İlim ehlinin icmasına göre, sarhoş olmadığı halde akli dengesi olmayanın yahut bu manada olan bir kimsenin boşaması geçerli değildir. Aynı şekilde onların icmasına göre, adam uykusunda iken boşayacak olursa, bu da geçerli değildir. Adamın kendi arzusuyla sarhoş olmasına gelince, bu konu hakkında İmam Ahmed’den bazı görüşler gelmiştir ki, bunlardan birisinde o, bu konuda tevakkuf edilmesini öne sürmüştür. Bu da mesele hakkında akıllar için terk etmektir. Bu vakit konu hakkında iki görüş söz konusudur:
Bu durumda adamın boşaması geçerli olur. Bu, Maliki, Sevri, Evzfi’nin mezhebiyle, İmam Şafiî’nin iki görüşünden birisini ve Ebu Hanife ile iki arkadaşı (olan Ebu Yusuf ve Muhammed)’in kavlini oluşturmaktadır. Çünkü hadiste şöyle buyrulur: “Her yapılan talak geçerlidir, ancak akli dengesi yerinde olmayanın yaptığı talak geçersizdir.” Nitekim sahabeler, bu kimsenin durumunu, iftira haddindeki sahi (yaygara kopartan, bağıran) kimsenin durumu gibi kabul etmişlerdir. Bir de akli durumu yerinde olmayan bir kimse, baskı altında olmadığı ve mükellef olması hasebiyle talakı vaki olur, mülkü de yer değiştirir; dolayısıyla onun bu boşaması gereklilik arz etmiş olur. Onun boşamaya mükellef olacağına dair bir delil de, bir cana kıyması durumunda kendi canını ödemesi, hırsızlık sebebiyle de elinin kesilmesidir. O halde aklı başında olmayan bu kimse ile delinin arası ayrılır.
Adamın boşaması geçerli olmaz. Bu ise Leys, İshak, Ebu Sevr ve el-Müzeni’nin mezhebidir. İbn Munzir şöyle demiştir: Bu konu, Hz. Osman’dan sabit olmuştur ve ona bu noktada muhalefet eden bir sahabeyi de bilmiyoruz. İmam Ahmed der ki: Hz. Osman hadisi bu noktadaki -yani Hz. Ali hadisinden- en merfu ve en sahih gelen hadistir. Çünkü akli durumu yerinde olmayan bir kimse bu yönüyle deliye ve uyuyan kimseye daha çok benzer. Zira akıl sahibi olmak mükellef olmak için bir şarttır. Öyle ki akıl, emir ve yasak hitabını alır, bunu almaktan ibarettir ve aklın kaldırmadığı/anlamadığı şeyle de insan mükellef olamaz. Söz konusu olan bu şartın ise kişinin günah işlemesiyle yahut başkasıyla gitmiş olması arasında bir fark yoktur. Buna dair delil ise kişinin bacağını kırması durumunda namazı oturarak kılmasının caiz olmasıdır. Yahut da kadının karnına vurması neticesinde nifas olmasıyla, (iyileşene kadar) ondan namazın düşmesi de böyledir.
el-Muvaffak der ki: Ebu Hureyre hadisi öne sürülemez (çünkü kuvvetli değildir). Bunun yanında akli durumu yerinde olmayanın, adam öldürmesi ve hırsızlık yapması ise bizim öne sürdüğümüz meselemiz gibidir.
Sahibi hakkında tartışma meydana getirecek olan sarhoşluğun sınırı, kişinin konuşurken saçmalaması, kendi paltosuyla başkasının paltosunu yahut kendi ayakkabısıyla başkasının ayakkabısını vb. karıştıracak kadar akli melekelerinin zayıflamış olmasıdır. Çünkü bu sebepledir ki Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Ne dediğinizi bilinceye dek sarhoş iken namaza yaklaşmayın.” (Nisa Suresi 43) Söz konusu olan sarhoşluğun gitmesini, söylediklerini bilmesine bir alamet kılmıştır. Ama bilerek ve eğlence olsun diye aklını gideren uyuşturucu ve benzeri şeyler içecek olursa, bunun boşamadaki hükmü, sarhoşun hükmüyle aynıdır. Bunu, Şafiî ashabı söylemiştir. Çünkü masiyet işleyerek aklını gidermiştir, öyleyse sarhoşa benzemektedir. Ebu Hanife’nin ashabı ise bu durumda boşama gerçekleşmez; çünkü bu içtiği ile lezzetlenmiş olmaz, demişlerdir.