeşimin oğlu! Ne kötü söyledin! Eğer ayet senin dediğin gibi olsaydı, “onların arasında sa‘y etmemesinde ona günah yoktur” denirdi. Fakat ayet ensar hakkında indi. Onlar İslam’dan önce Müşellel’de tapındıkları Menât adlı puta telbiye getiriyorlardı. Menât’a telbiye getirenler Safâ ile Merve arasında sa‘y etmekten çekinirlerdi. Daha sonra Resulullah’a gelip: “Ey Allah’ın Resulü! Biz Safâ ile Merve arasında sa‘y etmekten çekiniyorduk” dediler. Bunun üzerine Allah bu ayeti indirdi.’”

Âişe daha sonra şöyle dedi: “Resulullah Safâ ile Merve arasında sa‘y etmeyi sünnet olarak uyguladı. Artık hiç kimsenin bunu terk etmeye hakkı yoktur.”

Zührî de şöyle demiştir: “Bunu Ebû Bekir b. Abdurrahman’a anlattım. O da, ‘İşte gerçek ilim budur’ dedi.” Ardından şöyle dedi: “İlim ehlinin şöyle dediğini işittim: Allah Beyt’in tavafını emrettiği halde başlangıçta Safâ ile Merve arasındaki sa‘yi zikretmemişti. Bunun üzerine insanlar, ‘Biz cahiliyede Safâ ile Merve arasında sa‘y ediyorduk. Allah Beyt’in tavafını zikretti fakat Safâ ile Merve’yi zikretmedi. Onların arasında sa‘y etmememizde bir sakınca var mı?’ diye sordular. Bunun üzerine Allah şu ayeti indirdi: ‘Şüphesiz Safâ ile Merve Allah’ın şeâirindendir…’”

Ebû Bekir şöyle dedi: “Ben, bu ayetin her iki grup hakkında da indiğini düşünüyorum; hem Safâ ile Merve arasında sa‘y edenler hem de etmeyenler hakkında.” Hasan b. Yahyâ bize rivayet etti, dedi ki: Ma‘mer bize Katâde’den haber verdi. Katâde şöyle dedi: “Tihâme halkından bazı insanlar Safâ ile Merve arasında tavaf etmezlerdi. Bunun üzerine Allah şu ayeti indirdi: ‘Şüphesiz Safâ ile Merve Allah’ın şeâirindendir.’”

Bu konuda bize göre doğru olan görüş şudur: Allah Teâlâ, Safâ ile Merve arasında sa‘y etmeyi kendi şeâirinden kılmıştır; tıpkı Beyt’i tavaf etmeyi şeâirinden kıldığı gibi. “Onların arasında tavaf etmesinde ona günah yoktur” ayetinin ise, iki grubun her biri hakkında söylenmiş olması mümkündür. Bunlardan bir kısmı Şa‘bî’nin zikrettiği iki put sebebiyle orada sa‘y etmekten çekiniyor, bir kısmı da Âişe’den rivayet edildiği gibi cahiliye dönemindeki anlayışları sebebiyle bunu hoş karşılamıyordu. Her hâlükârda Allah’ın “Onların arasında tavaf etmesinde ona günah yoktur” sözü, daha önce Allah’ın bu sa‘yi haram kıldığı ve sonra ruhsat verdiği anlamına gelmez. Çünkü bütün âlimler ittifak etmişlerdir ki Allah Teâlâ hiçbir zaman Safâ ile Merve arasında sa‘yi haram kılmamış, daha sonra da “günah yoktur” diyerek buna izin vermiş değildir.

Âlimler arasındaki ihtilaf başka yönlerdedir. Onlardan bazıları şöyle demiştir: Safâ ile Merve arasındaki sa‘yi terk eden kimse, haccının bir menâsikini terk etmiş olur; bunun yerine başka hiçbir şey geçmez ve bizzat geri dönüp onu yerine getirmesi gerekir. Nasıl ki ifâda tavafını terk eden kimse için onun yerine başka bir şey geçerli olmazsa, aynı şekilde sa‘y de böyledir. Bunlar şöyle demişlerdir: Allah iki tavaf emretmiştir; biri Beyt’in tavafı, diğeri ise Safâ ile Merve arasındaki tavaftır.

Bazıları ise şöyle demiştir: Sa‘yi terk eden kimse için bir kurban yeterlidir. Onlara göre Safâ ile Merve arasındaki sa‘yin hükmü, bazı cemreleri taşlamanın, Meş‘ar’da vakfenin veya veda tavafının hükmü gibidir. Bunları terk eden kimse bir fidye verir; ayrıca geri dönüp aynısını yeniden yapması gerekmez.

Başka bazıları da şöyle demiştir: Safâ ile Merve arasındaki sa‘y nafiledir. Kim yaparsa güzel bir iş yapmış olur; kim terk ederse üzerine bir şey gerekmez. Allah en iyi bilendir.

Sa‘yin vacip olduğunu, fidyenin yeterli olmayacağını ve terk edenin geri dönmesi gerektiğini söyleyenlerin rivayetleri şöyledir:

Ebû Küreyb bize rivayet etti, dedi ki: Vekî‘, Hişâm b. Urve’den, o da babasından, o da Âişe’den rivayet etti. Âişe şöyle dedi: “Canım hakkı için, Safâ ile Merve arasında sa‘y etmeyen kimse hac yapmış olmaz. Çünkü Allah: ‘Şüphesiz Safâ ile Merve Allah’ın şeâirindendir’ buyurmuştur.”

Yûnus bana rivayet etti, dedi ki: İbn Vehb bize haber verdi. Mâlik b. Enes şöyle dedi: “Bir kimse Safâ ile Merve arasındaki sa‘yi unutur da Mekke’den uzaklaşırsa geri dönüp sa‘y etsin. Eğer bu sırada kadınlarla ilişkiye girmişse, üzerine umre ve kurban gerekir.”

Şâfiî de şöyle diyordu: “Safâ ile Merve arasındaki sa‘yi yapmadan memleketine dönen kimsenin Mekke’ye geri dönüp sa‘y etmesi gerekir; bunun yerine başka hiçbir şey geçmez.” Rebî‘ bunu Şâfiî’den rivayet etmiştir.

Sa‘yin terk edilmesi hâlinde sadece kurban gerektiğini söyleyenler ise şöyle demişlerdir: Süfyân es-Sevrî, Ali b. Sehl’in kendisine Zeyd b. Ebî’z-Zerkâ’dan rivayet ettiği haberde şöyle demiştir: “Safâ ile Merve arasındaki sa‘yi terk eden kimse geri dönüp onu yaparsa güzel olur; dönmezse üzerine bir kurban gerekir.” Ebû Hanîfe, Ebû Yusuf ve Muhammed de bu görüştedir.

Sa‘yin nafile olduğunu ve terk eden kimseye bir şey gerekmediğini söyleyenler ise, ayeti şöyle okuyorlardı: “Onların arasında tavaf etmemesinde ona günah yoktur.”

Muhammed b. Beşşâr bize rivayet etti, dedi ki: Ebû Âsım bize rivayet etti, dedi ki: İbn Cüreyc şöyle dedi: Atâ şöyle dedi: “Bir hacı Akabe cemresini taşladıktan sonra Beyt’i tavaf etse fakat Safâ ile Merve arasında sa‘y etmese, sonra da hanımıyla birlikte olsa, üzerine hiçbir şey gerekmez; ne hac ne de umre gerekir. Çünkü Abdullah b. Mesud’un mushafında ayet şöyleydi: ‘Kim Beyt’i hacceder veya umre yaparsa onların arasında tavaf etmemesinde ona günah yoktur.’”

İbn Cüreyc dedi ki: Daha sonra Atâ’ya tekrar sordum ve dedim ki: “Ama bu, Peygamberin sünnetini terk etmek olmaz mı?” Atâ şöyle dedi: “Allah’ın ‘Kim gönüllü olarak bir hayır yaparsa…’ buyurduğunu duymuyor musun?” Böylece Atâ, sa‘yi terk eden kimse üzerine bir şey vacip görmedi.

Yakub b. İbrahim bize rivayet etti, dedi ki: Heşîm bize haber verdi, dedi ki: Abdülmelik, Atâ’dan, o da İbn Abbas’tan rivayet ettiğine göre İbn Abbas ayeti şöyle okuyordu: “Şüphesiz Safâ ile Merve Allah’ın şeâirindendir… onların arasında tavaf etmemesinde ona günah yoktur.”

Ali b. Sehl bize rivayet etti, dedi ki: Müemmel bize rivayet etti, dedi ki: Süfyân, Âsım’dan rivayet etti. Âsım şöyle dedi: “Enes’i işittim; Safâ ile Merve arasındaki sa‘y nafiledir diyordu.”

Müsennâ bize rivayet etti, dedi ki: Haccâc bize rivayet etti, dedi ki: Hammâd bize haber verdi, dedi ki: Âsım el-Ahvel şöyle dedi: “Enes b. Mâlik: ‘İkisi de nafiledir’ dedi.”

Mücahid’den de buna benzer rivayetler gelmiştir. Yine Abdullah b. Zübeyr’den de “İkisi nafiledir” sözü rivayet edilmiştir. Âsım şöyle dedi: “Enes b. Mâlik’e: ‘Safâ ile Merve arasındaki sa‘y nafile midir?’ diye sordum. O da: ‘Nafiledir’ dedi.”

Fakat bize göre doğru olan görüş şudur: Safâ ile Merve arasındaki sa‘y farz ve vaciptir. Onu terk eden kimsenin, ister unutarak ister kasten terk etmiş olsun, geri dönüp onu yerine getirmesi gerekir; çünkü bunun yerine başka hiçbir şey geçmez. Bunun delili, Resulullah’ın insanlarla birlikte hac yaptığı sırada onlara öğrettiği hac menâsikinden birinin de Safâ ile Merve arasında sa‘y olmasıdır.

Bu konuda gelen rivayetlerden biri şöyledir:

Yusuf b. Süleyman bize rivayet etti, dedi ki: Hâtim b. İsmail bize rivayet etti, dedi ki: Ca‘fer b. Muhammed, babasından, o da Câbir’den rivayet etti. Câbir şöyle dedi: “Resulullah hac sırasında Safâ’ya yaklaştığında şöyle buyurdu: ‘Şüphesiz Safâ ile Merve Allah’ın şeâirindendir. Allah’ın zikretmeye başladığı yerden başlayın.’ Sonra Safâ’dan başladı ve onun üzerine çıktı.”

Ebû Küreyb bize rivayet etti, dedi ki: Mahmud b. Meymûn Ebû’l-Hasen bize rivayet etti, o da Ebû Bekir b. Ayyâş’tan, o da İbn Atâ’dan, o da babasından, o da İbn Abbas’tan rivayet ettiğine göre Peygamber şöyle buyurmuştur: “‘Şüphesiz Safâ ile Merve Allah’ın şeâirindendir.’ Ardından Safâ’ya geldi ve ondan başladı; üzerine çıktı. Sonra Merve’ye geldi, üzerine çıktı, tavaf etti ve sa‘y yaptı.”

Bütün ümmetin ittifakıyla sabittir ki Resulullah, hac ve umre menâsikini öğretirken Safâ ile Merve arasında sa‘y etmiş ve ümmetine de bunu öğretmiştir. Resulullah’ın ümmetine yaptığı açıklamalar, Allah’ın kitabında genel olarak zikrettiği ve ancak Peygamberin açıklamasıyla anlaşılabilecek hükümlerin beyanıdır. Bu sebeple ümmetin onun açıklamalarıyla amel etmesi gerekir. Ümmet, sa‘yin vacip olup olmadığı konusunda ihtilaf etmiş olsa da, Resulullah’ın bunu bizzat yapmış ve öğretmiş olması onun farz olduğuna delildir. Aynı şekilde onu terk edenin geri dönüp yapması gerektiği de bundan anlaşılır. Çünkü bütün âlimler Resulullah’ın bunu hac ve umrede yaptığı ve ümmetine öğrettiği konusunda ittifak etmişlerdir.

Nasıl ki Beyt tavafını terk eden kimse için fidye veya başka bir şey yeterli olmayıp bizzat geri dönüp tavafı yerine getirmesi gerekiyorsa, Safâ ile Merve arasındaki sa‘y de bunun gibidir. Çünkü bunların ikisi de tavaftır; biri Beyt’in tavafı, diğeri Safâ ile Merve arasındaki tavaftır. Kim bunların hükmünü birbirinden ayırırsa, ondan bunun delili istenir.

Eğer biri, “Onların arasında tavaf etmemesinde ona günah yoktur” şeklindeki kıraati delil getirirse ona şöyle denilir: Bu, Müslümanların mushaflarında bulunan metne aykırıdır. Hiç kimsenin mushaflarda bulunmayan bir lafzı Kur’an’a eklemesi caiz değildir. Aynı şekilde biri çıkıp: “Sonra kirlerini gidersinler, adaklarını yerine getirsinler ve Beyt-i Atîk’i tavaf etsinler; onu tavaf etmemelerinde onlara günah yoktur” diye bir ilave okusa, bunun da aynı derecede batıl olduğu söylenir. Eğer mushaflarda bulunmayan bir ziyadeyi kabul edeceksek, diğerini de kabul etmek gerekir. Birini kabul edip diğerini reddeden kimse keyfî davranmış olur; keyfî davranmak ise herkesin yapabileceği bir şeydir.

Âişe’den bu kıraatin reddedildiği de rivayet edilmiştir. Yûnus b. Abdüla‘lâ bize rivayet etti, dedi ki: İbn Vehb bize haber verdi. Mâlik b. Enes, Hişâm b. Urve’den, o da babasından rivayet etti. Urve şöyle dedi: “Genç olduğum bir dönemde Âişe’ye şöyle dedim: ‘Allah’ın şu sözü hakkında ne dersin: Şüphesiz Safâ ile Merve Allah’ın şeâirindendir… onların arasında tavaf etmesinde ona günah yoktur. Biz bundan, bir kimsenin onları tavaf etmese de bir şey gerekmediğini anlıyoruz.’ Bunun üzerine Âişe şöyle dedi: ‘Hayır! Eğer dediğin gibi olsaydı ayet: onların arasında tavaf etmemesinde ona günah yoktur şeklinde olurdu. Bu ayet, Menât için telbiye getiren Ensar hakkında indi. Menât, Kudeyd tarafında bulunuyordu. Onlar Safâ ile Merve arasında tavaf etmekten çekiniyorlardı. İslam gelince bunu Resulullah’a sordular; bunun üzerine Allah bu ayeti indirdi.’”

Bununla birlikte “Onların arasında tavaf etmemesinde ona günah yoktur” şeklindeki kıraat, dil bakımından şu anlama da gelebilir: Buradaki “lâ” harfi fazladır. Çünkü öncesinde zaten olumsuzluk vardır: “Ona günah yoktur…” Bu durumda anlam, “Onların arasında tavaf etmesinde ona günah yoktur” olur. Tıpkı Allah’ın: “Sana emrettiğimde seni secde etmekten alıkoyan nedir?” (A‘râf 12) ayetinde olduğu gibi. Burada anlam “Seni secde etmekten alıkoyan nedir?” demektir. Şairin şu sözü de buna benzer: “Allah’ın Resulü onların yaptığını hoş görmezdi; Ebû Bekir ve Ömer de hoş görmezdi.”

Kaldı ki mushaf yazımı böyle olsaydı bile, Resulullah’ın hac menâsikinde bunu bizzat öğretmiş olması ve kıyasın da bunu desteklemesi sebebiyle, bu kıraati delil alan kimsenin elinde yine de kesin bir delil olmazdı. Hele ki bu kıraat Müslümanların mushaflarına aykırı iken ve bugün biri bunu Kur’an diye okusa, Allah’ın kitabına olmayan bir şeyi eklediği için cezayı hak edecek durumda iken, artık bunun delil olması hiç mümkün değildir.

Allah’ın “Kim gönüllü olarak bir hayır yaparsa, şüphesiz Allah şükredendir, bilendir” sözü hakkında da kıraat farklılığı vardır. Medine ve Basra kıraat imamlarının çoğu bunu “Ve men tetavva‘a hayran” şeklinde okumuşlardır. Kûfe kıraat imamlarının çoğu ise “Ve men yattavva‘ hayran” şeklinde okumuştur ki anlamı “Kim gönüllü olarak bir hayır yaparsa” demektir. Abdullah b. Mesud’un kıraatinde de “Kim gönüllü olarak yaparsa” şeklinde olduğu zikredilmiştir. Her iki kıraat de sahih ve meşhurdur; anlamları aynıdır. Çünkü şart cümlelerinde mazi fiil, gelecek anlamı taşır. Bu sebeple hangi kıraatle okunursa okunsun doğrudur.

Bu ayetin anlamı şudur: Kim farz olan hac ve umresini yerine getirdikten sonra gönüllü olarak hac veya umre yaparsa, Allah onun bu gönüllü ibadetini bilir ve onun karşılığını verir. Allah, onun niyetini ve maksadını en iyi bilendir.

Biz, ayetteki “Kim gönüllü olarak bir hayır yaparsa” ifadesinin, bazılarının söylediği gibi sadece Safâ ile Merve arasında sa‘y etmeyi kastetmediğini söylüyoruz. Çünkü bir kimse ancak nafile hac veya nafile umre içerisinde bu sa‘yi gönüllü olarak yapmış olur. Bu sebeple ayette kastedilen, sa‘yin kendisi değil; kişinin gönüllü olarak yaptığı hac veya umredir.

Sa‘yin nafile olduğunu söyleyenlere göre ise ayetin anlamı şöyle olur: “Kim Safâ ile Merve arasında gönüllü olarak sa‘y ederse, Allah onun bu amelini bilir ve karşılığını verir.” Çünkü onların görüşüne göre hacı veya umre yapan kişi ister sa‘y eder ister etmez; serbesttir.

Mücahid bu ayeti şöyle açıklamıştır: “Kim gönüllü olarak bir hayır yaparsa, bu onun için daha hayırlıdır. Resulullah gönüllü olarak bunu yaptı ve bu sünnetlerden oldu.”

Başkaları ise ayetin anlamının “Kim gönüllü olarak umre yaparsa” olduğunu söylemişlerdir. İbn Zeyd şöyle demiştir: “‘Kim gönüllü olarak bir hayır yaparsa’ yani kim umre yaparsa; Allah onun amelini bilir ve karşılığını verir. Hac farzdır; umre ise nafiledir. Umre insanlar üzerine farz değildir.”

Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/bakara-157/,https://kutsalayet.de/bakara-159/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız