"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Av’ın Cezası

İlim adamları, ihramlı bir kimsenin ezcümle bir avı öldürmesi durumunda ceza ödemesinin gerekli olduğu hususunda icma etmişlerdir.

el-Muvaffak der ki: Bir ihramlının kasden bir avı öldürmesi sebebiyle ceza ödeyeceği konusuna muhalefet eden bir ilim adamı bilmiyoruz. Ama el-Hasen ile Mücahid bundan farklı düşünmektedirler; çünkü onlar: “Eğer ihramlı olduğunu bildiği halde kasden öldürecek olursa, ona bir ceza yoktur. Ama hata ile ya da ihramlı olduğunu unutmuş olduğu halde avı öldürmüş olursa, bu durumda ona ceza gerekir.” demişlerdir. Ancak bu, nassa muhaliftir. Çünkü Yüce Allah şöyle buyurur: “İçinizden kim onu kasden öldürürse, öldürdüğü hayvanın dengi (ona) cezadır.” İhramlı olduğunu hatırlaması, “kasden yapması” anlamına gelmektedir.

Avın öldürülmesi; mübah ve haram olan olmak üzere iki türlüdür. Haram olanı öldürmeyi mübah kılacak bir sebep olmaksızın kendiliğinden avı öldürme şeklidir. Bundan dolayı cezayı ödemesi gerekir.

Mübah olanın şekli üç türlüdür:

Etini yemeye mecbur kalmak durumu. Bunda avı öldürmek mübah olur. el-Muvaffak der ki: Bildiğimiz kadarıyla bunda bir ihtilaf yoktur. Çünkü ayetin umumi manasına göre, öldürdüğü takdirde o başka bir hayvan bulsun veya bulmasın onun kıymetini öder. Evzai ise bundan dolayı kıymetini tazmin etmez; çünkü bu şekliyle deniz hayvanına benzemektedir, demiştir. Buna; başındaki bir rahatsızlık sebebiyle saçlarını traş etmenin mübah olması ve bunun yanında fidyenin de vacip olacağı şeklinde cevap verilmiştir.
Kendisine saldıran ve öldürmeden başka bir yolla zararından kurtulmadığı hayvanı ihramlı olduğu halde öldürürse, bundan dolayı ceza ödemesi gerekmez. Bunu İmam Şafii söylemiştir. Çünkü böyle yapmakla, kimi saldırgan insanların zararını def etmede olduğu gibi, o hayvanın zararından kurtulmak amacıyla onu öldürmüş olmaktadır. Tabii haliyle eza ve zarar veren şeyleri öldürme kapsamında değerlendirilir. Ebu Hanife ise bundan dolayı ceza ödemesi gerekir; çünkü bu kimse kendi ihtiyacı sebebiyle hayvanı öldürmüştür, dolayısıyla da kendi ihtiyacı için onu yemek amacıyla öldürmeye benzer, demiştir. Buna ise geçen açıklamalarla cevap verilmiştir.
İhramlı kişi bir avı, yırtıcı bir hayvandan ya da bir avcının ağından kurtarsa veyahut buna benzer işleri icra ederken hayvan telef olsa, bu durumda kendisine tazmin gerekli olmaz. Çünkü hayvanın ihtiyacı olan mübah bir işi yaparken av öldüğü için tazmin gerekmemektedir. Bunun yanında ayetin umumi hükmü gereği bu nedenle tazmin etmesi gerekli olur da denilmiştir.
İki görüşten birine göre; avı öldürürken hata ile kasden işlenen suçlarda da ceza gerekli değildir. Bunu İmam Malik, Sevri, İmam Şafii ve Rey ashabı söylemiştir. Buna dair delil Hz. Cabir’in şu kavlidir: “Hz. Peygamber sırtlan avlayan bir ihramlının ceza olarak bir koç tazmin etmesine hükmetmiştir.” Burada ise kasden ya da hatayla yapıp yapmadığına dair bir ayrıma gitmemiştir. Çünkü hayvan telef olduğu için, insanların mallarının telef edilmesinde olduğu gibi, bunu hatayla yapması ve kasden yapması hükmü eşittir.

İkinci görüşe göre; avı hata ile öldürmeden dolayı ceza gerekli değildir. Bu ise İbn Abbas, Said b. Cübeyr, Tavus, İbn Munzir ve Davud’un görüşüdür. Çünkü Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “İçinizden kim onu kasden öldürürse öldürdüğü hayvanın dengi (ona) cezadır.” Ayetteki hitap, hata ile öldüren kimseye cezanın gerekli olmayacağını ifade eder. Zira aslolan zimmetin beri olmasıdır; dolayısıyla delil olmadıkça hakkında hüküm verilemez.

Ceza ancak avı öldürmekle vacip olur. Avda ise üç özellik söz konusudur: yenmesinin mübah olması, sahibinin bulunmaması, zor yakalanan ve vahşi bir hayvan olması.

Birinci özellikten; yenilmeyen tüm hayvanlar kapsam dışında kalmaktadır, bundan dolayı da ceza gerekmez. Bu, alimlerin çoğunun kabul ettiği görüştür. Ancak onlar, eti yenen ile yenmeyen bir hayvandan doğmuş olan hayvanı öldürdüğü takdirde, genelde yenilmesini haram olduğu için çoğunlukla öldürülmesini de haram görerek cezayı da gerekli görmüşlerdir. Mübah oluşunda ihtilaflı olan hayvanların, hakkında verilen cezaları da ihtilaflıdır. İhramlıya gelince doğrusu onun cezayı tazmin etmeyeceğidir. Çünkü bu kıyasa terstir ve hakkında nas da yoktur.

İkinci özellik olan vahşi olmasına gelince; ihramlı kişinin vahşi olmayan bir hayvanı boğazlaması haram değildir. Diğer tüm davarlar, at, tavuk gibi onu yemesi de haram değildir. el-Muvaffak der ki: Bu hususta ilim adamları arasında bir ihtilafın olduğunu bilmiyoruz. Bunda itibar edilecek olan asıldır, yoksa o andaki durumu değildir. Buna göre eğer vahşi hayvan evcilleştirilmiş de olsa, bundan dolayı ceza gerekli olur. Aynı şekilde evcil ya da vahşi güvercin de böyledir ve aslına itibar edileceğinden, onda ceza gerekli olur. Ehli hayvan vahşileşecek olursa bundan dolayı da bir şey vermek icap etmez.

Ceza sadece kara avı öldürmekten dolayı gerekir, deniz avından dolayı gerekmez; bunda bir ihtilaf yoktur. Büyük hayvanların cezası, davar hayvanların benzeri cezası olarak verilir. Bu, İmam Şafii’nin de yer aldığı ilim ehlinin çoğunluğunun görüşüdür. Çünkü Allah şöyle buyurmuştur: “Öldürdüğü hayvanın dengi (ona) cezadır.” Bunun yanında Hz. Peygamber sırtlana ceza olarak bir koç tazmin edilmesine hüküm vermiştir. Ashab-ı kiram misliyatın vacip olacağı noktasında icma etmişlerdir. Onların bazı dönemlerde ve farklı beldelerde buna dair hüküm vermiş olmaları, bunu kıymeti üzerinden vermediklerine işaret etmektedir. Çünkü kıymeti üzerinden verilmiş olsaydı, bu durumda görünüşü ya da hakkındaki haberi sebebiyle, kıymeti farklı olarak bilinip telef edilen o hayvanın bizzat kendi kıymetini ödemeye itibar ederlerdi. Hüküm verdikleri bu noktada yöneltilen sorular hakkında tavakkuf etmemişlerdir. Çünkü Ashab-ı kiram bir güvercinin yerine bir koyunun tazmin edilmesine hüküm vermişlerdir. Halbuki güvercin genellikle bir koyunun kıymeti etmez.

Ebu Hanife ise; kıymetini ödemek icap eder ve onu misline çevirmek caiz olmaz; zira av misliyattan sayılmaz, demiştir. Ona ise geçen açıklamalarla cevap verilmiştir.

Buradaki maksat gerçek benzerlik değildir. Zaten av ile onun yerine bulunacak olan hayvan arasında gerçek benzerlik sağlanamaz. Yalnız görünüş açısından benzerlik kasdedilmiştir.

Öldürülen ve telef olunan av iki kısımdır:

Hakkında Ashab-ı kiramın hüküm verdiği kısım. Bunu Ata, İmam Şafii ve İshak ifade etmiştir. Çünkü Ashab-ı kiram doğruya daha yakındır ve onlar ilmi daha iyi analiz edebilmektedirler. Onun içindir ki kendilerinin verdiği hüküm, başkalarına nazaran daha hüccet sayılır. Tıpkı alimle ümminin durumu gibi. Bu nedenle Ashab-ı kiram sırtlana karşılık bir koçu, geyikte bir koyunu, tavşanda bir dişi oğlağı, yaban tavşanında yeni sütten kesilmiş bir oğlağı gerekli görmüşlerdir. Bunun yanında vahşi eşeğe karşılık bir sığırı gerekli görmüşlerdir; bir deve olacağı da söylenmiştir. Yabani ineğe karşılıkta ise bir sığırı gerekli görmüşlerdir.
Hakkında Ashab-ı kiramın hüküm vermediği kısım. Bu durumda tecrübeli iki adil kişinin vereceği karara başvurulur. Çünkü Allah şöyle buyurmuştur: “İçinizden adalet sahibi iki kişi hükmeder.” Onlar da değeri yönünden olmaksızın, yaratılışı ve sureti bakımından öldürülene en çok benzeyen bir hayvanın ceza olarak ödenmesine hükmederler. Nitekim sahabenin verdiği hüküm kıymet ve değer yönünden hayvanların benzer şekilde olmasına göre değildi. Söz konusu olan bu hakemin bir fakih olması şart da değildir; bu sadece bir ziyade sayılır. Zira Allah’ın belirttiği “adalet” vasfına haiz olması şarttır; çünkü bunu açıkça bir nas olarak bildirmiştir. Bir de adalet vasfı diğer yerlerde de başkasının görüşünün kabulü noktasında şarttır. Bir de tecrübeli olmasına itibar edilir. Çünkü benzerine dair hüküm verilmesi, ancak tecrübeli olduğu vakit mümkün olur. Kuşkusuz tecrübeli bir şekilde hüküm vermek, diğer hükümler konusunda da şarttır.
Avı öldüren iki hakemden birisinin, avı öldüren ihramlı kişi olması da caizdir. Bunu İmam Şafii ve İshak söylemiştir. Çünkü “İçinizden adalet sahibi iki kişi hükmeder.” buyruğunun umumi manası bunu ifade etmektedir. Avı öldüren de diğer bir adil kişiyle beraber hakem olup söz konusu cezayı takdir edebilir. Hz. Ömer, kertenkele öldürdüğü halde İrbid’e, kendisi hakkında cezası noktasında hakemlik yapmasını emretmiştir. Çünkü bu, Allah’ın hakkı konusunda bir malın çıkarılıp verilmesi demektir; dolayısıyla da zekatta olduğu gibi bunda emin olduğu vacip olan bir kimsenin olması da caizdir.

Nehai ise; bunun olması mümkün değildir; çünkü bir kimsenin kendi hakkında hüküm vermesi doğru olmaz, demiştir. Buna ise geçen açıklamalarla cevap verilmiştir.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/koku-surme-ve-dikisli-elbise-giyme-fidyesi/,https://kutsalayet.de/kusun-avlanmasinda-gereken-tazmin/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız