Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin. Kendiniz için önden ne hayır gönderirseniz onu Allah katında bulursunuz. Şüphesiz Allah yaptıklarınızı görendir.
Okunuşu ve Kelime Anlamı
Ve (ve) ekîmû (kılın) s-salâte (namazı) ve (ve) âtû (verin) z-zekâte (zekâtı) ve (ve) mâ (her ne) tukaddimû (öne gönderirseniz) li-enfusikum (kendiniz için) min (bir) hayrin (iyilikten) tecidûhu (onu bulursunuz) ‘indellâhi (Allah katında) innallâhe (şüphesiz Allah) bimâ (şeyleri ki) ta‘melûn (yapıyorsunuz) basîr (görendir)
Mukatil Tefsiri
“Namazı dosdoğru kılın.” Yani namazı vakitlerinde eksiksiz yerine getirin.
“Zekâtı verin.” Yani mallarınızın zekâtını verin.
“Kendiniz için önceden gönderdiğiniz her hayır…” Yani sadaka ve diğer hayırlı amellerden ne gönderirseniz, “onu Allah katında bulacaksınız.”
“Şüphesiz Allah yaptıklarınızı görmektedir.” Yani amellerinizi eksiksiz bilmektedir.
Taberi Tefsiri
Ebû Ca‘fer dedi ki: Namazı dosdoğru kılmanın anlamını daha önce açıklamıştık. Bunun, namazı sınırları ve farzlarıyla yerine getirmek olduğunu; namazın te’vilini, aslının ne olduğunu; zekâtı vermenin anlamını, bunun farz kılındığı ve vacip olduğu şekilde gönül hoşnutluğuyla verilmesi demek olduğunu; zekâtın anlamını, bu konuda ihtilaf edenlerin görüşlerini ve bizim tercih ettiğimiz görüşün doğruluğunu gösteren delilleri de daha önce yeterince açıklamıştık. Bu yüzden burada tekrar etmeye gerek yoktur.
“Canlarınız için önceden ne hayır gönderirseniz, onu Allah katında bulursunuz” sözüne gelince, Yüce Allah bununla şunu kastetmektedir: Hayatınız boyunca yaptığınız her salih amel, ölümünüzden önce ahiretiniz için kendinize gönderdiğiniz bir azık olur. Kıyamet günü onun sevabını Rabbinizin katında bulursunuz; Allah da sizi onunla mükâfatlandırır. Buradaki “hayır”, Allah’ın razı olduğu ameldir. Allah “onu bulursunuz” buyurmuştur; bununla “onun sevabını bulursunuz” anlamını kastetmiştir. Nitekim Ammâr b. Hasan’dan rivayet edildi; dedi ki: İbn Ebî Ca‘fer bize babasından, o da Rebî‘den “onu bulursunuz” sözü hakkında rivayet etti. Rebî‘ dedi ki: Yani “onun sevabını Allah katında bulursunuz” demektir.
Ebû Ca‘fer dedi ki: Burada “sevap” kelimesi açıkça zikredilmemiştir; çünkü bunu işitenler, sözün görünür delaletiyle kastedilen anlamı anlamaktadır. Nitekim Ömer b. Lece şöyle demiştir: “Şehir tesbih etti, onu kınama; çünkü onlar çarşılarında gündüz vakti bir ay gördüler.” O burada “şehir tesbih etti” derken, “şehir halkı tesbih etti” demek istemiştir.
Yüce Allah’ın burada onlara namazı dosdoğru kılmayı, zekâtı vermeyi ve kendileri için hayırlar göndermeyi emretmesinin sebebi, daha önce Yahudileri öğüt verici saymaları, içlerinden bazılarının onlara meyletmesi ve içlerinden bazılarının Resûlullah’a hitapta “Râinâ” diyerek kaba davranması sebebiyle meydana gelen hatalarından bu amellerle temizlenmeleridir. Çünkü namazları dosdoğru kılmak günahlara kefarettir; zekât vermek nefisleri ve bedenleri günah kirlerinden temizler; hayırları önceden göndermekte ise Allah’ın rızasına erişme kazancı vardır.
Yüce Allah’ın “Şüphesiz Allah yaptıklarınızı görendir” sözünün te’viline gelince, bu, Allah’ın bu ayetlerle hitap ettiği müminlere verdiği bir haberdir. Onlar gizli veya açık olarak hayır ya da şer ne yaparlarsa, Allah onu görmektedir; ondan hiçbir şey O’na gizli kalmaz. Böylece iyiliklerine karşılık iyilikle, kötülüklerine karşılık da onun misliyle karşılık verir.
Bu söz, haber üslubuyla gelmiş olsa da içinde hem vaat hem tehdit, hem emir hem de sakındırma vardır. Çünkü Allah, bütün amellerini gördüğünü onlara bildirmiştir ki O’na itaatte ciddiyet göstersinler. Zira itaatleri Allah katında kendileri için saklanmıştır ve Allah onları bununla sevaplandıracaktır. Nitekim “Canlarınız için önceden ne hayır gönderirseniz, onu Allah katında bulursunuz” buyurmuştur. Aynı zamanda O’na isyandan sakınsınlar diye de bunu bildirmiştir. Çünkü Allah, isyanı işleyen kimseyi görmekte ve daha önce o konuda tehditte bulunmuştur. Rabbimizin tehdit ettiği şey yasaklanmış, vaat ettiği şey ise emredilmiş demektir.
“Basîr” sözüne gelince, bu “gören” anlamındaki “mubsır” kelimesinden “basîr” şekline çevrilmiştir. Nitekim “mubdi‘” kelimesinin “bedî‘”, “mu’lim” kelimesinin de “elîm” şekline çevrilmesi gibi.
Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…