"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Ali İmran 119

İşte siz öyle kimselersiniz ki onları seviyorsunuz, fakat onlar sizi sevmezler. Siz kitabın tamamına inanırsınız. Sizinle karşılaştıklarında: ‘İman ettik’ derler. Kendi başlarına kaldıklarında ise size duydukları öfkeden dolayı parmak uçlarını ısırırlar. De ki: Öfkenizle geberin! Şüphesiz Allah göğüslerin özünü bilendir.

Okunuşu ve Kelime Anlamı
Ha entum ula (işte siz öylesiniz ki) tuhibbunehum ve la yuhibbunekum (siz onları seviyorsunuz ama onlar sizi sevmez) ve tu’minune bi-l-kitabi kullihi (siz kitabın hepsine iman ediyorsunuz) ve iza lekukum kalu amanna (sizinle karşılaşınca iman ettik derler) ve iza halev addu aleykumu l-enamile mine l-gayz (yalnız kaldıklarında size kinlerinden dolayı parmaklarını ısırırlar) kul mutu bi-gayzikum (de ki kininizle ölün) innallaha alimun bi-zati s-sudur (Allah kalplerde olanı bilir)

Mukatil Tefsiri
Sonra Allah şöyle buyurdu:

“İşte siz öyle kimselersiniz ki onları seversiniz.” Ey müminler! Siz bu Yahudileri, Muhammed’e ve onun getirdiği şeylere iman ettiklerini göstermelerinden dolayı seversiniz. “Onlar ise sizi sevmezler.” Çünkü onlar sizin dininiz üzerinde değildirler. “Siz kitabın tamamına inanırsınız.” Yani Muhammed’in kitabına ve ondan önce indirilmiş bütün kitaplara iman edersiniz.

“Onlar sizinle karşılaştıklarında: ‘İman ettik’ derler.” Yani Muhammed’i ve onun getirdiği şeyleri tasdik ettiklerini söylerler. Fakat onlar yalancıdırlar. Yahudiler hakkında bunun benzeri Mâide sûresindeki şu ayettir: “Size geldiklerinde: ‘İman ettik’ derler; oysa küfürle girmişlerdir…” (Mâide 61).

“Baş başa kaldıklarında ise size duydukları öfkeden dolayı parmak uçlarını ısırırlar.” Yani kalplerindeki öfke sebebiyle parmaklarının uçlarını ısırırlar. Müminlere karşı düşmanlıklarını gerçekleştirecek bir fırsat bulmayı arzu ederler. Bunun üzerine Allah şöyle buyurdu: “De ki: Öfkenizle geberin!” Yani ey Yahudiler, öfkenizle birlikte yok olun. “Şüphesiz Allah göğüslerin özünü bilmektedir.” Yani Allah onların kalplerinde müminlere karşı besledikleri düşmanlığı ve hileyi bilmektedir.

Taberi Tefsiri
Yüce Allah bununla şöyle buyurmaktadır:

Ey müminler! Siz, kendilerini sevdiğiniz kimselersiniz. Yani müminleri bırakıp sırdaş edinmenizi yasakladığım bu kâfirleri seviyor, onlara dostluk gösteriyor ve ilişkilerinizi sürdürüyorsunuz. Oysa onlar sizi sevmezler. Aksine size karşı düşmanlık ve hile beslerler.

“Siz kitabın tamamına inanırsınız.” (Âl-i İmrân 119)

Buradaki “kitap” kelimesi tekil lafızla gelmiş olmakla birlikte çoğul anlamındadır. Nitekim Arapçada:

“İnsanların elinde çok dirhem vardır.”

denilirken tekil lafızla çoğul anlam kastedilir. Aynı şekilde:

“Siz kitabın tamamına inanırsınız.” (Âl-i İmrân 119)

ifadesinin anlamı:

“Bütün kitaplara inanırsınız.”

demektir. Buna Allah’ın size indirdiği kitabınız, onların kendilerine indirilen kitabı ve Allah’ın kullarına indirdiği diğer kitaplar da dahildir.

Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

Ey müminler! Siz bütün kitaplara iman ettiğiniz hâlde, kendilerini sırdaş edinmenizi yasakladığım bu kimseler bunların hepsini inkâr etmektedirler. Çünkü Allah’ın onlardan aldığı ahitleri reddetmişler, Allah’ın emir ve yasaklarını değiştirmişlerdir. Bu durumda sizin onlara düşman olmanız, onların size düşman olmasından daha uygundur. Çünkü onlar bazı kitapları inkâr edip bazılarını yalanladıkları hâlde size düşmanlık etmekte, kin beslemekte ve size karşı hile kurmaktadırlar.

Nitekim İbn Abbas şöyle demiştir:

“Siz kitabın tamamına inanırsınız.” (Âl-i İmrân 119)

Yani kendi kitabınıza, onların kitabına ve daha önce indirilmiş bütün kitaplara inanırsınız. Onlar ise sizin kitabınızı inkâr ederler. Bu yüzden sizin onlara karşı buğz etmeniz, onların size buğz etmesinden daha haklıdır.

Allah:

“İşte siz öyle kimselersiniz.” (Âl-i İmrân 119)

buyurmuştur; “İşte bunlar sizsiniz” dememiştir. Araplar yakınlık ve eksik haber anlamı taşıyan kullanımlarda “hâ” ile “ülâ” arasına muhatap zamirini koyarlar. Meselâ birine:

“Neredesin?”

denildiğinde:

“İşte ben buradayım.”

cevabını verir. Böylece dikkat çekme harfi ile işaret ismi arasına zamir girer. Genellikle “Bu benim” demezler. Daha sonra tesniye ve çoğulda da aynı kullanım sürdürülür. Bazen dikkat çekme harfini tekrar ederek:

“İşte ben, bu.”

derler. Bu kullanım sadece yakınlık ifade eden yerlerde olur. Yakınlık anlamı taşımayan kullanımlarda ise:

“Bu odur.”

veya

“Bu sensin.”

derler.

Aynı şekilde açık isimlerle de:

“İşte Amr ayaktadır.”

şeklinde konuşurlar. Bu, yakınlık anlamı taşır.

Bu sebeple zamirli kullanımlarda yakınlık ifade edildiğinde böyle bir ayrım yapmışlardır. Buradaki:

“Onları seviyorsunuz.” (Âl-i İmrân 119)

ifadesi de bu yakınlık bildiren yapının haberidir.

Bu ayette Allah, iki grubun; yani müminlerle kâfirlerin durumunu açıklamaktadır. Aynı zamanda iman ehlinin kendilerine muhalif olanlara karşı merhamet ve şefkatini, küfür ehlinin ise müminlere karşı katı kalpliliğini ve sertliğini göstermektedir.

Nitekim Katâde şöyle demiştir:

“İşte siz öyle kimselersiniz ki onları seviyorsunuz, fakat onlar sizi sevmezler. Siz kitabın tamamına inanırsınız.” (Âl-i İmrân 119)

Allah’a yemin olsun ki mümin, münafığı sever, ona sığınak olur ve ona merhamet eder. Eğer münafık, mümin üzerinde müminin onun üzerindeki gücüne sahip olsaydı, onun bütün yeşilliğini yok ederdi.

İbn Cüreyc de şöyle demiştir:

Mümin, münafık için münafığın mümin için olduğundan daha hayırlıdır. Ona merhamet eder. Eğer münafık, mümin üzerinde müminin onun üzerindeki gücü kadar bir güce sahip olsaydı, onun bütün yeşilliğini yok ederdi.

Mücahid ise bu ayetin münafıklar hakkında indiğini söylemiştir.

“Sizinle karşılaştıklarında: ‘İman ettik’ derler. Kendi başlarına kaldıklarında ise size duydukları öfkeden dolayı parmak uçlarını ısırırlar.” (Âl-i İmrân 119)

Yüce Allah bununla şöyle buyurmaktadır:

Müminlerin kendilerini sırdaş edinmelerini yasakladığı bu kimseler, Resûlullah’ın ashabı olan müminlerle karşılaştıklarında, kendilerini korumak amacıyla dilleriyle onlara hoş görünürler ve:

“İman ettik, Muhammed’in getirdiğini tasdik ettik.”

derler.

Fakat yalnız kaldıklarında ve müminlerin kendilerini görmediği ortamlara çekildiklerinde, müminlerin birlik içinde oluşlarını, söz birliği etmelerini ve aralarındaki düzenin sağlamlığını gördükçe öfkelerinden dolayı parmak uçlarını ısırırlar.

Buradaki:

“Parmak uçları”

ifadesi, parmakların uç kısımlarını ifade eder.

Bunu yapmaları, müminlere karşı duydukları kızgınlık ve kin sebebiyledir. Çünkü müminlerin bir araya gelmiş olmaları, onların ise düşmanlıklarını açıkça ortaya koyabilecekleri bir desteğe sahip bulunmamaları kendilerini kahretmektedir.

Müfessirler de bu şekilde açıklamışlardır.

Katâde şöyle demiştir:

“Sizinle karşılaştıklarında: ‘İman ettik’ derler.” (Âl-i İmrân 119)

Müminlerle karşılaştıklarında bunu yalnızca canları ve malları konusunda korktukları için söylerler. Bu sebeple onlara karşı böyle davranırlar.

“Yalnız kaldıklarında ise size duydukları öfkeden dolayı parmak uçlarını ısırırlar.” (Âl-i İmrân 119)

Yani kalplerinde duydukları öfke ve nefret sebebiyle bunu yaparlar. Eğer bir fırsat bulsalar müminlerin üzerine yürürlerdi. Onlar Allah’ın nitelediği gibidirler.

Rebî de benzer şekilde açıklamış, ancak:

“Eğer bir fırsat bulsalar…” kısmını zikretmemiştir.

Abbas b. Muhammed rivayet etmiştir:

Ebû’l-Cevzâ bu ayeti okuduğunda:

“Sizinle karşılaştıklarında: ‘İman ettik’ derler. Kendi başlarına kaldıklarında ise size duydukları öfkeden dolayı parmak uçlarını ısırırlar.” (Âl-i İmrân 119)

şöyle derdi:

“Bunlar İbâdîlerdir.”

“Enâmil” kelimesi “ünmüle” veya “enmüle”nin çoğuludur. Bazen “enmül” şeklinde de çoğul yapılır.

Şair şöyle demiştir:

“Boğazımı tükürüğüm ıslattığı sürece sizi seveceğim,
Ve iki elimin taşıdığı on parmak durdukça.”

“Enâmil”, parmak uçları demektir.

Katâde:

“Parmakların uçlarıdır.”

demiştir.

Rebî de aynı şekilde açıklamıştır.

Süddî ise:

“Parmak uçlarını ısırırlar.” (Âl-i İmrân 119)

ifadesindeki “enâmil”in “parmaklar” anlamına geldiğini söylemiştir.

Abdullah b. Mesud da:

“Öfkeden dolayı parmak uçlarını ısırırlar.” (Âl-i İmrân 119)

ayetini:

“Parmaklarını ısırırlar.”

şeklinde açıklamıştır.

“De ki: Öfkenizle geberin! Şüphesiz Allah göğüslerin özünü bilendir.” (Âl-i İmrân 119)

Yüce Allah bununla şöyle buyurmaktadır:

Ey Muhammed! Kendilerini sana tanıttığım ve senin için sıfatlarını açıkladığım bu Yahudilere de ki:

Sahabelerinle karşılaştıklarında “İman ettik” diyen, yalnız kaldıklarında ise öfkeden parmaklarını ısıran bu kimseler, müminlerin birlik içinde olmaları ve topluluklarının uyum hâlinde bulunması sebebiyle içinizde taşıdığınız öfkeyle geberin!

Bu ifade emir şeklinde gelmiş olsa da gerçekte bir bedduadır. Allah, Peygamberi Muhammed’e, müminlere duydukları öfke yüzünden onları kahır ve keder içinde helâk etmesi için dua etmesini emretmiştir. Bu da onların, müminlerin dinlerinde sıkıntıya düşmesini ve hidayetten sonra sapmasını görmeden önce öfkeleriyle yok olup gitmelerini istemektir.

Bu nedenle Allah Peygamberine:

“Ey Muhammed! De ki: Öfkenizle helâk olun!”

buyurmuştur.

“Şüphesiz Allah göğüslerin özünü bilendir.” (Âl-i İmrân 119)

Yani Allah, müminlerle karşılaştıklarında:

“İman ettik.”

diyen bu kimselerin kalplerinde gizledikleri şeyleri bilmektedir. Onların müminlere karşı içlerinde taşıdıkları kin, keder, düşmanlık ve nefreti de bilmektedir.

Ayrıca Allah bütün yaratılmışların kalplerinde bulunanları bilmektedir. Onların gizledikleri hayır ve şerri koruyup muhafaza etmektedir. Sonunda herkese yaptığı iyilik ve kötülüğün, taşıdığı iman ve küfrün karşılığını verecektir.

Yine Resûlüne ve müminlere karşı içinde samimiyet yahut kin ve düşmanlık taşıyan herkese de yaptığının karşılığını verecektir.

Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/ali-imran-118/,https://kutsalayet.de/ali-imran-120/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız