"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Araf 4

Nice beldeleri helâk ettik de azabımız onlara geceleyin yahut onlar gündüz istirahat ederlerken geldi.

Okunuşu ve Kelime Anlamı
Ve kem min karyetin ehleknaha (nice memleketleri helak ettik) fe caeha be’suna beyaten ev hum kailun (azabımız onlara geceleyin veya gündüz dinlenirken geldi)

Mukatil Tefsiri
Sonra onlara öğüt vererek şöyle buyurdu: Nice beldeleri azapla helâk ettik de azabımız onlara geceleyin, onlar uyurken, yani gece vakti geldi; yahut azap onlara gündüz istirahat ederlerken geldi.

Taberi Tefsiri
Yüce Allah, Peygamberi Muhammed’e şöyle buyurmaktadır: Benden başkasına ibadet eden ve ilâhları ve putları bana denk tutan şu kimseleri gazabımdan sakındır; yoksa üzerlerine cezamı indirir ve onları, kendilerinden önceki ümmetlerden onların yolunu tutanları helâk ettiğim gibi helâk ederim; nitekim onlardan önce bana isyan eden, elçilerimi yalanlayan ve benden başkasına ibadet eden nice belde halkını helâk ettim. Azabımız onlara geceleyin geldi sözüyle, cezamız ve intikamımız sabah olmalarından önce geceleyin onlara geldi, yahut onlar gündüz vakti kaylûle ederlerken geldi, demektedir. Nice denilmesinin sebebi, sözle kastedilenin, daha önceki ümmetlerin elçileri yalanlamaları ve Allah’a karşı gelmeleri sebebiyle başlarına gelen ibret verici cezaların çokluğunu haber vermek olmasıdır. Araplar da sayının çokluğunu haber vermek istediklerinde böyle söylerler; nitekim Ferezdak şöyle demiştir: Ey Cerîr, senin nice halan ve teyzen, benim on aylık gebe develerimi sağmış, elleri ve ayakları kararmış hâlde. Eğer biri: Yüce Allah yalnızca beldeleri helâk ettiğini haber vermiştir; beldeleri helâk ettiğini bildirmesinde onların halkını da helâk ettiğine dair ne delil vardır? derse şöyle denilir: Beldeler, içlerinde halklarına ait meskenler ve onlardan sakinler bulunmadıkça belde diye adlandırılmazlar; dolayısıyla beldelerin helâk edilmesinde onların içinde bulunan halkın da helâk edilmesi vardır. Arap dili âlimlerinden bazıları sözün zahiren belde hakkında haber verme şeklinde geldiğini, fakat onunla belde halkının kastedildiğini düşünmüştür. Bizim bu hususta söylediğimiz ise okunan vahyin zahirine uygun olması sebebiyle hakka daha uygundur. Eğer biri: Nice beldeleri helâk ettik de azabımız onlara geceleyin yahut onlar gündüz istirahat ederlerken geldi nasıl denilmiştir? Bir belde Allah’ın azabının gelmesi, intikamının ve gazabının ona inmesi dışında helâk olur mu? Öyleyse Allah’ın azabının gelişi onun helâkinden sonra olmuş gibi Helâk ettik de azabımız geldi denilmesinin anlamı nedir? Helâk olup yok olmuş, kendilerine veya meskenlerine inen şeyin farkında olmayan bir topluluğa azabın gelmesinin anlamı nedir? derse şöyle denilir: Bunun tevilinde her ikisi de doğru ve yolu açık olan iki vecih vardır. Bunlardan birincisine göre anlam şöyledir: Nice beldeleri, kendilerine indirdiğimiz apaçık delillere ve hidayete uymaktan onları yardımsız bırakmamız ve Rablerine itaatten kendilerini saptıran velilerinin emrine uymayı tercih etmeleri sebebiyle helâk ettik; bunu yaptıkları zaman azabımız onlara geceleyin yahut onlar gündüz istirahat ederlerken geldi. Buna göre Allah’ın onları helâk etmesi, onları kendisine itaat hususunda yardımsız bırakmasıdır; Allah’ın azabının onlara gelmesi ise, onları yardımsız bırakmasının ardından Rablerine karşı işledikleri isyanın cezasıdır. İkinci veçhe göre ise helâk, azabın bizzat kendisidir; böylece helâkin zikredilmesi azabın gelişinin zikredildiğine, azabın gelişinin zikredilmesi de helâkin zikredildiğine delalet eder. Durum böyle olunca Araplara göre önce helâkin zikredilip ardından azabın ona atfedilmesiyle, önce azabın zikredilip ardından helâkin ona atfedilmesi arasında fark yoktur. Bu, onların Ziyaretime geldin de bana ikram ettin demelerine benzer; ziyaretin kendisi ikram olduğunda onlara göre ziyareti öne alıp ikramı sonraya bırakmakla ikramı öne alıp ziyareti sonraya bırakarak Bana ikram ettin de ziyaretime geldin demek aynıdır. Arap dili âlimlerinden bazıları ise sözde hazfedilmiş bir ifade bulunduğunu, bu ifade olmaksızın sözün doğru olmayacağını ileri sürmüş ve anlamın Nice beldeleri helâk ettik; azabımızın onlara gelişi ise onları helâk etmemizden önce oldu şeklinde olduğunu söylemiştir. Bu, doğruluğuna ne vahyin zahirinden ne de teslim olunması gereken bir haberden delil bulunan bir görüştür; bir görüş, doğruluğuna teslim olunması gereken yollardan herhangi biriyle delil bulunmaksızın ortaya konulduğunda onun bozukluğu açık olur. Onlardan bir başkası da buradaki fe harfinin vav anlamında olduğunu söylemiş ve sözün tevilinin Nice beldeleri helâk ettik ve azabımız onlara geceleyin geldi şeklinde olduğunu ileri sürmüştür. Bunun bir anlamı yoktur; çünkü Arapların dilinde fe harfinin söz içinde vav harfinde bulunmayan bir hükmü vardır; dolayısıyla mümkün olduğu sürece onu Araplar arasındaki baskın anlamına yöneltmek, başka bir anlama yöneltmekten daha uygundur. Eğer biri: Azabımız onlara geceleyin yahut onlar gündüz istirahat ederlerken geldi nasıl denilmiştir? Oysa veya kelimesinin sözdeki baskın kullanımının şüphe ifade ettiğini biliyorsun ve Allah’ın haberinde şüphe bulunması mümkün değildir, derse şöyle denilir: Bunun tevili senin düşündüğünün aksinedir; sözün anlamı yalnızca şudur: Nice beldeleri helâk ettik; onların bir kısmına azabımız geceleyin, bir kısmına ise onlar gündüz istirahat ederlerken geldi. Burada veya yerine vav getirilseydi söz neredeyse imkânsız bir anlam taşırdı ve sözün baskın anlamı, Allah’ın helâk ettiği beldeye azabının hem geceleyin hem de kaylûle vaktinde geldiği şeklinde olurdu; bu da azabın daha önce helâk olmuş olanı helâk ettiği ve daha önce yok olmuş olanı yok ettiği şeklinde bir haber olurdu ki bu, sözde çelişkidir. Doğru söz ise vahyin getirdiği şekildir; çünkü azabın geceleyin geldiği beldelerle kaylûle vaktinde geldiği beldeler birbirinden ayrılarak zikredilmemiştir; bunlar ayrı ayrı zikredilmiş olsaydı ancak vav ile haber verilirdi. Azabımız ona geldi denilerek azabın beldeye geldiği haber verilmiş ve söz ayetin başında kendisiyle başlanılan lafza göre sürdürülmüştür. Azabımız onlara geceleyin geldi denilseydi de sözün anlamına döndürülmesi bakımından doğru ve fasih olurdu; çünkü azapla asıl kastedilen beldenin binaları değil sakinleridir, her ne kadar azaptan binalara ve meskenlere de yıkım bakımından sakinlerine isabet eden şeye benzer bir şey isabet etmiş olsa da. Yahut onlar gündüz istirahat ederlerken sözünde ise haber, onların meskenlerinden değil özellikle sakinlerinden bahsetmeye dönmüştür; çünkü açıkladığımız üzere azabın asıl hedefi sakinlerdi, her ne kadar onların helâkinde meskenlerinin de helâki ve harap olması bulunsa da. Yahut belde gündüz istirahat ederken denilmiş olsaydı da dinleyenler sözle neyin kastedildiğini anlamış oldukları için doğru olurdu. Eğer biri: Yahut onlar gündüz istirahat ederlerken sözü, Allah’ın azabının gündüzün hangi vaktinde onlara geldiğini haber vermiyor mu? derse: Evet, denilir. Eğer: Böyle zaman bildiren ifadeler Arapların sözünde vakte delalet eden vav ile kullanılmaz mı? derse şöyle denilir: Bu böyle olmakla birlikte Araplar, veya harfi de vav da kendilerinde atıf harfi olduğu için iki atıf harfini bir araya getirmeyi ağır bularak böyle yerlerde vavı hazfedebilirler ve Benimle yoksulken yahut ben yolcuyken karşılaştın anlamında, aslında yahut ben yolcuyken ifadesinde vavı kastettikleri hâlde onu hazfederek söylerler; açıkladığımız sebeple sözde vavı kastetmelerine rağmen onu kaldırırlar.

Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…

https://kutsalayet.de/araf-3/,https://kutsalayet.de/araf-5/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız