Eğer onlar da sizin iman ettiğiniz gibi iman ederlerse doğru yolu bulmuş olurlar. Eğer yüz çevirirlerse onlar ancak ayrılık içindedirler. Allah sana karşı onlara yeter. O işitendir, bilendir.
Okunuşu ve Kelime Anlamı
Fe-in (eğer) âmenû (iman ederlerse) bi-misli (benzeri ile) mâ (şeye ki) âmentum (siz iman ettiniz) bihî (ona) fe-kad (gerçekten) ihtedev (hidayet bulmuş olurlar) ve (ve) in (eğer) tevellev (yüz çevirirlerse) fe-innemâ (o zaman sadece) hum (onlar) fî (içinde) şikâkin (ayrılık) fe-seyekfîkehumu (sana yeter onları) llâhu (Allah) ve (ve) huve (o) s-semî‘u (işiten) l-‘alîm (bilen)
Mukatil Tefsiri
Eğer Yahudi ve Hristiyanlar da Müslümanların iman ettiği gibi bütün peygamberlere ve kitaplara iman ederlerse hidayeti bulmuş olurlar. Eğer peygamberleri ve kitapları inkâr ederek yüz çevirirlerse sapıklık ve ayrılık içinde kalırlar. Çünkü Yahudiler İsa’yı ve Muhammed’i inkâr ettiler; Hristiyanlar da Muhammed’i inkâr ettiler. Peygamber bu ayeti Yahudi ve Hristiyanlara okuyup: “Allah bana bu ayeti size bildirmemi emretti. Eğer iman ederseniz hidayete erersiniz; yüz çevirirseniz ayrılık içinde olursunuz.” dedi. Yahudiler İsa’ya iman etmeyi reddetti, Hristiyanlar ise İsa’yı peygamberlerin üstünde tutup onun Allah’ın oğlu olduğunu söylediler. Bunun üzerine Allah: “Allah sana karşı onları yeterli kılacaktır.” buyurdu. Nitekim Kurayzaoğulları öldürüldü, Nadîroğulları ise Medine’den Şam tarafına sürüldü.
Taberi Tefsiri
Yüce Allah’ın “Eğer onlar da sizin iman ettiğiniz gibi iman ederlerse…” sözüyle kastettiği şudur: Eğer Yahudi ve Hristiyanlar da Allah’a, size indirilene, İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve esbat’a indirilene, Musa’ya ve İsa’ya verilene, peygamberlere Rablerinden verilene iman eder; siz ey müminlerin tasdik edip kabul ettiğiniz gibi bunları tasdik eder ve kabul ederlerse, o zaman doğru yola ermiş, başarıya ulaşmış ve hak yoluna bağlanmış olurlar. Böylece onlar sizin dininize girerek sizden, siz de onlardan olmuş olursunuz.
Yüce Allah bu ayetle, daha önce saydığı bu esaslara iman olmaksızın hiç kimseden amel kabul etmeyeceğini göstermiştir.
Nitekim Müsenna bana rivayet etti; dedi ki: Ebu Sâlih bize rivayet etti; dedi ki: Muaviye b. Sâlih, Ali b. Ebi Talha’dan, o da İbn Abbas’tan rivayet etti: “Eğer onlar da sizin iman ettiğiniz gibi iman ederlerse, doğru yolu bulmuş olurlar.” ve benzeri ayetler hakkında şöyle dedi: Allah, imanın kopmak bilmeyen sağlam kulp olduğunu haber vermiştir. Onsuz hiçbir amel kabul edilmez ve onu terk eden dışında hiç kimseye cennet haram kılınmaz.
İbn Abbas’tan bu konuda, Müslümanların mushaflarına aykırı ve kıraat âlimlerinin tamamının terk ettiği bir kıraat de rivayet edilmiştir.
Bunu bize Muhammed b. Müsennâ rivayet etti; dedi ki: Muhammed b. Ca‘fer bize rivayet etti; dedi ki: Şu‘be, Ebu Hamza’dan rivayet etti; şöyle dedi: İbn Abbas şöyle dedi: “ ‘Eğer onlar da sizin iman ettiğiniz gibi iman ederlerse…’ demeyin. Çünkü Allah’ın benzeri yoktur. Fakat şöyle deyin: ‘Eğer sizin iman ettiğinize iman ederlerse…’ veya ‘Eğer sizin iman ettiğiniz şeye iman ederlerse…’ ”
Bu rivayet İbn Abbas’tan sahih ise, o burada ayetin şöyle anlaşılmasına yönelmiştir: “Allah’ın benzerine ve İbrahim’e, İsmail’e indirilenlerin benzerine iman ederlerse…” Böyle bir anlam ise şüphesiz büyük bir şirktir. Çünkü Yüce Allah’ın benzeri yoktur ki ona iman veya küfür söz konusu olsun.
Fakat ayetin anlamı, onun yönlendirdiği şekilde değildir. Bunun anlamı bizim açıkladığımız gibidir: “Eğer sizlerin tasdik ettiği kitapları ve peygamberleri, sizin tasdik ettiğiniz şekilde tasdik ederlerse, doğru yolu bulmuş olurlar.”
Buradaki benzetme, iman edilen şeyler arasında değil, iki tasdik ve iki ikrar arasındadır; yani bunların imanı ile sizin imanınız arasındadır. Bu, bir kimsenin: “Amr kardeşinin yanından, benim geçtiğim gibi geçti.” demesine benzer. Burada benzetme Amr ile konuşan kişi arasında değil, iki geçiş arasında yapılmaktadır. Aynı şekilde “Eğer onlar da sizin iman ettiğiniz gibi iman ederlerse…” ayetinde de benzetme, iman edilen şeyler arasında değil, iki iman arasındadır.
“Eğer yüz çevirirlerse, onlar ancak bir ayrılık içindedirler.” sözünün tefsirine gelince, Yüce Allah bununla şöyle buyurmaktadır: “Eğer size ‘Yahudi veya Hristiyan olun.’ diyenler yüz çevirir, sizin Allah’a ve peygamberlerin getirdiklerine olan imanınız gibi iman etmezler, Allah ile peygamberleri arasında ayırım yapar, bir kısmını tasdik edip bir kısmını inkâr ederlerse, bilin ki onlar ancak Allah’a, Resûlüne ve size karşı ayrılık, düşmanlık ve savaş içindedirler.”
Nitekim Bişr b. Muaz bize rivayet etti; dedi ki: Yezid, Katâde’den rivayet etti: “Onlar ancak bir ayrılık içindedirler.” Yani ayrılık içindedirler.
Müsenna bana rivayet etti; dedi ki: İshak bize rivayet etti; dedi ki: İbn Ebi Ca‘fer, babasından, o da Rebî‘den rivayet etti: “Şikak” yani ayrılık demektir.
Yunus bana rivayet etti; dedi ki: İbn Vehb bize haber verdi; dedi ki: İbn Zeyd şöyle dedi: “Eğer yüz çevirirlerse, onlar ancak bir ayrılık içindedirler.” Şikak; ayrılık ve savaş demektir. Bir kimse karşı gelirse savaşmış olur; savaşırsa da karşı gelmiş olur. Arap dilinde bu ikisi aynı anlamdadır. Sonra şu ayeti okudu: “Kim peygambere karşı gelirse…” (Nisâ 115)
Bize göre —Allah en iyisini bilir— şikak kelimesinin aslı, “Bu iş ona zor geldi ve eziyet verdi.” anlamındaki sözden alınmıştır. Daha sonra “Falanca falancaya karşı geldi.” denilerek, her birinin diğerine eziyet verip sıkıntı çıkarması kastedilmiştir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Eğer onların arasının açılmasından korkarsanız…” (Nisâ 35) Yani ayrılıklarından korkarsanız.
“Allah onlara karşı sana yeter.” sözünün tefsirine gelince, Yüce Allah bununla şöyle buyurmaktadır: “Ey Muhammed! Eğer sana ve ashabına ‘Yahudi veya Hristiyan olun ki doğru yolu bulasınız.’ diyen Yahudi ve Hristiyanlar, sizin Allah’a, sana indirilene, İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a ve diğer peygamberlere indirilene olan imanınız gibi iman etmeyip yüz çevirir ve Allah ile peygamberleri arasında ayırım yaparlarsa, Allah sana karşı onların cezası konusunda yeter.”
Bu ceza bazen kılıçla öldürme, bazen yurdundan sürme, bazen de başka cezalar şeklinde olur. Çünkü Allah, onların sana dilleriyle söylediklerini, ağızlarıyla ortaya koydukları cehaleti, küfre ve sapık dinlere çağrılarını işitendir. O, onların içlerinde sana ve müminlere karşı besledikleri hasedi ve kini de bilendir.
Allah bunu hemen gerçekleştirdi ve verdiği sözü yerine getirdi. Peygamberine onları musallat etti; bir kısmını öldürdü, bir kısmını sürdü, bir kısmını ise cizye ve zilletle aşağılayıp rezil etti.
Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…