"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Bakara 127

Hani İbrahim ve İsmail evin temellerini yükseltiyorlardı: Rabbimiz! Bizden kabul buyur. Şüphesiz sen işitensin, bilensin.

Okunuşu ve Kelime Anlamı
Ve (ve) iz (hani) yerfe‘u (yükseltiyordu) İbrâhîmu (İbrahim) l-kavâ‘ide (temelleri) mine (den) l-beyti (evin) ve (ve) İsmâ‘îlu (İsmail) rabbenâ (Rabbimiz) tekabbel (kabul et) minnâ (bizden) inneke (şüphesiz sen) ente (sensin) s-semî‘u (işiten) l-‘alîm (bilen)

Mukatil Tefsiri
Burada kastedilen, Nuh tufanı zamanında yükseltilmiş olan Beytullah’ın temelleridir. İbrahim ile İsmail Kâbe’yi bu eski temel üzerine yeniden inşa ettiler. Allah onlara bina sırasında yedi melekle yardım etti: İbrahim’in meleği, İsmail’in meleği, Hacer’in meleği, Beyt’le görevli melek, güneş meleği, ay meleği ve başka bir melek. İnşa tamamlanınca şöyle dua ettiler: “Rabbimiz! Bizden kabul buyur.” Yani bu Beyt’in yapımını kabul et. “Şüphesiz sen işiten ve bilensin.” Yani dualarını işiten ve niyetlerini bilen sensin.

Taberi Tefsiri
Yüce Allah’ın “İbrahim’in Beyt’in temellerini yükselttiği zaman…” sözüyle kastettiği şudur: “İbrahim’in Beyt’in temellerini yükselttiği zamanı hatırlayın.” “Kavâid” kelimesi “kaide”nin çoğuludur. Evin temellerinden her birine “kaide” denir. Yaşlı ve hayızdan kesilmiş kadınların her birine ise “kāid” denir. Burada dişilik tâsı kaldırılmıştır; çünkü bu kelime “hayızdan kesildi” anlamındaki fiilden türemiştir ve bunda erkeklik payı yoktur. Nitekim “tâhir kadın”, “hayızlı kadın” denilir; çünkü bunda da erkeklik payı bulunmaz. Eğer burada “oturmak” anlamındaki kuud kastedilmiş olsaydı “kāide” denilirdi ve dişilik tâsının düşürülmesi caiz olmazdı. Beyt’in “kavâidi” onun temelleridir.

Tefsir ehli, İbrahim ile İsmail’in yükselttiği bu temeller hakkında ihtilaf ettiler: Acaba onlar bunu ilk defa mı yaptılar, yoksa daha önceden mevcut olan temelleri mi yükselttiler? Bir grup şöyle dedi: Bunlar, Allah’ın emriyle insanların atası Âdem’in yaptığı bir evin temelleriydi. Daha sonra yeri kaybolmuş, izi silinmişti. Nihayet Allah onu İbrahim’e göstermiş, o da yeniden bina etmişti.

Hasan b. Yahya bize rivayet etti; dedi ki: Abdürrezzak bize haber verdi; dedi ki: İbn Cüreyc bize Atâ’dan haber verdi; şöyle dedi: Âdem şöyle dedi: “Ey Rabbim! Artık meleklerin seslerini duymuyorum.” Allah buyurdu: “Bu, işlediğin hata sebebiyledir. Fakat yeryüzüne in ve benim için bir ev yap. Sonra, gökte benim evimin etrafında meleklerin tavaf ettiğini gördüğün gibi onun etrafında dolaş.” İnsanlar şöyle anlatırlar: Âdem onu beş dağdan inşa etti: Hira, Tur-i Zeyta, Tur-i Sina, Lübnan Dağı ve Cudi. Temeli ise Hira’dan idi. İşte bu, İbrahim yeniden inşa edinceye kadar Âdem’in yaptığı bina idi.

Hasan b. Yahya bize rivayet etti; dedi ki: Abdürrezzak bize haber verdi; dedi ki: Ma‘mer, Eyyub’dan, o da Said b. Cübeyr’den, o da İbn Abbas’tan rivayet etti: “İbrahim Beyt’in temellerini yükselttiği zaman…” İbn Abbas dedi ki: “Bu, daha önce mevcut olan Beyt’in temelleriydi.”

Başka bir grup şöyle dedi: Hayır; bu, Allah’ın gökten Âdem’e indirdiği bir evin temelleriydi. Âdem onun etrafında, gökte Arş’ın etrafında tavaf ettiği gibi tavaf ediyordu. Sonra tufan günlerinde o ev göğe kaldırıldı. İbrahim de o evin temellerini yükseltti.

Muhammed b. Beşşar bana rivayet etti; dedi ki: Abdülvehhab bize rivayet etti; dedi ki: Eyyub, Ebu Kilâbe’den, o da Abdullah b. Amr’dan rivayet etti: Allah Âdem’i cennetten indirdiğinde şöyle buyurdu: “Ben seninle beraber etrafında tavaf edilen bir ev indireceğim. Gökte Arş’ımın etrafında tavaf edildiği gibi onun etrafında tavaf edilecek ve Arş’ım yanında namaz kılındığı gibi onun yanında namaz kılınacaktır.” Tufan zamanı gelince o ev kaldırıldı. Peygamberler onun yerine uğrayarak hac yapıyorlardı fakat yerini bilmiyorlardı. Nihayet Allah onu İbrahim’e gösterdi ve yerini bildirdi. O da onu beş dağdan inşa etti: Hira, Sebir, Lübnan, Tur Dağı ve Hamr Dağı.

Yakub b. İbrahim bana rivayet etti; dedi ki: İsmail b. Uleyye bize rivayet etti; dedi ki: Eyyub, Ebu Kilâbe’den rivayet etti. Sonra bunun benzerini zikretti.

Hasan b. Yahya bize rivayet etti; dedi ki: Abdürrezzak bize haber verdi; dedi ki: Hişam b. Hassan, Sevvâr’dan, o da Atâ b. Ebi Rebâh’tan rivayet etti: Allah Âdem’i cennetten indirdiğinde ayakları yerde, başı gökteydi. Göktekilerin sözlerini ve dualarını işitiyor, onlarla ünsiyet ediyordu. Melekler ondan korktu ve bunu Allah’a şikâyet ettiler. Bunun üzerine Allah onun boyunu yere indirdi. Âdem artık onların seslerini işitmeyince yalnızlık hissetti ve bunu Allah’a şikâyet etti. Bunun üzerine Mekke’ye yönlendirildi. Ayağını bastığı yer köy, adımı ise çöl oluyordu; nihayet Mekke’ye ulaştı. Allah cennet yakutlarından bir yakut indirdi. Bu yakut şu an Beyt’in bulunduğu yerdeydi. Âdem onun etrafında tavaf etmeye devam etti. Nihayet tufan geldi ve o yakut göğe kaldırıldı. Sonra Allah İbrahim’i gönderdi ve o Beyt’i inşa etti. İşte Allah’ın şu sözü bunun hakkındadır: “İbrahim için Beyt’in yerini hazırladığımız zaman…” (Hac 26)

Hasan b. Yahya bana rivayet etti; dedi ki: Abdürrezzak bize haber verdi; dedi ki: Ma‘mer, Katâde’den rivayet etti: Allah, Âdem yeryüzüne indirildiğinde Beyt’i de onunla beraber koydu. Âdem Hindistan topraklarına indirilmişti. Başı gökte, ayakları yerdeydi. Melekler ondan çekiniyorlardı. Sonra boyu altmış zira‘a indirildi. Âdem, meleklerin seslerini ve tesbihlerini artık duymayınca üzüldü ve bunu Allah’a şikâyet etti. Allah buyurdu: “Ey Âdem! Sana Arş’ımın etrafında tavaf edildiği gibi etrafında tavaf edilecek bir ev indirdim. Orada, Arş’ım yanında namaz kılındığı gibi namaz kılınacaktır.” Âdem oraya yöneldi. Adımları uzatıldı; iki adım arası çöl oluyordu. O çöller daha sonra da kaldı. Âdem Beyt’e gelip tavaf etti; ondan sonra da peygamberler tavaf ettiler.

Hasan b. Yahya bize rivayet etti; dedi ki: Abdürrezzak bize haber verdi; dedi ki: Ma‘mer, Ebân’dan rivayet etti: Beyt tek bir yakut veya tek bir inci olarak indirildi. Allah Nuh kavmini boğunca onu kaldırdı; temeli kaldı. Allah onu İbrahim’e gösterdi, o da daha sonra onu inşa etti.

Başka bir grup şöyle dedi: Hayır; Beyt’in bulunduğu yer kırmızı bir tepe, kubbe benzeri bir yerdi. Allah yeri yaratmak istediğinde suyun üstünde kırmızı veya beyaz bir köpük oluştu. Bu, Beytü’l-Haram’ın bulunduğu yerdeydi. Sonra Allah yeryüzünü onun altından yaydı. Nihayet Allah onu İbrahim’e gösterdi ve o da temeli üzerine bina etti. Dediler ki: Bu yapı yedinci yer katındaki dört direk üzerineydi.

Yunus bana rivayet etti; dedi ki: İbn Vehb bize haber verdi; dedi ki: Cerir b. Hazım bana Humeyd b. Kays’tan, o da Mücahid’den rivayet etti: Allah gökleri ve yeri yaratmadan önce Beyt’in yeri suyun üzerinde beyaz köpük gibiydi. Yeryüzü onun altından yayıldı.

Hasan b. Yahya bize rivayet etti; dedi ki: Abdürrezzak bize haber verdi; dedi ki: İbn Cüreyc bize haber verdi; dedi ki: Atâ ve Amr b. Dinar şöyle dediler: Allah rüzgârlar gönderdi; suları dalgalandırdı. Beyt’in yerinde kubbeye benzeyen bir yükselti ortaya çıktı. İşte bu Beyt oradan meydana geldi. Bu yüzden Mekke’ye “şehirlerin anası” denildi. İbn Cüreyc dedi ki: Atâ şöyle dedi: Sonra Allah yeryüzünün sarsılmaması için onu dağlarla sabitledi. İlk dağ ise Ebu Kubeys dağıydı.

İbn Humeyd bize rivayet etti; dedi ki: Yakub el-Kummî, Hafs b. Humeyd’den, o da İkrime’den, o da İbn Abbas’tan rivayet etti: Beyt, dünya yaratılmadan iki bin yıl önce suyun direkleri üzerinde dört direk üzerine konuldu. Sonra yeryüzü Beyt’in altından yayıldı.

İbn Humeyd bize rivayet etti; dedi ki: Yakub, Harun b. Antere’den, o da Atâ b. Ebi Rebâh’tan rivayet etti: Mekke’de üzerinde şu yazı bulunan bir taş buldular: “Ben Bekke’nin sahibi olan Allah’ım. Güneşi ve ayı yarattığım gün onu bina ettim. Onu yedi melekle çevreledim.”

İbn Humeyd bize rivayet etti; dedi ki: Seleme, İbn İshak’tan rivayet etti; dedi ki: Abdullah b. Ebi Necih bana Mücahid’den ve diğer ilim ehli kimselerden anlattı: Allah İbrahim’e Beyt’in yerini gösterince, İbrahim Şam’dan çıktı. Beraberinde İsmail ve annesi Hacer vardı. İsmail henüz süt emen küçük bir çocuktu. Bana anlatıldığına göre Burak üzerinde taşındılar. Cebrail de Beyt’in yerini ve Harem’in sınırlarını gösteriyordu. İbrahim her köye uğradığında şöyle diyordu: “Ey Cebrail! Bana burası mı emredildi?” Cebrail ise: “Yürü!” diyordu. Sonunda Mekke’ye geldiler. O sırada orası selâm ve semur ağaçlarıyla kaplıydı. Mekke dışında ve çevresinde Amalika denen insanlar bulunuyordu. Beyt ise kırmızı topraktan bir tepe hâlindeydi. İbrahim, Cebrail’e: “Onları buraya mı bırakmam emredildi?” dedi. Cebrail: “Evet.” dedi. Bunun üzerine onları Hacerü’l-Esved’in bulunduğu yere götürdü ve oraya yerleştirdi. Hacer’e de orada bir gölgelik yapmasını emretti. İbrahim şöyle dedi: “Rabbimiz! Ben soyumdan bir kısmını senin mukaddes evinin yanında, ekinsiz bir vadiye yerleştirdim…” “…umulur ki şükrederler.” (İbrahim 37)

İbn Humeyd dedi ki: Seleme dedi ki: İbn İshak şöyle dedi: Onlar —Allah daha iyi bilir— şöyle iddia ederlerdi: İbrahim ile İsmail Beyt’in temellerini yükseltmeden önce bir melek, Hacer’e geldi ve ona Beyt’i gösterdi. O sırada Beyt kırmızı topraklı bir tepeydi. Melek şöyle dedi: “Bu, yeryüzünde kurulan ilk evdir. Bu, Allah’ın Beytü’l-Atik’idir. Bil ki İbrahim ile İsmail onu yükselteceklerdir.” Allah daha iyi bilir.

Hasan b. Yahya bana rivayet etti; dedi ki: Abdürrezzak bize haber verdi; dedi ki: Hişam b. Hassan bana Humeyd’den, o da Mücahid’den rivayet etti: Allah bu Beyt’in yerini, yeryüzünden herhangi bir şeyi yaratmadan iki bin yıl önce yarattı. Onun direkleri yedinci yer katındaydı.

Hasan b. Yahya bize rivayet etti; dedi ki: Abdürrezzak bize haber verdi; dedi ki: İbn Uyeyne bana Bişr b. Asım’dan, o da İbn Müseyyeb’den rivayet etti; şöyle dedi: Ka‘b bize anlattı ki Beyt, Allah yeri yaratmadan kırk yıl önce su üzerinde bir köpük hâlindeydi. Yeryüzü ondan yayıldı. Dedi ki: Ali b. Ebi Talib’den bize rivayet edildiğine göre İbrahim, yanında sekîne olduğu hâlde Ermeniye’den geldi. Bu sekîne ona Beyt’in yerini gösteriyordu; örümceğin yuvasını bulması gibi. Dedi ki: Otuz adamın taşıyamayacağı taşlar kaldırıldı. Ben Ebu Muhammed’e dedim ki: “Allah şöyle buyuruyor: ‘İbrahim Beyt’in temellerini yükselttiği zaman…’” O dedi ki: “Bu, daha sonra oldu.”

Bu konuda bize göre doğru olan görüş şudur: Yüce Allah, dostu İbrahim’in oğlu İsmail ile birlikte Beytü’l-Haram’ın temellerini yükselttiğini haber vermiştir. Bunun, Âdem ile birlikte indirilen ve Mekke’deki Beytü’l-Haram’ın bulunduğu yere yerleştirilen bir evin temelleri olması mümkündür. Atâ’nın sözünü ettiği su köpüğünden oluşan kubbe olması da mümkündür. Gökten indirilen bir yakut veya inci olması da mümkündür. Âdem’in onu yapmış, sonra yıkılmış olması ve daha sonra İbrahim ile İsmail’in temellerini yükseltmiş olması da mümkündür. Fakat bunun hangisi olduğuna dair bizim kesin bir bilgimiz yoktur. Çünkü bunun hakikati ancak Allah’tan veya Resûlü’nden gelen yaygın bir nakille bilinebilir. Bu konuda hüccet olacak bir haber mevcut değildir. Ayrıca bu mesele, kıyas ve içtihatla benzeri üzerinden hüküm çıkarılabilecek türden değildir. Bu yüzden bu konuda tercih edilmeye en layık söz, bizim söylediğimizdir. Allah en doğrusunu bilir.

“Rabbimiz! Bizden kabul buyur.” ayetinin tefsiri şöyledir: Yüce Allah’ın “İbrahim Beyt’in temellerini yükselttiği ve İsmail de…” sözüyle kastettiği şudur: Onlar şöyle diyorlardı: “Rabbimiz! Bizden kabul buyur.” Bunun İbn Mesud kıraatinde de böyle olduğu zikredilmiştir ve tefsir ehlinin bir topluluğu da bu görüştedir.

Musa b. Harun bana rivayet etti; dedi ki: Amr bize rivayet etti; dedi ki: Esbat, Süddî’den rivayet etti: İbrahim ile İsmail Beyt’i inşa ediyor ve Allah’ın İbrahim’i imtihan ettiği kelimelerle dua ediyorlardı: “Rabbimiz! Bizden kabul buyur. Şüphesiz sen işiten ve bilensin. Rabbimiz! Bizi sana teslim olmuş kimseler kıl; soyumuzdan da sana teslim olmuş bir ümmet çıkar… Rabbimiz! Onların içinden onlara bir peygamber gönder…”

Kasım bana rivayet etti; dedi ki: Hüseyin bize rivayet etti; dedi ki: Haccac, İbn Cüreyc’den rivayet etti; dedi ki: İbn Kesir bana haber verdi; dedi ki: Said b. Cübeyr, İbn Abbas’tan rivayet etti: “İbrahim Beyt’in temellerini yükselttiği ve İsmail de…” İbn Abbas dedi ki: Onlar birlikte Beyt’in temellerini yükseltiyor ve şöyle diyorlardı: “Rabbimiz! Bizden kabul buyur. Şüphesiz sen işiten ve bilensin.” İsmail taşları boynunda taşıyor, yaşlı olan İbrahim ise inşa ediyordu.

Bu görüşe göre ayetin anlamı şöyledir: “İbrahim ve İsmail Beyt’in temellerini yükseltirken şöyle diyorlardı: Rabbimiz! Bizden kabul buyur.”

Başka bir grup ise şöyle dedi: Bu sözü söyleyen yalnızca İsmail’di. Bu görüşe göre ayetin anlamı şöyledir: “İbrahim Beyt’in temellerini yükselttiği sırada İsmail şöyle diyordu: Rabbimiz! Bizden kabul buyur.” Bu durumda İsmail, kendisinden sonraki cümleyle merfu olur; “diyor” fiili ise yalnızca ona haber olur, İbrahim’e değil.

Sonra tefsir ehli, temelleri kimin yükselttiği konusunda —İbrahim’in bunu yapanlardan olduğu hususunda ittifak ettikten sonra— ihtilaf ettiler. Bazıları şöyle dedi: Temelleri İbrahim ile İsmail birlikte yükselttiler.

Musa b. Harun bana rivayet etti; dedi ki: Amr b. Hammad bize rivayet etti; dedi ki: Esbat, Süddî’den rivayet etti: “İbrahim ve İsmail’e: ‘Evimi tavaf edenler için temiz tutun’ diye emretmiştik.” (Bakara 125) Süddî dedi ki: İbrahim Mekke’ye geldi. Kendisi ile İsmail kazmaları alıp Beyt’in yerini aramaya başladılar; fakat yerini bilmiyorlardı. Bunun üzerine Allah “Hacûc rüzgârı” denilen bir rüzgâr gönderdi. Onun iki kanadı vardı ve başı yılana benziyordu.

Hacûc rüzgârı, Kâbe’nin çevresini ve ilk Beyt’in temelinin üzerini onlar için süpürüp temizledi; onlar da kazmalarla onu takip ederek kazdılar ve nihayet temeli ortaya çıkardılar. İşte Allah’ın “İbrahim için Beyt’in yerini hazırladığımız zaman…” sözü bunun hakkındadır (Hac 26). Temelleri bina edip rüknün bulunduğu yere ulaştıklarında İbrahim, İsmail’e: “Ey oğlum, bana güzel bir taş ara da onu buraya koyayım.” dedi. İsmail: “Babacığım, ben yorgun ve bitkinim.” dedi. İbrahim: “Bunu bana getir.” dedi. Bunun üzerine İsmail gidip ona bir taş aradı ve bir taş getirdi; fakat İbrahim onu beğenmedi. “Bana bundan daha güzel bir taş getir.” dedi. İsmail taş aramaya gitti. Bu sırada Cebrail, Hindistan’dan Hacerü’l-Esved’i getirdi. O, beyaz bir yakuttu; seğâme bitkisi gibi bembeyazdı. Âdem onu cennetten beraberinde indirmişti; fakat insanların hataları sebebiyle kararmıştı. İsmail bir taşla geldiğinde onu rükünde buldu ve: “Babacığım, bunu kim getirdi?” dedi. İbrahim: “Senden daha çalışkan olan getirdi.” dedi. Böylece ikisi Beyt’i inşa ettiler.

İbn Humeyd bize rivayet etti; dedi ki: Seleme, İbn İshak’tan, o da Amr b. Abdullah b. Utbe’den, o da Ubeyd b. Umeyr el-Leysî’den rivayet etti; şöyle dedi: Bana ulaştığına göre Beyt’in temellerini İbrahim ile İsmail birlikte yükselttiler.

Başka bir grup şöyle dedi: Beyt’in temellerini İbrahim yükseltti; İsmail ise ona taşları veriyordu.

Bunu söyleyenlerin rivayeti şöyledir: Ahmed b. Sabit er-Râzî bize rivayet etti; dedi ki: Abdürrezzak bize rivayet etti; dedi ki: Ma‘mer, Eyyub’dan ve Kesir b. Kesir b. Muttalib b. Ebi Vedâa’dan haber verdi; bunlardan biri diğerinin rivayetine ilave ederek Said b. Cübeyr’den, o da İbn Abbas’tan rivayet etti; şöyle dedi: İbrahim geldiğinde İsmail’i Zemzem yakınında ok yontarken buldu. Onu görünce yanına kalkıp gitti; baba evladına, evlat da babasına nasıl davranırsa öyle davrandılar. Sonra İbrahim: “Ey İsmail, Allah bana bir iş emretti.” dedi. İsmail: “Rabbinin sana emrettiğini yap.” dedi. İbrahim: “Bana yardım eder misin?” dedi. İsmail: “Yardım ederim.” dedi. İbrahim: “Allah bana burada bir ev yapmamı emretti.” dedi ve Kâbe’yi işaret etti. Kâbe o sırada çevresinden yüksek bir yerdi. İşte o sırada Beyt’in temellerini yükselttiler. İsmail taşları getiriyor, İbrahim de bina ediyordu. Bina yükselince İbrahim bu taşı getirip onun için koydu; İbrahim onun üzerine çıkıp bina etmeye devam etti, İsmail de ona taşları veriyordu. İkisi şöyle diyorlardı: “Rabbimiz! Bizden kabul buyur; şüphesiz sen işiten ve bilensin.” Nihayet Beyt’in çevresini tamamladı.

İbn Beşşar el-Kazzâz bize rivayet etti; dedi ki: Ubeydullah b. Abdülmecid Ebu Ali el-Hanefî bize rivayet etti; dedi ki: İbrahim b. Nafi‘ bize rivayet etti; dedi ki: Kesir b. Kesir’in Said b. Cübeyr’den, onun da İbn Abbas’tan rivayet ettiğini işittim; şöyle dedi: İbrahim geldi ve İsmail’i Zemzem’in arkasında ok düzeltirken buldu. İbrahim: “Ey İsmail, Rabbin Allah bana kendisi için bir ev yapmamı emretti.” dedi. İsmail ona: “Rabbinin sana emrettiği hususta O’na itaat et.” dedi. İbrahim ona: “Allah sana da bu işte bana yardım etmeni emretti.” dedi. İsmail: “Öyleyse yaparım.” dedi. Bunun üzerine onunla birlikte kalktı. İbrahim Beyt’i bina ediyor, İsmail ona taşları veriyor ve ikisi şöyle diyorlardı: “Rabbimiz! Bizden kabul buyur; şüphesiz sen işiten ve bilensin.” Bina yükselip yaşlı olan İbrahim taşları kaldırmakta zorlanınca bir taşın üzerine çıktı; işte o taş Makam-ı İbrahim’dir. İsmail ona taşları vermeye devam ediyor, ikisi de şöyle diyorlardı: “Rabbimiz! Bizden kabul buyur; şüphesiz sen işiten ve bilensin.”

Başka bir grup ise şöyle dedi: Beyt’in temellerini yalnızca İbrahim yükseltti; İsmail o sırada küçük bir çocuktu.

Bunu söyleyenlerin rivayeti şöyledir: Muhammed b. Beşşar ve Muhammed b. Müsenna bize rivayet ettiler; dediler ki: Müemmel bize rivayet etti; dedi ki: Süfyan, Ebu İshak’tan, o da Hârise b. Mudarrib’den, o da Ali’den rivayet etti; şöyle dedi: İbrahim’e Beyt’i bina etmesi emredilince İsmail ve Hacer ile birlikte yola çıktı. Mekke’ye vardığında Beyt’in bulunduğu yerde başının üzerinde, içinde başa benzer bir şey bulunan bulut gibi bir şey gördü. O şey onunla konuştu ve şöyle dedi: “Ey İbrahim, benim gölgem üzere veya ölçüm üzere bina et; ne artır ne eksilt.” İbrahim bina edince oradan ayrıldı ve İsmail ile Hacer’i geride bıraktı. Hacer: “Ey İbrahim, bizi kime bırakıyorsun?” dedi. İbrahim: “Allah’a.” dedi. Hacer: “Öyleyse git; çünkü O bizi zayi etmez.” dedi. Sonra İsmail çok şiddetli susadı. Hacer Safa’ya çıktı, baktı fakat hiçbir şey göremedi. Sonra Merve’ye geldi, baktı fakat hiçbir şey göremedi. Sonra Safa’ya döndü, baktı fakat hiçbir şey göremedi. Bunu yedi kez yaptı. Sonra: “Ey İsmail, seni görmeyeceğim bir yerde öl.” dedi. Yanına geldiğinde İsmail’in susuzluktan ayağıyla yeri eşelediğini gördü. Cebrail ona seslendi ve: “Sen kimsin?” dedi. Hacer: “Ben Hacer’im, İbrahim’in çocuğunun annesiyim.” dedi. Cebrail: “Sizi kime bıraktı?” dedi. Hacer: “Bizi Allah’a bıraktı.” dedi. Cebrail: “Sizi yeterli olana bırakmış.” dedi. Sonra parmağıyla yeri eşeledi ve Zemzem fışkırdı. Hacer suyu tutmaya başladı. Cebrail: “Onu bırak; çünkü o bolca içilecek bir sudur.” dedi.

Abbâd bize rivayet etti; dedi ki: Ebu’l-Ahvas, Simak’tan, o da Halid b. Ar‘ara’dan rivayet etti: Bir adam Ali’nin yanına kalkıp: “Bana Beyt’i haber vermez misin? O, yeryüzünde kurulan ilk ev midir?” dedi. Ali: “Hayır; fakat o, bereket üzere kurulan ilk evdir. Orada Makam-ı İbrahim vardır ve oraya giren güvende olur. İstersen onun nasıl bina edildiğini sana haber vereyim: Allah İbrahim’e, ‘Yeryüzünde benim için bir ev yap.’ diye vahyetti. Bunun üzerine İbrahim bu iş karşısında bunaldı. Allah sekîne gönderdi; o, Hacûc denilen bir rüzgârdı ve iki başı vardı. Başlarından biri diğerini takip etti ve nihayet Mekke’ye vardı. Sonra Beyt’in yeri üzerinde kalkanın dürülmesi gibi dürüldü. İbrahim’e de sekînenin yerleştiği yerde bina etmesi emredildi. İbrahim bina etti; bir taş eksik kaldı. Genç çocuk bir şey aramaya gitti. İbrahim ona: ‘Hayır, sana emrettiğim gibi bir taş ara.’ dedi. Çocuk ona bir taş aramaya gitti. Geri geldiğinde Hacerü’l-Esved’in yerine yerleştirilmiş olduğunu gördü. ‘Babacığım, bu taşı sana kim getirdi?’ dedi. İbrahim: ‘Onu bana, senin yapmana güvenmeyen getirdi; Cebrail onu gökten getirdi.’ dedi. Böylece ikisi Beyt’i tamamladılar.”

Muhammed b. Müsenna bize rivayet etti; dedi ki: Muhammed b. Ca‘fer bize rivayet etti; dedi ki: Said, Simak’tan rivayet etti; Halid b. Ar‘ara’nın Ali’den bunun benzerini rivayet ettiğini işittim.

Müsenna bize rivayet etti; dedi ki: Ebu Davud bize rivayet etti; dedi ki: Şu‘be, Hammad b. Seleme ve Ebu’l-Ahvas’ın tamamı Simak’tan, o da Halid b. Ar‘ara’dan, o da Ali’den bunun benzerini rivayet etti.

Kim “Temelleri İbrahim ile İsmail yükseltti” derse veya “Temelleri İbrahim yükseltti, İsmail de ona taşları veriyordu” derse, onun sözüne göre doğru olan, gizli bulunan “söyleme” fiilinin İbrahim ve İsmail’e ait olmasıdır. Bu durumda sözün anlamı şöyle olur: “İbrahim Beyt’in temellerini yükselttiği ve İsmail de…” yani ikisi şöyle diyorlardı: “Rabbimiz! Bizden kabul buyur.” Bu yoruma göre gizli bulunan “söyleme” fiilinin yalnızca İsmail’e veya yalnızca İbrahim’e ait olması da mümkün olurdu; ancak tefsir ehlinin geneli, gizli bulunan bu sözün İbrahim ve İsmail’in ikisine birden ait olduğu görüşündedir.

Ali’den rivayet edilen, temelleri İsmail değil yalnızca İbrahim’in yükselttiği şeklindeki yoruma göre ise o zaman gizli bulunan “söyleme” fiilinin yalnızca İsmail’e ait olması gerekir. Fakat bize göre bu konuda doğru olan görüş, gizli bulunan “söyleme” fiilinin İbrahim ve İsmail’e ait olduğudur ve Beyt’in temellerini İbrahim ile İsmail birlikte yükseltmiştir. Çünkü eğer onu bizzat ikisi bina edip yükselttilerse, söylediğimiz zaten budur. Eğer İbrahim bina işinde tek başına bulunmuş, İsmail ise ona taşları vermişse, yine de ikisi temelleri yükseltmiş olurlar; çünkü yükseltme işi ikisiyle gerçekleşmiştir: Birinden bina etmek, diğerinden taşları taşımak ve taşların yerlerine konulmasına yardım etmek. Araplar, binayı sebep olan ve yardım eden kimseye nispet etmekten kaçınmazlar. Bu konuda böyle söylememizin sebebi, bütün tefsir ehlinin, Allah’ın İbrahim ve babası hakkında haber verdiği şu sözde İsmail’in de kastedildiği hususunda ittifak etmiş olmasıdır: “Rabbimiz! Bizden kabul buyur; şüphesiz sen işiten ve bilensin.” Bilinmektedir ki İsmail bunu ancak ya olgun bir adam olarak ya da zararın ve faydanın yerlerini anlayan, Allah’ın farzları ve hükümleri kendisine gerekli olmuş bir çocuk olarak söylemiş olabilir. Babasının, Allah’ın kendisine bina etmesini ve Beyt’in temellerini yükseltmesini emrettiği şeyi bina ettiği sırada İsmail böyle bir durumda bulunduğuna göre, onun babasına ya binada ya da taş taşımada yardım etmeyi terk etmediği de bilinmiş olur. Bunlardan hangisini yapmış olursa olsun, Beyt’in temellerini yükselten kimselerin anlamına dahil olmuş olur ve gizli bulunan sözün hem ondan hem de babası İbrahim’den haber verdiği sabit olur.

Buna göre sözün tefsiri şöyledir: “İbrahim Beyt’in temellerini yükselttiği ve İsmail de…” yani ikisi şöyle diyorlardı: “Rabbimiz! Senin emrine uyarak, bize yapmamızı emrettiğin Beyt’ini bina etme hususunda sana itaatimiz, sana kulluğumuz ve amelimizi bizden kabul buyur; şüphesiz sen işiten ve bilensin.”

Yüce Allah’ın, onların Beyt’in temellerini yükseltirken “Rabbimiz! Bizden kabul buyur; şüphesiz sen işiten ve bilensin.” dediklerini haber vermesinde açık bir delil vardır ki onların bu binayı kendilerinin oturacağı bir mesken veya konaklayacağı bir yer olarak yapmadıkları anlaşılır. Aksine bu, onların onu Allah’a ibadet etmek isteyen herkes için bina ettiklerine ve bununla Allah’a yakınlık aradıklarına delildir. Bunun için “Rabbimiz! Bizden kabul buyur.” dediler. Eğer onu kendilerine mesken olarak bina etmiş olsalardı, “Bizden kabul buyur.” sözlerinin anlaşılır bir yönü olmazdı; çünkü böyle olsaydı, Allah’a yakınlık ifade etmeyen bir şeyi kendilerinden kabul etmesini istemiş olurlardı. Oysa onların makamı, Allah’a yakınlık bulunmayan bir şeyin kabulünü Allah’tan isteme makamı değildir.

“Şüphesiz sen işiten ve bilensin.” sözünün tefsiri şöyledir: “Sen bizim duamızı ve senden, bize emrettiğin Beyt’ini bina etme hususunda sana itaatimizden kabulünü istediğimiz şeyi bizden kabul etmeni istememizi işitensin; nefislerimizin içlerinde sana itaatte boyun eğme, senin rıza ve sevgine uygun olana yönelme hususunda bulunanı ve amellerimizden açığa vurduğumuz ile gizlediğimizi bilensin.”

Nitekim Kasım bana rivayet etti; dedi ki: Hüseyin bize rivayet etti; dedi ki: Haccac bana rivayet etti; dedi ki: İbn Cüreyc şöyle dedi: Ebu Kesir bana haber verdi; dedi ki: Said b. Cübeyr, İbn Abbas’tan rivayet etti: “Bizden kabul buyur; şüphesiz sen işiten ve bilensin.” Yani: “Bizden kabul buyur; çünkü sen duayı işitensin.”

Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/bakara-126/,https://kutsalayet.de/bakara-128/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız