"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Araf 147

Ayetlerimizi ve ahiret buluşmasını yalanlayanların yaptıkları boşa gitmiştir. Onlar, yapmakta olduklarından başkasıyla cezalandırılmazlar.

Diyanet Vakfı
Halbuki ayetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalanlayanların amelleri boşa çıkmıştır. Onlar, yapmakta oldukları amellerden başka bir şey için mi cezalandırılırlar!

Kurtubi Tefsiri
Âyetlerimizi ve âhirete kavuşmayı yalanlayanların bütün işler dikleri boşa gitmiştir. Onlar, yaptıklarından başkasıyla mı cezalandırılacaklardı?

“Yeryüzünde haksızlıkla kibirlendiler!, âyetlerimden yüz çevirteceğim”

âyeti ile ilgili olarak, Katade şu açıklamayı yapmıştır: Onların Kitabımı anlamalarını engelleyeceğim. Süfyan b. Uyeyne de böyle açıklamıştır. Onları âyetlerime îman etmekten alıkoyacağım diye açıklandığı gibi, onları âyetlerimden yararlanmalarını engelleyeceğim, diye de açıklanmıştır. Bu ise, büyüklenmelerinin cezasıdır.

“Onlar, sapıp eğrilince, Allah da onların kalplerini (haktan) çevirdi” (es-Saf, 61/5) âyeti de buna benzemektedir.

Burada sözü geçen

“âyetler”den kasıc, mucizeler ya da Allah tarafından indirilmiş kitaplardır. Bunlar, göklerin ve yerin yaratılışıdır, diye de açıklanmıştır. Yani Ben, onların göklerin ve yerin yaratılışından ibret almalarını engelleyeceğim,

“Kibirlendiler” kendilerini insanların en faziletlisi olarak görenler demektir. Bu ise, batıl bir zandır. Bundan dolayı: “Haksızlıkla” diye buyurmuştur. Bu kibirleri dolayısıyla onlar, ne bir peygambere tabi oluyorlar, ne de o peygambere kulak veriyorlardı.

“Onlar, her âyeti görseler bile yine de onlara Îman etmezler. Hidayet yolunu görseler onu bir yol edinmezler. Fakat azgınlığın yolunu görseler hemen onu yol edinirler” âyeti ile yüce Allah, bu büyüklük taslayan kimseleri kastetmektedir. Onların, doğru yolu terk edip sapıklık ve dalâlet yoluna uyan yani, küfrü din olarak edinen kimseler olduklarını haber vermektedir.

Daha sonra yüce Allah bunun sebebini beyan ederek şöyle buyurmaktadır:

“Bu, âyetlerimizi yalanlamalarından” yani, Benim onlara bunu yapmamın sebebi, onların yalanlamalarıdır “ve onlardan gafil olmalarındandır.” Yani, onların hakkı gereği gibi düşünmeyi terk etmek suretiyle gafiller olmalarındandır. Bunun, onlar kendilerine verilen cezadan gafil idiler, anlamına gelmesi de muhtemeldir. Nitekim: “Filan kişi kendisine yapılmak istenen şeylerden ne kadar da gafildir!” denilmesi de buna benzemektedir.

Mâlik b. Dinar “Görseler” kelimesini; şeklinde “ya” harfini her iki yerde de ötreli olarak okumuştur. Yani, onlara bu yol gösterilecek olursa… demek olur. Medineliler ile Basralılar, Hidayet, rüşt kelimesini “radıyallahü anh” harfini ötreli, “şin” harfini de sakin olarak okumuşlardır. Kûfeliler ise, Âsım müstesna; şeklinde “radıyallahü anh” ve “şin” harflerini üstün olarak okumuşlardır. Ebû Ubeyd der ki:

Ebû Amr, rüşd ile reşed arasında ayırım gözetmiş ve rüşd salahda, reşed ise dinde sözkonusu olur, demiştir. en-Nehhâs der ki: Sîbeveyh rüşd ile reşed’in, “suht ile sehat” gibi aynı anlamı İfade ettiği görüşündedir. el-Kisâî de böyle demiştir.

Ebû Amr’dan sahih olan görüş ise, Ebû Ubeyd’in dediğinden farklıdır. İsmail b. İshak der ki: Bize, Nasr b. Ali, babasından, o, Ebû Amr b. el-Alâ’dan şöyle dediğini nakletti: Eğer “rüşd” kelimesi âyetin ortasında yer alırsa, (“şin” harfi) sakin okunur. Şayet âyetin başında (sonunda) yer alırsaherekeliokunur. en-Nehhâs der ki: Âyetin başında (sonunda) ile şu âyeti ve benzerlerini kastetmektedir:

“Ve işimizde bize bir muvaffakiyet ver” (Secde, 18/10). Bu iki şekil, ona göre aynı anlama gelen iki ayrı söyleyiştir. Şu kadar var ki, âyeı sonlarını üstün okuması, âyetler arasında uyum sağlasın diyedir. Bu fiil; şekillerinde kullanılabilir. Sîbeveyh ise, şeklindeki kullanılışı da nakletmektedir. Sözlükte rüşd ile reşed, insanın arzu ettiği şeyi elde edebilmesi demektir. Bu da hüsrana uğramanın zıddıdır.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/araf-146/,https://kutsalayet.de/araf-148/