Eğer seni yalanlıyorlarsa, senden önce de apaçık deliller, sahifeler ve aydınlatıcı kitap ile gelen peygamberler yalanlanmıştı.
Okunuşu ve Kelime Anlamı
Fe-in kezzebuke fe-kad kuzzibe rusulun min kablik (seni yalanladılarsa senden önce de elçiler yalanlandı) cau bi-l-beyyinati ve z-zubur ve l-kitabi l-munir (açık delillerle, sahifelerle ve aydınlatıcı kitapla gelmişlerdi)
Mukatil Tefsiri
Allah Teâlâ bu ayette Peygamberini teselli etmekte ve Yahudilerin yalanlamalarına karşı sabretmesini emretmektedir. Çünkü o, yalanlanan ilk peygamber değildir. Ondan önce de birçok peygamber kavimleri tarafından inkâr edilmiş ve yalanlanmıştır. Bu peygamberler, peygamberliklerini ispatlayan açık mucizeler ve ayetlerle gelmişlerdi. Ayrıca “zübür” ile, önceki milletlerin haberlerini ve öğütleri içeren ilahî yazılar kastedilmektedir. “Aydınlatıcı kitap” ise içinde Allah’ın emir ve yasaklarının bulunduğu, hak ile bâtılı açıklayan, apaçık ve yol gösterici ilahî kitaptır. Buna rağmen önceki peygamberler de yalanlandıkları için, Muhammed’in yalanlanması yeni ve şaşılacak bir durum değildir.
Taberi Tefsiri
Bu, Yüce Allah’ın, Nebisi Muhammed’i, Yahudilerden ve diğer din mensubu müşriklerden gördüğü eziyetler karşısında teselli etmesidir.
Yüce Allah ona şöyle buyurmaktadır: Ey Muhammed! “Allah fakirdir” diyenlerin, “Allah bize, ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiçbir peygambere iman etmememizi emretti” diyenlerin ve Allah’a karşı ileri sürdükleri iftiraların seni üzmesine izin verme. Allah’ın kendilerine mühlet vermesine aldanarak Rablerine iftira etmeleri seni kederlendirmesin. Seni yalanlamalarını ve Allah’ın kendilerine verdiğini iddia ettikleri ahitler hakkında batıl iddialar ortaya atmalarını da büyük görme.
Eğer onlar sana bunu yapıyor, seni yalanlıyor ve Allah hakkında yalan söylüyorlarsa, senden önce de Allah’ın peygamberleri yalanlanmıştır. O peygamberler, kendilerine apaçık deliller, mazereti ortadan kaldıran kesin hüccetler, akılları hayran bırakan kanıtlar ve yaratılışı aciz bırakan mucizelerle gelmişlerdi. İşte bunlar “beyyineler”dir.
“Zübür” ise “zebur”un çoğuludur. Zebur, kitap demektir. Her kitap bir zeburdur. Nitekim İmruülkays şöyle demiştir:
“Gördüğüm bir harabe beni hüzünlendirdi;
Yemen hurma dalı üzerine yazılmış bir kitap yazısı gibi.”
Buradaki “kitap” ile Tevrat ve İncil kastedilmektedir. Çünkü Yahudiler, İsa’yı ve onun getirdiği şeyi yalanlamış, Musa’nın Muhammed’in sıfatına dair getirdiği bilgileri tahrif etmiş ve bu konudaki ahdi değiştirmişlerdi. Hristiyanlar da İncil’de bulunan Muhammed’in niteliklerine dair bilgileri inkâr etmiş ve onun hakkında kendilerine emredilenleri değiştirmişlerdi.
“Aydınlatıcı” ifadesi ise, hakkı açıklayan, karışıklığa düşen kimseye gerçeği gösteren ve onu ortaya koyan anlamındadır. Bu kelime nur ve aydınlık kökünden gelir. Araplar, bir şey açıklığa kavuştuğunda “Bu iş sana aydınlandı” derler. Yani sana ışık tuttu, ortaya çıktı demektir. Böylece o şey aydınlatır; ona da “aydınlatıcı” denir.
Müsennâ bana rivayet etti; dedi ki: İshak bize rivayet etti; dedi ki: Ebû Züheyr, Cüveybir’den, o da Dahhâk’tan rivayet etti ki, “Eğer seni yalanlıyorlarsa, senden önce de peygamberler yalanlanmıştı” ayeti hakkında şöyle demiştir: Bu ayet, Nebi’yi teselli etmektedir.
Kasım bana rivayet etti; dedi ki: Hüseyin bize rivayet etti; dedi ki: Haccâc, İbn Cüreyc’den rivayet etti. İbn Cüreyc de “Eğer seni yalanlıyorlarsa, senden önce de peygamberler yalanlanmıştı” ayeti hakkında şöyle dedi: Bu, Nebi’yi teselli etmektedir.
Bu ifade, Hicaz ve Irak mushaflarında “ve’z-zübür” şeklinde, başında “bâ” harfi olmaksızın yazılmıştır. Şam mushaflarında ise Fâtır suresindeki kullanım gibi “ve bi’z-zübür” şeklinde “bâ” harfiyle yazılmıştır.
Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…