Cinsel iktidardan aciz olan (iktidarsız) kimseye denilir. Bu, erkek için bir kusur sayılır ve belirli bir süre içerisinde bu hali denendikten ve bilindikten sonra (duruma göre) artık onun bu kusuru sebebiyle nikahı feshedilmekle karşı karşıya kalır. Belde fakihlerinin fetvaları da bu yönde gelmiştir. İmam Malik, Ebu Hanife ve ashabı, Sevri, Evzfü, İmam Şafii ve İshak bunlar arasındadır.
Nitekim Hz. Ömer’den, anin (iktidarsız erkek) hakkında: “Onun hali (denenmek için) bir sene ertelenir…” demiştir. Bunun benzerini Hz. Ali, İbn Mesud, Muğira b. Şube de söylemiştir. Onlara muhalefet eden çıkmamıştır. Şüphesiz iktidarsızlık cinsel münasebeti engelleyen bir ayıp ve kusurdur. O halde muhayyerlik sabit olur, tıpkı erkeğin sünnet yerinin kesik olmasına yahut kadının fercinin kapalı olmasına benzer. el-Hakem b. Uyeyne ve Davud (ez-Zahiri) ise kural dışı olarak: Bu durumdaki erkek ertelenmez; zira onun bir karısı vardır, demişlerdir.
Mezhebimizin kuvvetli görüşüne göre kadın, kocasının iktidarsız olması sebebiyle cinsel münasebet yapmaktan aciz olduğunu iddia ederse, buna dair kendisine soru sorulur. Eğer erkek bunu kabul etmez ve kadın da bakire ise itibar edilecek olan söz, kadının sözü olur. Eğer kadın dul ise bu durumda itibar edilecek söz -yemin etmesi yanında- erkeğin sözüdür. Çünkü bu, ancak bu yolla bilinebilir. Asıl olan (kocanın) sağlam olduğudur.
Eğer erkek aciz olduğunu ikrar ederse yahut bu ikrarını bir beyyine (belge) ispat ederse veyahut inkar etmesi halinde yemin etmesi istendiğinde o da yemine yaklaşmayacak olur ve bu şekilde aciz olduğu ortaya çıkarsa, ilim ehlinin genelinin görüşüne göre onun bu hali (denenmek için) bir sene ertelenir. Çünkü bu, isimleri geçen sahabelerin görüşünü oluşturmuştur. Bir de bu acizlik durumu, kimi zaman iktidarsızlık sebebiyle olurken, kimi zaman da hastalık sebebiyle olur. O nedenle kendisine dört mevsimin geçmesi şeklinde bir sene süre verilir ki, bu şekilde fıtraten böyle olup olmadığı anlaşılmış olsun.
Bu senenin başlangıcı, kadının kocasından şikayet ettiği sözüyle başlar. İbn Munzir: Ertelemeyi kabul eden topluluğun görüşü bu yöndedir. Süre bittiği vakit, erkek cinsel temas yapamayacak olursa, kadın muhayyer olur. Feshetmeyi tercih ederse, bu durumda hakim’in hükmü olmadan ayrılması caiz olmaz; çünkü bu ihtilaflı bir husustur. Kendisi ya nikahı fesheder veyahut -kabul edenlerin genel görüşüne göre- erkeği karısına yollar ve kadın da onunla fesholur. Kadın feshetmeyi tercih etmeksizin o, bu nikahı feshetmez yahut geçersiz kılmaz. Buna göre feshedecek olursa bu, talak değil, fesh olmuş olur. Bunu, İmam Şafii söylemiştir. Ebu Hanife, İmam Malik ve Sevri ise: Hakim ikisinin arasını ayırır ve bu bir talak sayılır, derler.
Küçüklükten gelen arızi bir durum yahut kaybolması umulan bir hastalık sebebiyle cinsel temas yapmaktan aciz olduğu biliniyorsa, o vakit kendisine bir süre verilmez. Çünkü bu, arızi bir durumdur. Halbuki iktidarsızlık, fıtri ve yaratılış itibariyle gelen ve kaybolmayan bir durumdur. Eğer yaşlılığı yahut kaybolması umulmayan bir hastalık sebebiyle cinsel temas yapmaktan aciz ise kendisine süre biçilir. O vakit kendisi yaratılış itibariyle bir sorun anlamında ele alınır. Sünnet yeri kesik olur veya kendisi felç olursa, bu takdirde hemen muhayyerlik sabit olur; çünkü cinsel temas yapmaktan ümit kesileceğinden, beklemenin bir anlamı yoktur.
Hussıy (hadım olan) adama gelirsek, el-Harakl bunu babın tercemesinde zikretmiş ve ona dair münferit bir hüküm vermemiştir, ancak onun sözünün zahirinden anlaşıldığına göre kendisi hussıy olanı, başkasına ilhak etmiş ve ne zamanki erkek karısına vasıl olamayacak olursa, bu durumda (denenmek için) erkek ertelenir; eğer karısına vasıl olursa, o vakit karısının muhayyerlik hakkı olmaz. Çünkü cinsel temas mümkündür ve bu cinsel temasla elde edilen faydalanma da yerine gelmiş olur demektir. Nitekim buna dair ihtilafların izahları öncesinde geçmişti.
İlim ehlinin çoğunluğunun görüşüne göre, akit esnasında kadın kocasının iktidarsız olduğunu bilirse, erkek için kadına süre verilmez ve kadın da onun eşi olmaya devam eder. Çünkü kadın erkeğin kusuruna razı olmuştur ve söz konusu olan bu nikah akdine bilgisi dahil olmak üzere iştirak etmiştir; dolayısıyla kendisine muhayyerlik hakkı doğmaz ev sanki kocasının sünnet yerinin olmadığını bilmesine benzemektedir. Bunun yanında kadın akitten yahut süreden sonra da ondan razı olmuş sayılacağından, artık nikahı feshetme hakkı olmaz. Aynı şekilde -diğer ayıp ve kusurlar gibi- akit esnasında kadının kocasından razı olması da böyledir. Bu, eski görüşüne göre İmam Şafii’ye aittir.
Yeni görüşünde ise o: “O vakit (denenmek için) erkek ertelenir. Belki de nikah dışındaki bir nikah aralığında iktidarsız olabilir.” demiştir. Bunun uzak bir ihtimal olacağı şeklinde cevap verilmiştir. Zira iktidarsızlık, fıtri ve yaratılış itibariyle söz konusu olan ve zahiren değişmeyen bir ayıptır. Bu durumda kadın, kocasının iktidarsızlığını iddia etse ve erkek de bunu inkar etse, o vakit itibar edilecek söz -yemin etmesinin yanında- kadının sözüdür. Çünkü aslolan bunu bilmemesidir. Şayet kadın bunu (durumun böyle olmadığını) ikrar etse yahut erkek iktidarsız olmadığına dair bir belge getirse, kadınla olan nikahı sabit olur ve kadının muhayyerliği geçersiz olur.
Akitten sonra kadın erkeğin iktidarsız olduğunu bilir ve talep etme noktasında susarsa, sonrasında ise talebe başvurursa, buna hakkı vardır ve bu talebinden başlamak üzere de erkeğe (denenmek için) bir sene süre verilir. el-Muvaffak der ki: Bunda ihtilaf edenin olduğunu bilmiyoruz. Kadın kocasının iktidarsız oluşundan razı olursa, muhayyerliği geçersiz olur, ister bu akdin peşine olsun yahut erkeğe süre verilmiş olsun veyahut sürenin bitmesinden sonra olsun, fark etmez.
el-Muvaffak şöyle der: Sürenin bitiminden sonra kadının sözüyle, söz konusu olan muhayyerliğinin geçersizliği noktasında bir ihtilafın olduğunu bilmiyoruz. Ama öncesine gelirsek, bu hususta İmam Şafii, yeni görüşüne göre: Muhayyerliği geçersiz olmaz; çünkü onun nikahı feshetmedeki hakkı, ancak sürenin bitiminden sonra sabit olur. Öyleyse öncesinde bu hakkını düşürmek sahih değildir. Bu alışverişten önce şuf’a hakkını düşüren kimseye benzemektedir, demiştir.
Bize göre kadın, eğer akitten sonra bu kusurdan razı olursa -diğer kusurlarda olduğu gibi- muhayyerliği düşer. Aynı şekilde sürenin bitmesinden sonra da durum aynıdır. Onların ileri sürdükleri görüş ise doğru değildir. Çünkü nikahı feshetme sebebi olan iktidarsızlık mevcuttur, süre ise ancak bunun mevcut olup olmadığını anlamak için öne sürülmüştür. Bu durumda kadın, diğer kusurlarda olduğu gibi beyyine konumunda ele alınır. Bu mesele şuf’a konusuyla da ayrılır; zira şuf’ a’nın sebebi alışveriştir ve sonrasında da mevcut olmaz.
Alimlerin çoğunluğu şöyle demişlerdir: Koca bir defa karısıyla cima eder ve kadın onun iktidarsız olduğunu iddia ederse, bu durumda kadının sözü dinlenmez ve erkeğe de süre biçilmez. İmam Malik, Evzfü, İmam Şafii, İshak ve rey ashabı bu görüşü öne süren alimlerdendir. Çünkü erkek -bu nikahıyla ve iktidarsızlığının zeval bulmasıyla- karısıyla cima etmeye muktedir olmuştur, öyleyse -sanki aciz değilmiş gibi- ona bir süre biçmek olmaz.
Ebu Sevr ise şöyle demiştir: Karısıyla cima etmekten aciz olursa, erkeğe süre verilir. Zira karısıyla cima etmekten acizdir, o vakit kadının (muhayyerlik) hakkı sabit olur ve bu, sanki cimadan sonra erkeğin sünnet yerinin kesik olması gibi değerlendirilir. Şöyle cevap verilir: Bir defa sünnet yerinin kesik olması durumunda acizlik baş gösterdiği için zaten kan-kocanın arası ayrılır.