el-Muvaffak der ki: İlim adamları, ayakta namaz kılmaya gücü yetmeyen kimsenin oturarak namazı kılabileceğinde görüş birliğine varmışlardır. Çünkü Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), İmran b. Husayn’a: “Ayakta namazını kıl. Buna gücün yetmiyorsa oturarak kıl, buna da gücün yetmiyorsa yan üzere yatarak kıl.” buyurmuştur.
Ayakta durmaya gücü var ancak hastalığının artmasından endişe ediyorsa ya da hastalığının geç iyileşmesinden korkuyorsa veyahut çokça zorlanıyorsa bu durumda oturarak namazı kılabilir. Buna benzer bir açıklamayı İmam Malik ve İshak da söylemiştir. Çünkü Yüce Allah: “O din hususunda üzerinize hiçbir zorluk yüklemedi.” (Hac Suresi: 78) buyurmuştur.
Bu durumlarda ayakta namazı kılmak nefse zorluk yüklemek demektir. Şayet bir bastona yaslanarak ya da duvara dayanarak ayakta namazı kılmayı gerçekleştirebiliyorsa, bunu yapması gereklidir. Çünkü herhangi bir zarara uğramaksızın ayakta kılmaya güç yetiriyor demektir, bu nedenle böyle yapması gerekir.
Kim ayakta kılabiliyor, ama rüku ve secdeyi yapmaktan aciz ise onun ayakta kılma eylemini (kıyamı) yerine getirmesi kendisinden düşmez, ayakta namazını kılar, rükusunu ima ile yapar, ardından oturur ve secdeyi de yine ima ile yapar. Bunu, İmam Şafii söylemiştir. Çünkü kıyamda durmak –tıpkı kıraat gibi– bir rükündür, onu yapmaya muktedir olduğu için yerine getirmesi şarttır. Kıraat bilmeyenden diğer namaz amellerinin düşmemesi gibi, kıyamın dışında bir amelin yerine getirilmemesi de o kıyamı düşürmez.
Ebu Hanife der ki: Bu durumda kıyam yapması sakıt olur. Çünkü bu, içerisinde rükusu ve secdesi olmayan bir namazdır ve bu şekilde –tıpkı bineğinin üzerinde nafile namaz kılmada olduğu gibi– kıyamı düşüverir.
Bu kıyaslama birkaç nedenden dolayı geçersizdir:
Bir defa bineği üzerinde namaz kılmakla rüku yapmak sakıt olmaz.
Nafile namazda kıyamda durmak vacip değildir.
Bu husus cenaze namazıyla geçersiz sayılmaktadır.