"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Ateşkes Anlaşması

”Ateşkes (Hüdne)” ifadesinin manası; Karşılıklı yahut karşılıksız olarak belirli bir süreliğine savaşanların bu savaşı durdurmak adına anlaşmalarına denir. Ateşkes’e; Muhadene (savaşı durdurmak), Muvadea (karşılıklı gitmek, çekilmek) ve Muahede (karşıklıklı anlaşmak) da denilir. Ateşkes yapmak caizdir. Buna dair delil Yüce Allah’ın şu buyruğudur: ”Allah ve Resulünden kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz müşriklere bir ihtar.” (Tevbe Suresi: 1)

Mervan ve Müsewer b. Mahreme’nin naklettiğine göre; “Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem), Hudeybiye günü Suheyl b. Amr ile on seneliğine savaşmamak üzere ateşkes anlaşması yaptı.” Çünkü kimi zaman Müslümanlar (kuvvet açısından) güçsüz olur ve Müslümanların toparlanıp güçlenmesi için ateşkes yapmak zorunda kalırlar. Bu ise ancak Müslümanlar için (maslahat açısından) uygun olursa caiz olur; Ya zayıf olmaları halinde gerçekleşebilir ya kafirlerin İslam’a girişlerini ummak yahut da cizye vermelerini ya da zimmet akdine ait ahkama bağlılıklarını denemek ve diğer başka birtakım hususlarla da gerçekleşebilir.

Ateşkesi sınırlamadan onun sürekli ateşkes olmasına dair anlaşma yapmak ise caiz değildir; çünkü devamlı ateşkesin imzalanması demek, tamamen cihadı terk etmek anlamına gelir. Nitekim el-Kadı (İyaz) şöyle demiştir: İmam Ahmed’in sözünün zahirinden anlaşılan onun, ateşkesin on yıldan fazla olmasını caiz görmediği yönündedir. Bu, Şafii mezhebinin görüşünü oluşturur. Çünkü Yüce Allah: “Müşrikleri nereden bulursanız öldürün…” (Tevbe Suresi: 5) buyurmuştur. Ayet-i kerime umumi bir hükmü bildirmektedir ve Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), Hudeybiye günü Kureyş müşrikleriyle on yıllığına ateşkes anlaşmasını imzalaması, bu hükmü tahsis etmektedir. Dolayısıyla “on yıldan” fazlası, ayetteki umum ifadesinin kapsamına dahil olur.

Ebu’l Hattab ise şöyle der: İmam Ahmed’in sözünün zahirinden anlaşılan, İmam’ın bir maslahata binaen bu ateşkes süresini on yıldan da fazlasına uzatmasının caiz olacağı yönündedir. Bunu, İmam Ebu Hanife de söyler. Çünkü ateşkes aynı zamanda bir akittir ve on yıldan fazlasına da haizdir; dolayısıyla -kira akdinde olduğu gibi- daha fazla bir süreliğine de caiz olur. Umum ifadesinin “on yıl” şeklinde tahsis edilmiş olmasının manası, bunun bir maslahata binaen icra edilmiş olmasıdır ki, bu maslahat da savaşa nazaran, anlaşma da daha çok gündeme gelmiş olmasındandır.

Ateşkes ve zimmet akdi ancak İmam ya da onun naibi tarafından gerçekleştiğinde caizdir. Çünkü bu akid kafirler cümlesiyle yapılır, başkalasıyla yapılmaz. Onun için İmam’ın görüşüne ve onun uygun göreceği maslahata bağlıdır. İmam’dan başkasının bu anlaşmaya onay vermesi ise tam olarak cihadın terk edilmesine ya da bu anlamda İmam’ın görüşüne karşı çıkmak anlamına gelebilmektedir.

Ateşkes için anlaşıldığında ona uymak gerekir; çünkü Yüce Allah: “Ey iman edenler! Akitlerinize bağlı kalın.” (Maide Suresi: 1) buyurmuştur. Bir ayet de şöyledir: “Onların antlaşmalarını, süreleri bitinceye kadar tamamlayınız.” (Tevbe Suresi: 4) Çünkü ateşkese uyulmadığı vakit söz konusu anlaşmaya da uyulmamış olur, halbuki kimi zaman ateşkese ihtiyaç duyulmaktadır. Ateşkesi bozacak olurlarsa, onlara karşı savaşmak caiz olur. Zira Yüce Allah: “Eğer antlaşmalarından sonra yeminlerini bozarlar ve dininize saldırırlarsa, küfrün önderlerine karşı savaşın. Çünkü onlar yeminleri olmayan adamlardır. (Onlara karşı savaşırsanız) umulur ki küfre son verirler.” (Tevbe Suresi: 12) buyurmuştur. Bir ayet de şöyledir: “Onlar size karşı dürüst davrandıkları müddetçe siz de onlara dürüst davranın.” (Tevbe Suresi: 7) Nitekim Kureyş kabilesi Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ile yaptıkları antlaşmayı bozunca, Allah’ın Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) onlara karşı yola çıkıp Mekke fethine koyulmuştur.

Bir kısmı anlaşmayı bozar, diğerleri bozmayacak olursa, geri kalanları da bu durum karşısında diğerlerine seyirci kalırlarsa, bir de onlara karşı çıkmayıp, İmam’ın elçilerine de bir şey söylemez ve bir şeyi ibraz etmeyecek olurlarsa, o takdirde hepsi anlaşmayı bozmuş hükmüne dahil olurlar; çünkü onların susup seyirci kalmaları, anlaşmayı bozanlara rıza gösterdikleri anlamına gelir. Şayet anlaşmayı bozmayan kimseler, bozanlara açık söz ve fiili olarak yahut onlardan ayrılmak suretiyle itiraz edecek olurlarsa veyahut İmam’ın elçisine mektup yollayarak, anlaşmayı bozanların yaptıklarına katılmadıklarını, kendilerinin anlaşmaya bağlı kaldıklarını ibraz edecek olurlarsa, bu durumda o kimseler hakkında anlaşma bozulmaz (devam eder.) İmam da diğerlerinden ayrılmalarını kendilerine emreder ki, anlaşmayı bozanlar (belli olsun ve) onları alsın… Şayet o (anlaşmaya sadık kaldığını söyleyen) kişi ayırmaktan imtina edecek olur ya da onu teslim etmekten kaçınacak olursa, o kişi de anlaşmayı bozan sayılır. Çünkü anlaşmayı bozan kişinin teslim edilmesini engellemiş olduğundan, onun konumuna geçmiş olur. Ama onu teslim alması kendisine mümkün olmamış ise o zaman anlaşması devam eder; çünkü bu takdirde esir gibi kabul edilir.

Antlaşma yaptığı o kimselerin hainlik yapmasından korkacak olursa, onlarla yaptığı anlaşmayı aynı şekilde bozduğunu kendilerine bildirir. Çünkü Yüce Allah buyurur ki: “(Antlaşma yaptığın) bir kavmin hainlik yapmasından korkarsan, sen de (onlarla yaptığın ahdi) aynı şekilde bozduğunu kendilerine bildir.” (Enfal Suresi: 58) Yani onlara ahidlerini bozduğunu haber verir ki, onlarda kendisi gibi anlaşmayı bitirmiş olduğunu bilmiş olsunlar. Kalbinden geçirdiği o korkunun oluşması yeterli değil, bir de bu korkusunu ifade edip ortaya koyacak emaresi (sayılan ameli ve bildirimini) ortaya atması gerekir. Ayet-i Kerime’ye göre sözleşmeyi bitirdiklerini bildirmeden evvel savaşmaya ve baskın düzenlemeye kalkışmak caiz değildir. Çünkü anlaşma devam ederken güven içinde olmaları da caridir; dolayısıyla bu durumda iken öldürülmeleri ve mallarının alınması caiz olmaz.

Ateşkes anlaşması yapılınca hem Müslümanların ve hem de Zimmet ehlinin (anlaştıkları tarafın) bu anlaşmaya uyması gerekmektedir. Dolayısıyla Müslümanlara yahut zimmilere ait bir şey itlaf edildiğinde, onun karşı taraf için tazmin edilme durumu söz konusu olur. Ateşkes savaşan iki tarafın birbirlerini muhafaza edip koruyacaklarını gerekli kılmaz; ateşkes sadece iki tarafın birbirleriyle savaşmaktan el etek çekmelerini icap ettirir.

Mutlak olarak ateşkes anlaşması yapılır da bizim tarafımıza bir insan Müslüman olarak ya da (bir kafir) eman isteyerek geçecek olursa, onu karşı tarafa geri vermek vacip olmaz. Bu, caiz değildir; ister gelen hür, köle, adam ya da yahut kadın olsun, fark etmez. Kadının mehrini geri vermek de vacip değildir.

Şafii ashabı şöyle demiştir: Bir köle Müslüman olmadan evvel bizim tarafımıza gelse sonra da Müslüman olsa, karşı tarafa geri verilemez. Yola çıkmadan önce Müslüman olsa sonra bize çıkıp gelse, bu köle hür olmaz; çünkü karşı düşmanlar bize ait bir eman içindedirler ve (karşılıklı) ateşkesin olması, onun hür olarak geçmesini engellemektedir.

İmam Şafii, kendisine ait görüşünde der ki: Müslüman bir kadın gelecek olursa, onun mehrini karşı tarafa vermek vacip olur. Çünkü Yüce Allah şöyle buyurur: “Onların (kocalarının) sarfettiklerini (mehirleri) geri verin.” (Mümtehine Suresi: 10) Yani kadını talep etmeye geldiğinde kocasına mehrini geri verin, demektir.

Şöyle cevap verilmiştir: Bir defa Daru’l İslam olmayan bir yerden bize birisi çıkıp gelirse, ondan bedel olarak onu ya da başka bir şeyi karşı tarafa geri vermek vacip değildir. Mesela erkek olan hür adamı ya da gelip de sonra Müslüman olmuş olan bir köleyi geri vermek vacip olmaz. Onların “Çünkü karşı düşmanlar bize ait bir eman içindedirler.” sözlerine gelince, buna şöyle cevap verilir: Bizim emniyetimiz altında olanlar; İslam diyarında İmam’ın sultası altındaki kimselerdir. Ama onların (küfür) diyarlarında olanlar, İmam’ın sultasında olmadıkları için bu onlar için geçerli olmaz. Buna dair delil şudur: Mesela bir köle Müslüman olmadan evvel bizim tarafa çıkıp gelse, bu köle onların (küfür) diyarında Müslüman olmuştur ve orada bulunan kafirlerin kabzasında ve sultasında yer almış olacağından o köle bizatihi hür olur. Aynı şekilde bu köle yola çıktıktan sonra da Müslüman olsa durum aynıdır.

Ayet-i kerimeye gelince; Bir defa bu, kendilerine bir Müslüman geldiği vakit onu geri göndereceklerine dair şart koşulan Hudeybiye hakkında nazil olmuştur. Yüce Allah, kadınları geri göndermeyi kabul etmeyince sadece onların mehirlerini geri göndermeyi emir buyurmuştur. Dolayısıyla buradaki konu, “antlaşma mutlak olarak” meydana geldiği vakit söz konusudur. Burada ise emri içeren bir anlam bulunmamaktadır.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/muslumanlarla-anlasmalari-oldugu-halde-onu-bozmalari/,https://kutsalayet.de/ateskes-antlasmasinin-sartlari/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız