Allah, O’ndan başka ilah yoktur; O diridir, kayyumdur.
Okunuşu ve Kelime Anlamı
Allahu (Allah) la (yoktur) ilahe (ilah) illa (ancak) huve (O) el-hayy (diri) el-kayyum (her şeyi ayakta tutan)
Mukatil Tefsiri
Buradaki “Hayy”, ölmeyen diri demektir; “Kayyûm” ise her nefsi kazandığı şeyle ayakta tutan, her canlının işlediklerini gözetip yöneten anlamındadır. Allah Teâlâ bu ifadeyle, Necran Hristiyanlarının Îsâ hakkında söyledikleri sözleri reddetmiş, gerçek ilâhın yalnızca kendisi olduğunu açıklamıştır.
Taberi Tefsiri
Ebu Cafer şöyle dedi: “Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur” sözü, Allah’ın kullarına uluhiyetin yalnızca kendisine ait olduğunu bildirmesidir. O’ndan başka ilah edinilen bütün varlıklar, ortak koşulan bütün şeyler ve benzer kabul edilen bütün putlar gerçekte ilahlık hakkına sahip değildir. Çünkü rububiyet yalnızca Allah’a mahsustur, uluhiyette tektir ve ibadet ancak O’na yapılabilir. O’nun dışındaki her şey O’nun mülkü ve yaratığıdır. Hükümranlığında hiçbir ortağı yoktur. Bu sebeple Allah kullarına, başkasına ibadet etmelerinin asla doğru olmayacağını bildirmektedir. Çünkü Allah’tan başka tapılan her şey yaratılmıştır ve yaratılmış olanın kendisini yaratana kulluk etmesi gerekir.
Allah bu ayetlerle, putlara, heykellere, güneşe, aya, insanlara, meleklere ve benzeri varlıklara kulluk eden bütün insanlara, onların açık bir sapıklık içinde olduklarını bildirmiştir. Çünkü onlar yaratıcılarını bırakıp yaratılmışlara yönelmişlerdir. Böylece doğru yoldan ayrılmış ve ibadeti hak etmeyen şeylere tapmışlardır.
Rebî’den rivayet edildiğine göre Hristiyanlar Resûlullah’a gelip İsa hakkında tartışarak: “Onun babası kimdir?” diye sordular ve Allah hakkında büyük bir iftira ortaya attılar. Bunun üzerine Peygamber onlara, çocuğun mutlaka babasına benzeyeceğini bilip bilmediklerini sordu; onlar bunu kabul ettiler. Ardından Rablerinin diri olduğunu, asla ölmeyeceğini, buna karşılık İsa’nın ise yok oluş ve ölümle karşılaşacağını söyledi; onlar bunu da kabul ettiler. Sonra Allah’ın bütün varlıkları koruyup gözettiğini, rızıklandırdığını ve her şeyin idaresini elinde tuttuğunu hatırlattı ve İsa’nın bunlardan herhangi birine sahip olup olmadığını sorduğunda, onlar İsa’nın böyle bir güce sahip olmadığını itiraf ettiler. Ardından Allah’a yerde ve gökte hiçbir şeyin gizli kalmadığını, her şeyi eksiksiz bildiğini söyledi; onlar bunu da kabul ettiler. Daha sonra İsa’nın ise ancak kendisine öğretilen kadar bilgi sahibi olduğunu kabul ettiler. Sonra Allah’ın İsa’yı annesinin rahminde dilediği şekilde yarattığını ve şekillendirdiğini onlara hatırlattı. Bunun ardından Rablerinin yemek yemediğini, içmediğini ve hiçbir beşerî ihtiyaç taşımadığını söyledi. Buna karşılık İsa’nın bir kadın tarafından taşındığını, doğurulduğunu, çocuk gibi beslendiğini, yemek yiyip su içtiğini ve insanların yaşadığı ihtiyaçları yaşadığını anlatarak, bütün bunlara rağmen onun nasıl ilah sayılabileceğini sordu. Onlar bütün bunların doğruluğunu bildikleri halde yine de inkâr ve inatlarında direndiler. Bunun üzerine Allah: “Elif Lâm Mîm. Allah, kendisinden başka hiçbir ilah olmayandır; Hayy’dır, Kayyûm’dur” ayetini indirdi.
“Hayy” ve “Kayyûm” kelimeleri hakkında kıraat imamları arasında farklı okuyuşlar rivayet edilmiştir. Şehirlerin kıraat imamları bunu “el-Hayyü’l-Kayyûm” şeklinde okumuşlardır. Ömer b. Hattab ile İbn Mesud’dan “el-Hayyü’l-Kayyâm”, Alkame’den ise “el-Hayyü’l-Kayyim” şeklinde okuyuş nakledilmiştir. Ancak Taberî’ye göre doğru ve terk edilmesi caiz olmayan kıraat, Müslümanların yaygın biçimde naklettikleri ve mushaflarda yazılı bulunan “el-Hayyü’l-Kayyûm” kıraatidir.
Müfessirler “Hayy” kelimesinin anlamı hakkında farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Bazıları bunun “ölmeyen” anlamına geldiğini söylemiştir. Muhammed b. Cafer b. Zübeyr şöyle demiştir: “Hayy, ölmeyen demektir. Oysa Hristiyanların iddiasına göre İsa ölmüş ve çarmıha gerilmiştir.” Rebî de: “Hayy, ölmeyendir” demiştir. Başkaları ise bunun Allah’ın dilediği her şeyi yönetmeye gücü yeten, hiçbir isteği engellenemeyen varlık olduğunu söylemişlerdir. Diğer bazıları ise bunun başlangıcı ve sonu olmayan ebedî hayat anlamına geldiğini belirtmişlerdir.
Taberî’ye göre doğru olan görüş şudur: Allah kendisini son bulmayan ve kesilmeyen ebedî hayat sahibi olmakla nitelemiş, yaratıklara ait olan ölüm ve yok oluşu kendisinden uzak tutmuştur. Böylece kullarına, ibadeti hak edenin yalnızca ölmeyen ve yok olmayan diri ilah olduğunu bildirmiştir. Çünkü Allah’tan başka rab edinilen her şey yok olacak ve ölecektir. Yok olan bir varlık ilah olamaz. Gerçek ilah yalnızca ölmeyen, yok olmayan ve ebedî olan Allah’tır.
“Kayyûm” kelimesinin anlamı ise her şeyi koruyan, gözeten, rızıklandıran, yöneten ve dilediği şekilde değiştiren demektir. Mücahid bu kelimeyi “Her şeyin üzerinde kaim olan” diye açıklamış, Rebî ise “Her şeyi koruyan, gözeten ve rızıklandıran” demiştir. Başkaları ise bunu Allah’ın makamında daim oluşu ve hiçbir değişime uğramaması şeklinde açıklamışlardır. Muhammed b. Cafer b. Zübeyr, “Kayyûm; hükümranlığında sabit olan ve değişmeyendir. Oysa Hristiyanların iddiasına göre İsa bulunduğu makamdan ayrılmış ve başka hale dönüşmüştür” demiştir.
Taberî’ye göre doğru olan görüş, “Kayyûm”un Allah’ın yaratılmışların işlerini yöneten, onları koruyan ve idare eden olmasıdır. Arapların “Falanca bu şehrin işlerini yürütmektedir” sözünde olduğu gibi burada da yönetmek ve gözetmek anlamı vardır. Daha sonra Taberî, “Kayyûm”, “Kayyâm” ve “Kayyim” kelimelerinin dil yapısını ayrıntılı biçimde açıklamış, bunların hepsinin övgüde mübalağa ifade ettiğini ve “kāim” kelimesinden daha güçlü anlam taşıdığını söylemiştir. Ayrıca Ömer’in “Kayyâm” kıraatini tercih etmesinin, bunun Hicaz lehçesinde yaygın bir söyleyiş olmasından kaynaklandığını belirtmiştir.
Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…