"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Ahzab 50

Ey Peygamber! Şüphesiz biz sana, mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah’ın sana ganimet olarak verdiklerinden sağ elinin malik olduklarını, seninle birlikte hicret eden amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını ve teyzelerinin kızlarını ve kendisini Peygamber’e hibe eden mümin bir kadını, eğer Peygamber onunla nikâhlanmak isterse, müminlerden ayrı olarak yalnız sana mahsus olmak üzere helal kıldık. Biz onların eşleri ve sağ ellerinin malik oldukları hakkında kendilerine neyi farz kıldığımızı biliriz. Bu, sana bir güçlük olmaması içindir. Allah çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.

Okunuşu ve Kelime Anlamı
Yâ eyyühen nebiyyu (ey Peygamber) innâ ahlelnâ leke (şüphesiz biz sana helal kıldık) ezvâcekelleâtî âteyte ucûrahunne (mehirlerini verdiğin eşlerini) ve mâ meleket yemînuke (ve sağ elinin sahip olduklarını) mimmâ efâallâhu aleyke (Allah’ın sana ganimet olarak verdiklerinden) ve benâti ammike (amcanın kızlarını) ve benâti ammâtike (halalarının kızlarını) ve benâti hâlike (dayının kızlarını) ve benâti hâlâtike (teyzelerinin kızlarını) ellâtî hâcerne meake (seninle hicret eden) vemraeten mu’mineten (ve mümin bir kadını) in vehebet nefsehâ lin nebiyyi (eğer kendisini Peygambere bağışlarsa) in erâden nebiyyu en yestenkihahâ (Peygamber de onunla evlenmek isterse) hâlisaten leke (yalnız sana mahsus olmak üzere) min dûnil mu’minîn (diğer müminlerden ayrı olarak) kad alimnâ (biz elbette biliriz) mâ faradnâ aleyhim (onlara neyi farz kıldığımızı) fî ezvâcihim (eşleri hakkında) ve mâ meleket eymânuhum (ve sağ ellerinin sahip oldukları hakkında) li key lâ yekûne aleyke haracun (sana bir güçlük olmasın diye) ve kânallâhu gafûran rahîmâ (Allah çok bağışlayıcı, çok merhametlidir).

Mukatil Tefsiri
Biz sana eşlerini helal kıldık; yani dokuz kadını, mehirlerini verdiğin eşlerini. Ayrıca sana elinin altında bulunanları da helal kıldık; yani velayet yoluyla elinin altında bulunan İbrahim’in annesi Mâriye el-Kıbtiyye’yi ve Yahudi olan Reyhâne bint Amr’ı; o, Yahudilerden esir alınmıştı. Allah’ın sana ganimet olarak verdiklerinden. Yine sana amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını ve teyzelerinin kızlarını, seninle birlikte Medine’ye hicret edenleri helal kıldık. Burada gizli bir şart vardır; eğer Medine’ye hicret etmemişse onunla evlenmek helal olmaz.

Sonra Yüce Allah şöyle buyurdu: Bir de kendisini Peygamber’e hibe eden mümin bir kadını, Peygamber de onunla evlenmek isterse; yani onunla mehirsiz olarak evlenmek isterse. Bu kadın, Âmir b. Lüey oğullarından Ümmü Şerîk bint Câbir b. Dıbâb b. Hacer’dir. O, Ebü’l-Fikr el-Ezdî’nin nikâhı altındaydı ve ondan Şerîk ve Müslim adında iki erkek çocuk dünyaya getirmişti. Onun üzerine gökten bir kova indirildiği ve ondan içtiği zikredilir. Daha sonra kocası Ebü’l-Fikr vefat etti ve o da kendisini Peygamber’e hibe etti; fakat Peygamber onu kabul etmedi. Eğer bunu yapmış olsaydı, bu yalnızca ona mahsus olurdu, diğer müminlere değil.

Yahudi, Hristiyan veya bedevi bir kadın kendisini hibe ederse, Peygamberin onunla evlenmesi helal olmaz. Sonra Allah şöyle buyurdu: Yalnız sana mahsus olmak üzere; yani bu hibe, ey Muhammed, yalnız sana mahsustur, müminlerden ayrı olarak. Bir kadının kendisini mehirsiz olarak hibe etmesi senden başka müminlere helal değildir. Ümmü Şerîk, kendisini Peygamber’e mehirsiz olarak hibe etmeden önce Ebü’l-Fikr el-Ezdî’nin, sonra da Devs kabilesinden Ebû Hüreyre’nin mensup olduğu topluluktan olan bu kişinin eşiydi.

Sonra Allah müminler hakkında haber vererek şöyle buyurdu: Müminlere neyi farz kıldığımızı elbette biliyoruz; yani müminlere neyi vacip kıldığımızı biliyoruz. Eşleri hakkında; mehir ve şahitlerle ancak dört kadınla evlenmelerini. Ellerinin altında bulunanları da onlara helal kıldık; yani velayet yoluyla cinsel ilişkide bulunmayı. Ey Muhammed, sana bir güçlük olmasın diye; yani mehirsiz hibe hususunda sana bir güçlük olmasın diye. Burada sözde takdim vardır. Allah çok bağışlayıcıdır; Peygamber için mehirsiz evlenme hususunda bağışlayıcıdır; çok merhametlidir; bunu ona helal kılmakla merhamet etmiştir.

Taberi Tefsiri
Yüce Allah, Peygamberi Muhammed’e şöyle buyuruyor: “Ey Peygamber! Şüphesiz biz sana, mehirlerini verdiğin eşlerini helal kıldık”; yani belirlenmiş bir mehirle evlendiğin kadınları. Nitekim Muhammed b. Amr bana rivayet etti, dedi ki: Ebû Âsım bize rivayet etti, dedi ki: İsa bize rivayet etti. Hâris de bana rivayet etti, dedi ki: Hasan bize rivayet etti, dedi ki: Verkâ bize rivayet etti; her ikisi İbn Ebû Necih’ten, o da Mücahid’den “Mehirlerini verdiğin eşlerini” buyruğu hakkında şöyle rivayet etti: Mehirlerini. Yunus bana rivayet etti, dedi ki: İbn Vehb bize haber verdi, dedi ki: İbn Zeyd “Ey Peygamber! Şüphesiz biz sana, mehirlerini verdiğin eşlerini helal kıldık” buyruğu hakkında şöyle dedi: Mehir verdiği her kadını Allah ona helal kılmıştır. Hüseyin’den bana rivayet edildi, dedi ki: Ebû Muaz’ın şöyle dediğini işittim: Ubeyd bize haber verdi, dedi ki: Dahhâk’ın “Ey Peygamber! Şüphesiz biz sana, mehirlerini verdiğin eşlerini…” buyruğundan “müminlerden ayrı olarak yalnız sana mahsus olmak üzere” buyruğuna kadar olan kısım hakkında şöyle dediğini işittim: Bu sayılanlardan dilediği kadar, çok veya az.

“Allah’ın sana ganimet olarak verdiklerinden sağ elinin malik olduklarını” buyruğu hakkında şöyle buyuruyor: Sana, esir aldığın, esir alma yoluyla malik olduğun ve Allah’ın sana fey olarak fetihle verdiği cariyelerini de helal kıldık. “Amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını ve teyzelerinin kızlarını, seninle birlikte hicret edenleri” buyruğu hakkında ise: Allah, amcasının kızlarından, halalarının kızlarından, dayısının kızlarından ve teyzelerinin kızlarından kendisiyle birlikte hicret edenleri ona helal kılmış, onlardan kendisiyle birlikte hicret etmeyenleri ise helal kılmamıştır. Nitekim Ebû Küreyb bize rivayet etti, dedi ki: Abdullah b. Musa bize İsrail’den, o Süddî’den, o Ebû Salih’ten, o da Ümmü Hânî’den rivayet etti. Ümmü Hânî şöyle dedi: Peygamber benimle evlenmek istedi, ben de mazeretimi kendisine bildirdim. Sonra Allah ona “Şüphesiz biz sana, mehirlerini verdiğin eşlerini…” buyruğundan “seninle birlikte hicret edenleri” buyruğuna kadar olan kısmı indirdi. Dedi ki: Böylece ben ona helal olmadım; çünkü onunla birlikte hicret etmemiştim, ben Mekke’nin fethinde serbest bırakılanlardandım.

İbn Mesud’un kıraatinde bunun, “Teyzelerinin kızlarını ve seninle birlikte hicret edenleri” şeklinde, arada “ve” ile olduğu zikredilmiştir. Bu onun kıraatinde böyle olsa bile, bizim “ve”siz kıraatimizle aynı anlamı taşıması mümkündür. Çünkü Araplar bazen daha önce zikredilmiş bir kimsenin sıfatına “ve” harfini sokarlar. Şairin şu sözü gibi:

“Şüphesiz Reşîd ve İbn Mervân,
iş kaynağından çıkıncaya kadar bunu yapacak değildi.”

Reşîd, İbn Mervân’ın kendisidir. Dahhâk b. Müzâhim ise Abdullah’ın bu kıraatini, bunların teyzelerinin kızlarından ayrı bir tür olduğu ve Peygamber ile birlikte hicret eden her hicretçi kadın anlamına geldiği şeklinde tevil ederdi. Bu hususta ondan gelen haberin zikri: Hüseyin’den bana rivayet edildi, dedi ki: Ebû Muaz’ın şöyle dediğini işittim: Ubeyd bize haber verdi, dedi ki: Dahhâk’ın İbn Mesud’un “Ve seninle birlikte hicret edenleri” şeklindeki harfi hakkında şöyle dediğini işittim: Bununla, onunla birlikte hicret eden, amcanın ve halanın kızlarından, dayının ve teyzenin kızlarından olmayan her kadın kastedilmektedir.

“Kendisini Peygamber’e hibe eden mümin bir kadını” buyruğu hakkında şöyle buyuruyor: Mümin bir kadın, mehir olmaksızın kendisini Peygamber’e hibe ederse onu da kendisine helal kıldık. Nitekim Muhammed b. Amr bana rivayet etti, dedi ki: Ebû Âsım bize rivayet etti, dedi ki: İsa bize rivayet etti. Hâris de bana rivayet etti, dedi ki: Hasan bize rivayet etti, dedi ki: Verkâ bize rivayet etti; her ikisi İbn Ebû Necih’ten, o da Mücahid’den “Kendisini Peygamber’e hibe eden mümin bir kadını” buyruğu hakkında şöyle rivayet etti: Mehirsiz olarak. Fakat Peygamber bunu yapmamıştır. Bu, müminlerden ayrı olarak yalnız ona helal kılınmıştır.

Abdullah’ın kıraatinde bunun, şart edatı olmaksızın “Kendisini Peygamber’e hibe etmiş mümin bir kadını” şeklinde olduğu zikredilmiştir. Bunun anlamıyla bizim şart edatı bulunan kıraatimizin anlamı birdir. Bu, bir kimsenin sözünde: “Bir cariyeye malik olursa onunla ilişkiye girmesinde sakınca yoktur” demesiyle, “Malik olduğu bir cariyeyle ilişkiye girmesinde sakınca yoktur” demesi gibidir. “Eğer Peygamber onunla nikâhlanmak isterse” buyruğu: Eğer onunla evlenmek isterse, kadın kendisini mehirsiz olarak ona hibe ettiğinde onunla evlenmesi kendisine helaldir, demektir. “Yalnız sana mahsus olmak üzere” buyruğu hakkında şöyle buyuruyor: Ümmetinden hiç kimsenin, kendisini ona hibe eden bir kadına yaklaşması helal değildir. Bu, ey Muhammed, yalnız sana mahsustur; ümmetinin geri kalanından ayrı olarak sana özgü kılınmıştır. Nitekim Bişr bize rivayet etti, dedi ki: Yezid bize rivayet etti, dedi ki: Said bize Katâde’den “Müminlerden ayrı olarak yalnız sana mahsus olmak üzere” buyruğu hakkında rivayet etti: Bir kadının velisinin izni ve mehir olmaksızın kendisini bir erkeğe hibe etmesi olmaz; bu yalnız Peygamber için geçerlidir ve diğer insanlardan ayrı olarak ona mahsustur. Bunun, kendisini Peygamber’e hibe eden Meymûne bint Hâris hakkında indiğini ileri sürerler. Yunus bana rivayet etti, dedi ki: İbn Vehb bize haber verdi, dedi ki: İbn Zeyd “Ey Peygamber! Şüphesiz biz sana eşlerini helal kıldık…” buyruğundan “müminlerden ayrı olarak yalnız sana mahsus olmak üzere” buyruğuna kadar olan kısım hakkında şöyle dedi: Mehir verdiği her kadını Allah ona helal kılmıştı. Sonra bu kadınlar kendilerini ona hibe ettiler ve kocası olan kadın dışında, mehirsiz olarak müminlerden ayrı şekilde yalnız ona helal kılındılar. Yakub bana rivayet etti, dedi ki: İbn Uleyye bize Salih b. Müslim’den rivayet etti. Dedi ki: Şa‘bî’ye kendisini bir erkeğe hibe eden kadın hakkında sordum. Dedi ki: Bu olmaz, ona helal değildir. Bu yalnız Peygamber için geçerliydi.

Kıraat âlimleri “Eğer kendisini hibe ederse” buyruğunun kıraatinde ihtilaf etmişlerdir. Şehirlerin kıraat âlimlerinin geneli bunu şart anlamında, “eğer hibe ederse” manasıyla elif harfini kesreli okuyarak okumuştur. Hasan-ı Basrî’nin ise bunu elif harfini üstün okuyarak “kendisini ona hibe etmiş olması sebebiyle, mümin bir kadınla evlenmesini ona helal kıldık” anlamında okuduğu zikredilmiştir. Benim, kıraat ehlinin hüccet teşkil eden topluluğunun ittifakı sebebiyle kendisine aykırı okumayı caiz görmediğim kıraat, elifin kesreli okunmasıdır.

“Müminlerden ayrı olarak yalnız sana mahsus olmak üzere” buyruğuna gelince, bu müminler için değildir. Resulullah’a bu ayet inmeden önce dilediği kadınla evlenmesinin helal olduğu, sonra Allah’ın onu burada zikredilenlerle sınırlandırdığı ve bunların dışına çıkmasına izin vermediği; ümmetinin geri kalanını ise ikişer, üçer ve dörder kadınla sınırlandırdığı zikredilmiştir. Bunu söyleyenlerin zikri: İbn Abdüla‘lâ bize rivayet etti, dedi ki: Mu‘temir b. Süleyman bize rivayet etti, dedi ki: Davud b. Ebû Hind’i, Muhammed b. Ebû Musa’dan, o Ensardan Ziyad adlı bir adamdan, o da Übey b. Kâ‘b’dan rivayet ederken işittim: Allah’ın Peygamber’e kadınlardan helal kıldığı kimseler, Allah’ın “Ey Peygamber! Şüphesiz biz sana, mehirlerini verdiğin eşlerini helal kıldık…” buyruğundan “eşleri hakkında” buyruğuna kadar zikrettiği kadınlardır. Allah müminlere ise ancak ikişer, üçer ve dörder kadın helal kılmıştır. Muhammed b. Sa‘d da bana rivayet etti, dedi ki: Babam bana rivayet etti, dedi ki: Amcam bana rivayet etti, dedi ki: Babam bana babasından, o da İbn Abbas’tan “Ey Peygamber! Şüphesiz biz sana eşlerini helal kıldık…” ayetinin sonuna kadar olan kısım hakkında rivayet etti. Dedi ki: Allah bunun dışındaki kadınları ona haram kıldı. Bundan önce dilediği kadınla evlenebiliyordu ve bu kendisine haram kılınmamıştı. Eşleri, onun dilediği kadınla evlenebilmesinden dolayı şiddetli bir kıskançlık duyuyorlardı. Allah, “Sana anlattıklarımın dışındaki kadınları artık sana haram kıldım” hükmünü indirince bu, eşlerinin hoşuna gitti.

Kendisini Resulullah’a hibe eden mümin kadının kim olduğu ve Resulullah’ın yanında bu şekilde bir kadının bulunup bulunmadığı hususunda ilim ehli ihtilaf etmiştir. Bazıları: Resulullah’ın yanında bulunan bütün kadınlar ya nikâh akdiyle ya da sağ elinin malik olması yoluyla bulunuyordu; hibe yoluyla yanında hiçbir kadın yoktu, demiştir. Bunu söyleyenlerin zikri: Ebû Küreyb bize rivayet etti, dedi ki: Yunus b. Bükeyr bize Anbese b. Ezher’den, o Simâk’tan, o İkrime’den, o da İbn Abbas’tan rivayet etti. İbn Abbas dedi ki: Resulullah’ın yanında kendisini ona hibe etmiş hiçbir kadın yoktu. İbnü’l-Müsennâ bize rivayet etti, dedi ki: Muhammed b. Cafer bize rivayet etti, dedi ki: Şu‘be bize Hakem’den, o da Mücahid’den bu ayet hakkında rivayet etti: “Kendisini Peygamber’e hibe eden mümin bir kadını.” Dedi ki: Yani kendisini hibe ederse.

Onlardan böyle bir kadının Peygamber’in yanında bulunduğunu söyleyenlere gelince, bazıları bunun Meymûne bint Hâris olduğunu, bazıları Ümmü Şerîk olduğunu, bazıları da Zeyneb bint Huzeyme olduğunu söylemiştir. Bunu söyleyenlerin zikri: İbn Beşşâr bize rivayet etti, dedi ki: Abdüla‘lâ bize rivayet etti, dedi ki: Said bize Katâde’den, o da İbn Abbas’tan “Kendisini Peygamber’e hibe eden mümin bir kadını” buyruğu hakkında rivayet etti. Dedi ki: O, Meymûne bint Hâris’tir. Bazıları ise: O, Ensardan miskinlerin annesi Zeyneb bint Huzeyme’dir, demiştir. İbnü’l-Müsennâ bize rivayet etti, dedi ki: Muhammed b. Cafer bize rivayet etti, dedi ki: Şu‘be bize rivayet etti, dedi ki: Hakem bana rivayet etti: Abdülmelik Medine halkına bu meseleyi soran bir mektup yazdı. Dedi ki: Ali ona cevap yazdı. Şu‘be dedi ki: Zannımca bu Ali b. Hüseyin’dir. Ebân b. Tağlib de bana Hakem’den, mektubu yazanın Ali b. Hüseyin olduğunu haber verdi. Dedi ki: O, Esed kabilesinden Ümmü Şerîk denilen ve kendisini Peygamber’e hibe eden bir kadındır. Şu‘be bize rivayet etti, dedi ki: Abdullah b. Ebû Sefer bana Şa‘bî’den rivayet etti: O, Ensardan kendisini Peygamber’e hibe eden bir kadındı ve ertelenenlerdendi. Yunus bana rivayet etti, dedi ki: İbn Vehb bize haber verdi, dedi ki: Said bana Hişâm b. Urve’den, o babasından, o da Benî Süleym’den Havle bint Hakîm b. Evkas’tan rivayet etti: O, kendilerini Resulullah’a hibe eden kadınlardandı. Dedi ki: Said b. Ebû Zinâd bana Hişâm b. Urve’den, o da babasından rivayet etti. Dedi ki: Ümmü Şerîk’in kendisini Peygamber’e hibe ettiğini anlatırdık; o saliha bir kadındı.

“Biz onların eşleri hakkında kendilerine neyi farz kıldığımızı biliriz” buyruğu hakkında Yüce Allah şöyle buyuruyor: Müminler, kadınlarla evlenmek istediklerinde, eşleri konusunda onlara neyi farz kıldığımızı, sana farz kılmadığımız hangi hükümleri onlara mahsus kıldığımızı biliyoruz. Bu da hür ve Müslüman bir kadınla, asabe olan bir veli ve adil şahitler olmaksızın nikâh akdi yapmalarının kendilerine helal olmamasını ve dört kadından fazlasının kendilerine helal olmamasını farz kılmış olmamızdır. Bu hususta söylediğimizin benzerini tevil ehli de söylemiştir. Bunu söyleyenlerin zikri: Abdullah b. Ahmed b. Şebûye bana rivayet etti, dedi ki: Mutahhar bize rivayet etti, dedi ki: Ali b. Hüseyin bize rivayet etti, dedi ki: Babam bana Matar’dan, o da Katâde’den Allah’ın “Biz onların eşleri hakkında kendilerine neyi farz kıldığımızı biliriz” buyruğu hakkında rivayet etti. Dedi ki: Allah’ın onlara farz kıldığı şeylerden biri, veli ve iki şahit olmadan nikâhın olmamasıdır. Muhammed b. Beşşâr bize rivayet etti, dedi ki: Ebû Ahmed bize rivayet etti, dedi ki: Süfyan bize Leys’ten, o da Mücahid’den “Biz onların eşleri hakkında kendilerine neyi farz kıldığımızı biliriz” buyruğu hakkında rivayet etti. Dedi ki: Dört kadın hakkındadır. Bişr bize rivayet etti, dedi ki: Yezid bize rivayet etti, dedi ki: Said bize Katâde’den “Biz onların eşleri hakkında kendilerine neyi farz kıldığımızı biliriz” buyruğu hakkında rivayet etti. Dedi ki: Allah’ın onlara farz kıldığı şeylerden biri, bir kadının ancak veli, mehir ve iki adil şahitle evlendirilmesi; kadınlardan kendilerine ancak dört kadının ve sağ ellerinin malik olduklarının helal olmasıdır.

“Sağ ellerinin malik oldukları hakkında” buyruğunda Yüce Allah şöyle buyuruyor: Müminlere eşleri hakkında neyi farz kıldığımızı biliyoruz; çünkü onlardan dörtten fazlası kendilerine helal değildir. Sağ ellerinin malik olduklarına gelince, bunların tamamı mümin veya Ehl-i kitap olduklarında, esir alma, cariye edinme ve mülkiyetin diğer sebepleriyle kendilerine helaldir.

“Bu, sana bir güçlük olmaması içindir. Allah çok bağışlayıcı, çok merhametlidir” buyruğu hakkında Yüce Allah şöyle buyuruyor: Ey Muhammed! Bu ayette zikrettiğimiz eşlerini ve kendisini Peygamber’e hibe eden mümin bir kadını, Peygamber onunla nikâhlanmak isterse, sana helal kıldık ki bu ayette adları belirtilerek nikâhlarını sana mubah kıldığımız bu sınıflardan evlendiğin kimselerle evlenmen sebebiyle üzerinde bir günah ve darlık olmasın. Allah seni ve sana iman edenleri çok bağışlayıcı, seni ve onları çok merhamet edicidir; tövbe ettikten sonra geçmişte işlemiş oldukları bir günah sebebiyle onları cezalandırmaz.

Kurtubi Tefsiri
Bunda on dokuz mesele vardır:

Birincisi: Süddî, Ebu Salih’ten, o da Ebu Talib’in kızı Ümmü Hânî’den şöyle rivayet etmiştir: Resulullah bana evlenme teklif etti. Ben kendisine mazeretimi söyledim, o da mazeretimi kabul etti. Sonra Yüce Allah, Ey Peygamber! Mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah’ın sana ganimet olarak verdiklerinden sağ elinin sahip olduklarını, amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını ve teyzelerinin kızlarını, seninle birlikte hicret edenleri sana helal kıldık ayetini indirdi. Ümmü Hânî dedi ki: Ben ona helal değildim; çünkü onunla birlikte hicret etmemiştim. Ben Mekke’nin fethinde serbest bırakılanlardandım. Ebu Îsâ bunu rivayet etmiş ve, “Bu hasen bir hadistir; onu yalnızca bu yoldan biliyoruz” demiştir. İbnü’l-Arabî ise, “Bu çok zayıftır; delil gösterilebilecek sahih bir yoldan gelmemiştir” demiştir.

İkincisi: Resulullah eşlerini muhayyer bırakıp onlar da kendisini seçince, yaptıklarının karşılığı olarak başka kadınlarla evlenmesi ve onları başka eşlerle değiştirmesi kendisine haram kılındı. Bunun delili, Bundan sonra sana kadınlar helal değildir (Ahzâb 52) ayetidir. Bundan sonra onlardan birini boşaması kendisine helal miydi? Bir görüşe göre, kendisini seçmelerinin karşılığı olarak bunu yapması da helal değildi. Bir başka görüşe göre ise diğer insanlar gibi onları boşaması helaldi, ancak onların yerine başkalarıyla evlenemezdi. Sonra bu yasak neshedildi ve onların üzerine dilediği kadınla evlenmesi kendisine helal kılındı. Bunun delili de, Biz sana eşlerini helal kıldık ifadesidir. Çünkü “helal kılma” daha önce bir yasağın bulunmasını gerektirir. Hayatta ve nikâhı altında bulunan eşleri kendisine haram değildi. Haram kılınan, yabancı kadınlarla evlenmesiydi. Dolayısıyla buradaki helal kılma onlara yöneliktir. Ayrıca ayetin devamında amcanın kızlarını, halalarının kızlarını… buyurmuştur. O sırada nikâhı altında amcasının, halalarının, dayısının veya teyzelerinin kızlarından hiç kimsenin bulunmadığı bilinmektedir. Böylece bunlarla evlenmenin kendisine ilk defa helal kılındığı sabit olur. Bu ayet tilavet bakımından önce olsa da, nüzul bakımından kendisiyle neshedilen ayetten sonradır; Bakara suresindeki ölüm iddetiyle ilgili iki ayet gibi. İnsanlar, Biz sana eşlerini helal kıldık ifadesinin tefsirinde ihtilaf etmişlerdir. Bir görüşe göre bundan maksat, Yüce Allah’ın mehir verdiği her kadınla evlenmesini ona helal kılmasıdır. İbn Zeyd ve Dahhâk böyle demiştir. Buna göre ayet, mahrem olanlar dışında bütün kadınları ona helal kılmış olur. Bir başka görüşe göre ise maksat, “Yanında bulunan eşlerini sana helal kıldık” demektir; çünkü onlar dünyaya karşı seni ve ahireti seçmişlerdi. Âlimlerin çoğunluğunun görüşü budur. Zahir olan da budur. Çünkü mehirlerini verdiğin ifadesi geçmiş zaman kipindedir. Geçmiş zaman fiili ise bazı şartlar olmadan gelecek anlamında kullanılmaz. Buna göre hüküm Peygamber hakkında daha dar olur. İbn Abbas’ın şu sözü de bu yorumu destekler: Resulullah insanlardan dilediği kadınla evlenebiliyordu ve bu durum eşlerine ağır geliyordu. Bu ayet inip kendisine sadece isimleri zikredilen kadınlar helal bırakılınca eşleri buna sevindiler. Ben derim ki: Daha önce zikrettiğimiz sebeplerden dolayı birinci görüş daha sahihtir.

Bunun doğruluğuna Tirmizî’nin Atâ’dan rivayet ettiği şu haber de delalet eder: Âişe şöyle demiştir: Resulullah ölmeden önce Yüce Allah kadınları ona helal kılmıştı. Tirmizî, “Bu hasen sahih bir hadistir” demiştir.

Üçüncüsü: Sağ elinin sahip oldukları ifadesiyle Yüce Allah cariyeleri Peygamber’e ve ümmetine mutlak olarak helal kılmıştır. Eşleri Peygamber’e sayı bakımından sınırsız olarak helal kılmış, ümmete ise sayı ile sınırlandırmıştır. Allah’ın sana ganimet olarak verdiklerinden ifadesi, Allah’ın kâfirlerden sana geri verdiği şeyler demektir. Ganimete de “fey” denilebilir. Yani Allah’ın kahır ve galebe yoluyla ele geçirilen kadınlardan sana verdiği şeyler.

Dördüncüsü: Amcanın kızlarını, halalarının kızlarını ifadesinin anlamı, çoğunluğun görüşüne göre, “Mehirlerini verdiğin eşlere ve sağ elinin sahip olduklarına ilave olarak bunları da sana helal kıldık” demektir. Çünkü ayetin başındaki anlam, “Mehir verdiğin her kadın sana helaldir” olsaydı daha sonra amcanın kızlarını ve halalarının kızlarını ayrıca zikretmenin anlamı kalmazdı; zira bunlar önceki ifadenin içine zaten girerdi. Ben derim ki: Bu zorunlu değildir. Bunların ayrıca zikredilmesi, Yüce Allah’ın İkisinde de meyveler, hurmalar ve narlar vardır (Rahmân 68) buyruğunda olduğu gibi onları şereflendirmek için olabilir. Allah en iyi bilendir.

Beşincisi: Seninle birlikte hicret edenler ifadesi hakkında iki görüş vardır. Birincisi: Abbas gibi amcalarının ve Abdülmuttalib’in diğer oğullarının kızlarından, Abdülmuttalib’in kızlarının çocuklarının kızlarından ve Abdümenâf b. Zühre’nin kızlarının soyundan gelen dayı ve teyze kızlarından ancak Müslüman olanlar sana helaldir. Çünkü Peygamber, “Müslüman, Müslümanların dilinden ve elinden emin olduğu kimsedir; muhacir ise Allah’ın yasakladığı şeyleri terk eden kimsedir” buyurmuştur. İkinci görüşe göre ise bunlardan yalnızca Medine’ye hicret edenler ona helaldir. Çünkü Yüce Allah, İman edip de hicret etmeyenlere gelince, hicret edinceye kadar sizin onlara karşı hiçbir velayetiniz yoktur (Enfâl 72) buyurmuştur. Hicret etmeyen kimsenin kemali eksiktir. Kemal bakımından eksik olan ise kemale, şerefe ve yüceliğe ulaşmış olan Peygamber’e uygun değildir.

Altıncısı: Seninle birlikte ifadesindeki beraberlik, hicret fiiline ortak olmayı ifade eder; yolculuk sırasında fiilen onunla beraber bulunmayı değil. Hicret eden bir kadın, onunla birlikte yola çıkmış olsun veya olmasın, ona helal olur. “Filan benimle girdi, benimle çıktı” denildiğinde, fiilen aynı anda birlikte olmasalar bile onun yaptığı işin benim yaptığımla aynı olduğu kastedilebilir. Fakat “Birlikte çıktık” denildiğinde hem fiilde ortaklık hem de aynı anda beraberlik anlamı çıkar.

Yedincisi: Yüce Allah “amcan” kelimesini tekil, “halaların” kelimesini çoğul zikretmiştir. Aynı şekilde “dayın” tekil, “teyzelerin” çoğuldur. Bunun hikmeti şudur: “Amca” ve “dayı” kelimeleri mutlak kullanıldığında “şair” ve “recez söyleyen” gibi cins isim sayılabilir; fakat “hala” ve “teyze” böyle değildir. Bu dilsel bir kullanımdır. Söz, karışıklığı tamamen kaldıracak biçimde bu örfe göre gelmiştir. İbnü’l-Arabî bunu söylemiş ve, “Bu ince bir husustur, üzerinde düşünün” demiştir.

Sekizincisi: Mümin bir kadın ifadesi, “helal kıldık” fiiline atfedilmiştir. Anlamı şudur: Mehir almaksızın kendisini sana hibe eden mümin bir kadını da sana helal kıldık. Bu konuda ihtilaf edilmiştir. İbn Abbas’tan, Resulullah’ın yanında nikâh akdi veya sağ elinin sahip olması yoluyla bulunmayan hiçbir kadın olmadığı, hibe yoluyla bir kadının bulunmadığı rivayet edilmiştir. Bir grup ise yanında kendisini hibe etmiş bir kadının bulunduğunu söylemiştir. Ben derim ki: Sahihayn’da yer alan rivayet bu ikinci görüşü güçlendirmektedir. Müslim, Âişe’den şöyle rivayet etmiştir: “Kendilerini Resulullah’a hibe eden kadınları kıskanır ve, ‘Bir kadın kendisini bir erkeğe hibe etmekten utanmaz mı!’ derdim. Nihayet Yüce Allah, Onlardan dilediğini geri bırakır, dilediğini yanına alırsın (Ahzâb 51) ayetini indirdi. Bunun üzerine, ‘Vallahi Rabbinin senin arzuna süratle karşılık verdiğini görüyorum’ dedim.” Buhârî de Âişe’den, Havle bint Hakîm’in kendisini Resulullah’a hibe eden kadınlardan biri olduğunu rivayet etmiştir. Bu, onların birden fazla olduğuna delalet eder. Allah en iyi bilendir. Zemahşerî şöyle demiştir: Kendilerini hibe edenlerin dört kadın olduğu söylenmiştir: Meymûne bint Hâris, Ümmü’l-Mesâkîn Zeyneb bint Huzeyme el-Ensâriyye, Ümmü Şerîk bint Câbir ve Havle bint Hakîm. Ben derim ki: Bunların bazısında ihtilaf vardır. Katâde, onun Meymûne bint Hâris olduğunu söylemiştir. Şa‘bî, Ensar’dan Ümmü’l-Mesâkîn Zeyneb bint Huzeyme olduğunu söylemiştir. Ali b. Hüseyin, Dahhâk ve Mukâtil, Ümmü Şerîk bint Câbir el-Esediyye olduğunu söylemişlerdir. Urve b. Zübeyr ise onun Ümmü Hakîm bint el-Evkās es-Sülemiyye olduğunu söylemiştir.

Dokuzuncusu: Kendisini hibe eden kadının adı hakkında da ihtilaf edilmiştir. Onun adı Guzziyye olan Ümmü Şerîk el-Ensâriyye olduğu söylenmiştir. “Guzeyle” olduğu da söylenmiştir. Leylâ bint Hakîm olduğu da söylenmiştir. Peygamber kendisine evlenme teklif ettiğinde devesinin üzerinde bulunan Meymûne bint Hâris olduğu ve elçi geldiğinde, “Deve de üzerindeki de Resulullah’ındır” dediği de söylenmiştir. Ebu’l-İkr el-Ezdî’nin nikâhında bulunan Ümmü Şerîk el-Âmiriyye olduğu da söylenmiştir. Tufeyl b. Hâris’in yanında bulunduğu ve ondan Şerîk adında bir çocuk doğurduğu da söylenmiştir. Resulullah’ın onunla evlendiği de söylenmiş, fakat bu sabit olmamıştır. Ebu Ömer İbn Abdilber bunu zikretmiştir. Şa‘bî ile Urve ise onun Ümmü’l-Mesâkîn Zeyneb bint Huzeyme olduğunu söylemişlerdir. Allah en iyi bilendir.

Onuncusu: İnsanların çoğu “eğer kendisini hibe ederse” şeklinde “in” edatının hemzesini kesre ile okumuştur. Bu, hükmün şartlı ve yeni bir durum olarak ortaya konulduğunu gösterir; yani böyle bir hibe gerçekleşirse ona helal olur. İbn Abbas ve Mücahid’den, Peygamber’in yanında kendisini hibe etmiş bir kadın bulunmadığını söyledikleri rivayet edilmiştir. Bunun aksini daha önce delillendirdik. Sahih hadis kitaplarında Sehl ve başkaları yoluyla rivayet edildiğine göre bir kadın Resulullah’a, “Kendimi sana hibe etmek için geldim” demiş, Resulullah susmuştu. Nihayet bir adam kalkarak, “Senin ona ihtiyacın yoksa onu benimle evlendir” dedi. Eğer böyle bir hibe caiz olmasaydı Resulullah susmazdı; çünkü duyduğu batıl bir sözü tasvip etmesi mümkün değildir. Bununla beraber, onun susmasının bir açıklama beklemesi sebebiyle olması da mümkündür; sonra ayet helal kılma ve seçme hakkıyla inmiş, o da kadını almamayı seçip başkasıyla evlendirmiş olabilir. Yahut adam onu istediğinde mesele üzerinde düşünmekteydi. Hasan-ı Basrî, Übey b. Ka‘b ve Şa‘bî ise “en vehebet” şeklinde hemzeyi fetha ile okumuşlardır. A‘meş ise “ve imraeten mü’mineten vehebet” şeklinde okumuştur. Nehhâs şöyle demiştir: “İn”in kesre ile okunması anlamları daha çok içine alır; çünkü bu durumda birden fazla kadın kastedilmiş olabilir. Fetha ile okunursa belirli tek bir kadına yönelir; çünkü ya “kadın” kelimesinden bedel olur ya da “çünkü” anlamındadır.

On birincisi: Mümin bir kadın ifadesi, kâfir bir kadının Peygamber’e helal olmadığına delalet eder. İmâmü’l-Haremeyn, hür kâfir kadının ona haram olup olmadığı hususunda ihtilaf edildiğini söylemiştir. İbnü’l-Arabî şöyle demiştir: Bana göre doğru olan, onun kendisine haram olmasıdır. Peygamber’in bizim üzerimizdeki üstünlüğü de bununla ortaya çıkar. Fazilet ve ikram tarafında onun payı daha büyük, eksikliklerden uzak olma bakımından da onun makamı daha temizdir. Bize hür ehl-i kitap kadınlarla evlenmek helal kılındı; fakat o, yüce makamı sebebiyle yalnız mümin kadınlarla sınırlandırıldı. Hicret faziletinin eksikliği sebebiyle hicret etmeyen kadın ona helal olmuyorsa, küfür eksikliği sebebiyle kitap ehli kâfir kadının helal olmaması daha da önceliklidir.

On ikincisi: Kendisini hibe ederse ifadesi, nikâhın özel niteliklere sahip bir karşılıklı akit olduğuna delildir. Bunun açıklaması Nisâ suresinde ve başka yerlerde geçmişti. Zeccâc, “Kendisini Peygamber’e hibe ederse” ifadesinin anlamının “ona helal olur” olduğunu söylemiştir. Hasan hemzeyi fetha ile “en vehebet” şeklinde okumuştur. Bu durumda “en” nasb mahallindedir. Zeccâc, bunun “çünkü” anlamında olduğunu söylemiştir. Başkaları ise “kadın” kelimesinden iştimâl bedeli olduğunu söylemiştir.

On üçüncüsü: Peygamber onunla evlenmek isterse ifadesinin anlamı şudur: Kadın kendisini hibe eder ve Peygamber de onu kabul ederse ona helal olur. Kabul etmezse bu hibe onu bağlamaz. Nitekim bir kimse başka birine bir şey hibe ettiğinde onun bunu kabul etmesi zorunlu değildir. Bununla birlikte Peygamberimizin üstün ahlakından biri, kendisine bir şey hibe edenin hediyesini kabul etmesiydi. Kerem sahibi insanlar, hediyeyi reddetmeyi örfte hoş olmayan bir davranış, hibe eden için bir kusur ve kalbine eziyet sayarlar. Yüce Allah bunu Resulü hakkında açıklamış, onun üzerinden sıkıntıyı kaldırmış ve insanların örflerinde ve sözlerinde bulunan batıl anlayışı ortadan kaldırmak için bunu okunan bir Kur’an hükmü hâline getirmiştir.

On dördüncüsü: Yalnız sana mahsus olmak üzere ifadesinin anlamı, kadınların kendilerini hibe etmelerinin yalnız sana ait bir özellik ve ayrıcalık olduğudur; başka bir erkeğe bir kadının kendisini bu şekilde hibe etmesiyle nikâh meydana gelmez. Bu özelliğin bir yönü de şudur: Böyle bir kadın, zifaftan önce mehir belirlenmesini istese buna hakkı olmazdı. Bizim hakkımızda ise mehri belirlenmeden evlenen kadın, zifaftan önce mehir talep edebilir; zifaftan sonra da emsal mehir hakkına sahip olur.

On beşincisi: Âlimler, bir kadının kendisini bir erkeğe hibe etmesinin bizim hakkımızda geçerli olmadığı hususunda ittifak etmişlerdir. Ebu Hanife ve iki arkadaşından farklı bir görüş rivayet edilmiştir. Onlara göre kadın kendisini hibe eder, erkek de kendi aleyhine bir mehir belirleyip buna şahit tutarsa nikâh geçerli olur. İbn Atıyye şöyle demiştir: Onların görüşünde gerçekte yalnızca “hibe” lafzının kullanılmasına izin verilmiştir; yoksa şart koştukları fiiller nikâhın fiillerinin aynısıdır. Bu mesele Kasas suresinde ayrıntılı biçimde geçmişti. Hamd Allah’a aittir.

On altıncısı: Yüce Allah şeriat hükümlerinde Resulünü, farzlar, haramlar ve helaller bakımından ümmetin hiçbir ferdinin ortak olmadığı bazı özelliklerle tahsis etmiştir. Bunlar ona verilmiş bir üstünlük ve kendisine mahsus bir mertebedir. Ona başkalarına farz olmayan şeyler farz kılınmış, başkalarına haram olmayan birtakım fiiller ona haram kılınmış, başkalarına helal olmayan bazı şeyler de ona helal kılınmıştır. Bunlardan bir kısmında ittifak, bir kısmında ihtilaf vardır.

Ona farz kılınanlar dokuzdur: Birincisi gece teheccüdüdür. Gece namazının ölünceye kadar ona vacip olduğu söylenmiştir; çünkü Yüce Allah, Ey örtüsüne bürünen! Gecenin bir kısmında kalk (Müzzemmil 1-2) buyurmuştur. Açıkça belirtilen görüş ise bunun önce ona vacip olduğu, sonra Gecenin bir kısmında sana mahsus nafile olmak üzere onunla teheccüd et (İsrâ 79) ayetiyle neshedildiğidir. Bu ileride gelecektir. İkincisi kuşluk namazı. Üçüncüsü kurban. Dördüncüsü vitir; bu teheccüd kapsamına girer. Beşincisi misvak. Altıncısı borçlu olarak ölen yoksulun borcunu ödeme. Yedincisi şer‘î hükümlerin dışında akıl ve görüş sahipleriyle istişare etmek. Sekizincisi eşlerini muhayyer bırakmak. Dokuzuncusu yaptığı bir ibadeti devamlı hâle getirmek. Başkaları buna şunu da eklemiştir: Bir kötülük gördüğünde onu inkâr edip açığa çıkarması ona vacipti. Çünkü bir başkasının yaptığı kötülüğü onaylaması, onun caiz olduğuna delalet ederdi. Beyân adlı eserin sahibi bunu zikretmiştir.

Ona haram kılınanlar ise toplam on tanedir: Birincisi kendisinin ve ailesinin zekât alması. İkincisi kendisinin nafile sadaka almasıdır; ailesi hakkında ise ihtilafa göre tafsilat vardır. Üçüncüsü “gözlerin hıyaneti”dir; yani içinde başka bir şey gizlerken dışarıya başka bir şey göstermek veya yapılması gereken hususta aldatmaya başvurmak. Nitekim bazı kâfirler hakkında içeri girmeden önce onları kötülemiş, içeri girdiklerinde ise kendilerine yumuşak konuşmuştur. Dördüncüsü, savaş zırhını giydikten sonra Allah kendisiyle düşmanı arasında hükmünü verinceye kadar onu çıkarması. Beşincisi yaslanarak yemek yemesi. Altıncısı kötü kokulu yiyecekleri yemesi. Yedincisi eşlerini başkalarıyla değiştirmesi; bunun açıklaması gelecektir. Sekizincisi kendisiyle beraber olmaktan hoşlanmayan bir kadınla evlenmesi. Dokuzuncusu hür kitap ehli kadınla evlenmesi. Onuncusu cariye ile evlenmesi. Yüce Allah ayrıca onu yüceltmek ve temizlemek için başkalarına haram kılmadığı birtakım şeyleri ona haram kılmıştır. Yazı yazmayı, şiir söylemeyi ve şiir öğrenmeyi, hüccetini kuvvetlendirmek ve mucizesini açıklamak için ona yasaklamıştır. Yüce Allah, Sen bundan önce hiçbir kitap okumuyor ve onu sağ elinle yazmıyordun (Ankebût 48) buyurmuştur. Nakkâş, Peygamber’in ölmeden önce yazmayı bildiğini zikretmiştir; fakat meşhur olan birinci görüştür. İnsanlara verilen dünya nimetlerine göz dikmesi de kendisine haram kılınmıştır. Yüce Allah, Onlardan birtakım sınıflara verdiğimiz dünya nimetlerine gözlerini dikme (Hicr 88) buyurmuştur.

Peygamber’e helal kılınanlar ise toplam on altıdır: Birincisi ganimetin seçilmiş payı. İkincisi humusun humusundan veya humusun tamamından dilediği gibi tasarruf etmesi. Üçüncüsü iftarda ara vermeksizin oruca devam etmesi. Dördüncüsü dört kadından fazla eşle evlenmesi. Beşincisi hibe lafzıyla nikâh. Altıncısı velisiz nikâh. Yedincisi mehirsiz nikâh. Sekizincisi ihramlı iken nikâh kıyması. Dokuzuncusu eşleri arasında gece taksiminin kendisinden kaldırılmış olması; bunun açıklaması ileride gelecektir. Onuncusu, gözü bir kadına iliştiğinde kocasının onu boşamasının vacip olması ve onunla evlenmesinin kendisine helal olmasıdır. İbnü’l-Arabî şöyle demiştir: İmâmü’l-Haremeyn böyle söylemiştir. Zeyd kıssası hakkında âlimlerin bu meselede söyledikleri daha önce geçti. On birincisi Safiyye’yi azat etmiş ve azadını mehri saymıştır. On ikincisi Mekke’ye ihramsız girmesi; bizim hakkımızda bunda ihtilaf vardır. On üçüncüsü Mekke’de savaşması. On dördüncüsü miras bırakmamasıdır. Bunun helaller kısmında zikredilmesinin sebebi şudur: Bir kimse ölüm hastalığına yaklaştığında malındaki tasarruf yetkisinin büyük kısmı ortadan kalkar ve ancak üçte biri üzerinde tam tasarruf sahibi olur. Resulullah’ın mülkiyeti ise miras ayetinde ve Meryem suresinde açıklandığı üzere devam eder. On beşincisi ölümünden sonra nikâh bağının hükmünün devam etmesidir. On altıncısı bir kadını boşadığında, o kadın üzerinde onun hürmeti devam eder ve başkasıyla evlenemez. Bu üç grubun çoğu daha önce kendi yerlerinde ayrıntılı olarak geçti. İnşallah ileride de gelecektir. Ayrıca aç ve susuz kimselerin yanındaki yiyecek ve içeceği, onlar kendileri için ölüm tehlikesinden korksalar bile alması ona helal kılınmıştı. Çünkü Peygamber müminlere kendi nefislerinden daha yakındır (Ahzâb 6). Her Müslümanın Peygamber’i kendi canıyla koruması gerekir. Kendisi için koruluk ayırması da ona helal kılınmıştır. Allah ganimetleri ona helal kılarak ikramda bulunmuştur. Yeryüzü kendisi ve ümmeti için mescit ve temizlenme vasıtası kılınmıştır. Ondan önce bazı peygamberlerin namazları ancak mescitlerde sahih olurdu. Korku ile yardım edilmiş, düşman bir aylık mesafeden ondan korkardı. Bütün insanlara gönderilmiştir; ondan önceki peygamberlerin her biri insanların yalnızca bir kısmına gönderilirdi. Mucizeleri de önceki peygamberlerin mucizeleri gibi ve onlardan fazladır. Musa’nın mucizesi asa ve kayadan su çıkmasıydı. Peygamber için ay yarılmış ve parmaklarının arasından su çıkmıştır. Îsâ’nın mucizesi ölüleri diriltmek, doğuştan körü ve alacalıyı iyileştirmekti. Peygamber’in elinde çakıl taşları tesbih etmiş, hurma kütüğü ona özlemle inlemiştir. Bu daha ileri bir mucizedir. Allah onu, Kur’an’ı kendisine mucize kılmakla diğer peygamberlerden üstün tutmuştur. Mucizesini kıyamete kadar kalıcı kılmıştır. Bu sebeple onun peygamberliği de kıyamete kadar devam edecek ve neshedilmeyecektir.

On yedincisi: Onunla evlenmek isterse ifadesindeki “yestenkihahâ”, “onunla nikâhlanmak” demektir. “Nekeha” ile “istenkeha”, “acibe” ile “ista‘cebe”, “acile” ile “ista‘cele” gibi kullanılabilir. “İstinkâh”ın nikâh talep etmek veya cinsel ilişki istemek anlamına gelmesi de mümkündür. Yalnız sana mahsus olmak üzere ifadesindeki “hâlisaten” kelimesi Zeccâc’a göre hâl olarak mansuptur. Bir başka görüşe göre ise gizli bir fiile bağlı zamirden hâl olur. Takdiri şöyledir: “Eşlerini sana helal kıldık; mümin bir kadını da sana helal kıldık; onu hibe lafzıyla, mehirsiz ve velisiz olarak yalnız sana mahsus kıldık.”

On sekizincisi: Müminlerden ayrı olarak ifadesinin faydası şudur: Bize göre kâfirler şeriatın fer‘î hükümleriyle de muhatap olsalar bile burada onların bir payı yoktur. Çünkü bu hükümlerin onlar hakkında uygulanması ancak Müslüman olmaları varsayımıyla söz konusu olur. Müminlere eşleri hakkında neyi farz kıldığımızı biliyoruz ifadesinin anlamı, müminlere neyi vacip kıldığımızı biliyoruz demektir. Bu da ancak dört kadınla, mehir, şahit ve veli ile evlenmeleridir. Übey b. Ka‘b, Katâde ve başkaları bunun böyle olduğunu söylemişlerdir.

On dokuzuncusu: Sana bir güçlük olmasın diye ifadesinin anlamı, ihtiyaç duyduğun bir hususta darlık ve sıkıntı çekmemen içindir. Yani bu açıklamayı yaptık ve hükmü ayrıntılı olarak ortaya koyduk ki sana bir güçlük olmasın. Buradaki “likeylâ”, Biz sana eşlerini helal kıldık ifadesine bağlıdır. Yani kalbin daralmasın ve herhangi bir hususta Rabbin katında günaha girdiğini düşünür bir hâle düşmeyesin. Sonra Yüce Allah bütün müminleri bağışlaması ve merhametiyle teselli ederek, Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir buyurmuştur.

İbn Kesir Tefsiri
Yüce Allah, Peygamberine hitap ederek, kadınlardan mehirlerini verdiği eşlerini kendisine helal kıldığını bildirmektedir. Buradaki “ücretler”, Mücahid ve başkalarının da söylediği gibi mehirlerdir. Peygamber’in hanımlarına verdiği mehir on iki ukiyye ve bir neş idi; neş yarım ukiyyedir. Bunun toplamı beş yüz dirhemdir. Ancak Ebu Süfyan’ın kızı Ümmü Habîbe’ye onun adına Necaşî dört yüz dinar mehir vermiştir. Safiyye bint Huyey ise Hayber esirleri arasından seçilmiş, sonra Peygamber onu azat etmiş ve azat edilmesini onun mehri saymıştır. Cüveyriye bint Hâris el-Mustalikiyye için de Sâbit b. Kays b. Şemmâs’a olan kitabet bedelini ödemiş ve onunla evlenmiştir. Allah hepsinden razı olsun.

Allah’ın sana ganimet olarak verdiği ve sağ elinin malik olduğu kadınlar ifadesi, ganimetlerden elde ettiğin kadınlarla cariyelik ilişkisini de sana helal kıldık demektir. Peygamber Safiyye ile Cüveyriye’ye sahip olmuş, sonra onları azat edip kendileriyle evlenmiştir. Ayrıca Nadîroğullarından Reyhâne bint Şem‘ûn ile oğlu İbrahim’in annesi Mâriye el-Kıbtiyye de onun cariyelerindendi. Allah ikisinden de razı olsun.

Amcanın kızları, halalarının kızları, dayının kızları ve teyzelerinin kızları ifadesine gelince; bu, aşırılık ile gevşeklik arasında orta ve dengeli bir hükümdür. Çünkü Hristiyanlar, erkekle kadın arasında yedi veya daha fazla ata bulunmadıkça evlenmezlerdi. Yahudilerden biri ise kardeşinin kızıyla veya kız kardeşinin kızıyla evlenebiliyordu. Bu eksiksiz ve temiz şeriat, Hristiyanların aşırılığını kaldırarak amca, hala, dayı ve teyze kızlarını helal kılmış; Yahudilerin kardeş ve kız kardeş kızlarını helal sayma şeklindeki aşırılığını ise yasaklamıştır. Bu çok çirkin ve ağır bir iştir.

Amcan ve dayın kelimelerinin tekil, halaların ve teyzelerin kelimelerinin çoğul getirilmesine gelince, erkek lafzının üstünlüğü sebebiyle tekil kullanılmış, dişiler ise çoğul getirilmiştir. Nitekim sağdan ve sollardan (Nahl 48), onları karanlıklardan nura çıkarır (Bakara 257), karanlıkları ve nuru yarattı (En‘âm 1) ifadelerinde de benzeri vardır.

Seninle beraber hicret etmiş olanlar ifadesi hakkında İbn Ebu Hâtim şöyle rivayet etmiştir: Bize Muhammed b. Ammâr b. Hâris er-Râzî anlattı, bize Ubeydullah b. Mûsâ anlattı, bize İsrâil, Süddî’den, o Ebu Sâlih’ten, o da Ümmü Hânî’den rivayet etti. Ümmü Hânî şöyle dedi: Resulullah bana evlenme teklif etti. Ben mazeretimi bildirdim, o da beni mazur gördü. Sonra Yüce Allah, Ey Peygamber! Mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah’ın sana ganimet olarak verdiği ve sağ elinin malik olduğu kadınları, amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını ve teyzelerinin kızlarını, seninle beraber hicret etmiş olanları sana helal kıldık ayetini indirdi. Ümmü Hânî dedi ki: “Bu sebeple ben ona helal olmadım. Çünkü onunla birlikte hicret edenlerden değildim; ben Mekke’nin fethinde serbest bırakılanlardandım.” İbn Cerîr de bunu Ebu Küreyb’den, o Ubeydullah b. Mûsâ’dan aynı şekilde rivayet etmiştir. İbn Ebu Hâtim ayrıca İsmail b. Ebu Hâlid’in Ebu Sâlih’ten, onun da Ümmü Hânî’den buna benzer bir rivayetini aktarmıştır. Tirmizî de bunu Câmi‘inde rivayet etmiştir. Ebu Rezîn ve Katâde de burada kastedilenin, onunla birlikte Medine’ye hicret edenler olduğunu söylemiştir. Katâde’den gelen başka bir rivayette ise seninle beraber hicret etmiş olanlar, yani Müslüman olmuş olanlar demektir.

Dahhâk, İbn Mes‘ûd’un kıraatinde, Bir de kendisini Peygamber’e hibe eden mümin bir kadını, eğer Peygamber onunla evlenmek isterse, yalnız sana mahsus olmak üzere ifadesinin bulunduğunu söylemiştir. Yani ey Peygamber, mümin bir kadın kendisini sana hibe ederse, dilersen onunla mehir vermeksizin evlenmen sana helaldir.

Bu ayette peş peşe iki şart bulunmaktadır. Nitekim Nuh’un kavmine söylediği şu sözde de böyledir: Eğer Allah sizi azdırmak istiyorsa, ben size öğüt vermek istesem de öğüdüm size fayda vermez (Hûd 34). Musa’nın şu sözünde de böyledir: Ey kavmim! Eğer Allah’a iman ettiyseniz ve Müslümanlarsanız yalnız O’na tevekkül edin (Yûnus 84). Burada da kendisini Peygamber’e hibe eden mümin bir kadın, eğer Peygamber onunla evlenmek isterse buyurulmuştur.

İmam Ahmed şöyle rivayet etmiştir: Bize İshak anlattı, bize Mâlik, Ebu Hâzim’den, o da Sehl b. Sa‘d es-Sâidî’den haber verdi. Bir kadın Resulullah’a gelip, “Ey Allah’ın Resulü, ben kendimi sana hibe ettim” dedi ve uzun süre ayakta bekledi. Bunun üzerine bir adam kalkıp, “Ey Allah’ın Resulü, eğer senin ona ihtiyacın yoksa onu benimle evlendir” dedi. Resulullah ona, “Ona mehir olarak verebileceğin bir şey var mı?” diye sordu. Adam, “Şu izarımdan başka bir şeyim yok” dedi. Resulullah, “İzarını ona verirsen sen izarsız kalırsın; başka bir şey ara” buyurdu. Adam, “Hiçbir şey bulamıyorum” dedi. Peygamber, “Demirden bir yüzük de olsa ara” buyurdu. Adam aradı fakat bulamadı. Bunun üzerine Peygamber, “Kur’an’dan bildiğin bir şey var mı?” diye sordu. Adam, “Evet, şu sureyi ve şu sureyi biliyorum” diyerek bazı sureleri saydı. Bunun üzerine Peygamber, “Seni, Kur’an’dan bildiklerin karşılığında onunla evlendirdim” buyurdu. Bu hadisi Buhârî ve Müslim Mâlik yoluyla rivayet etmişlerdir.

İmam Ahmed ayrıca şöyle rivayet etmiştir: Bize Affân anlattı, bize Merhûm anlattı. Sâbit şöyle dedi: Enes’in yanında oturuyordum, yanında kızı da vardı. Enes, “Bir kadın Peygamber’e gelerek, ‘Ey Allah’ın Peygamberi, bana ihtiyacın var mı?’ dedi” diye anlattı. Enes’in kızı, “Ne kadar da az hayâlıymış!” dedi. Enes ise, “O senden daha hayırlıdır; Peygamber’e rağbet etti ve kendisini ona arz etti” dedi. Bu hadisi Buhârî, Merhûm b. Abdülazîz’den, o Sâbit el-Bünânî’den, o da Enes’ten tek başına rivayet etmiştir.

Ahmed ayrıca şöyle rivayet etmiştir: Bize Abdullah b. Bekr anlattı, bize Sinân b. Rebîa, Hadramî’den, o da Enes b. Mâlik’ten rivayet etti. Bir kadın Peygamber’e gelip, “Ey Allah’ın Resulü, benim şöyle şöyle bir kızım var” dedi ve onun güzelliğinden söz ederek onu sana tercih ettim dedi. Peygamber, “Kabul ettim” buyurdu. Kadın kızını övmeye devam etti ve sonunda onun hiç baş ağrısı çekmediğini ve hiçbir hastalıktan şikâyet etmediğini söyledi. Bunun üzerine Peygamber, “Kızına ihtiyacım yok” buyurdu. Bu rivayeti diğer hadis kitapları nakletmemiştir.

İbn Ebu Hâtim şöyle rivayet etmiştir: Bize babam anlattı, bize Mansûr b. Ebu Mezâhim anlattı, bize İbn Ebu Vaddâh, yani Muhammed b. Müslim, Hişâm b. Urve’den, o babasından, o da Âişe’den rivayet etti. Âişe, “Kendisini Peygamber’e hibe eden kadın Havle bint Hakîm’di” dedi.

İbn Vehb de Saîd b. Abdurrahman ve İbn Ebu’z-Zinâd’dan, onlar Hişâm b. Urve’den, o da babasından şöyle rivayet etmiştir: Süleymoğullarından Havle bint Hakîm b. Evkas, kendisini Resulullah’a hibe eden kadınlardandı. Bir başka rivayette de, “Havle bint Hakîm’in kendisini Resulullah’a hibe ettiğini konuşurduk; o saliha bir kadındı” denilmiştir. Buna göre Ümmü Süleym’in Havle bint Hakîm olması veya başka bir kadın olması mümkündür.

İbn Ebu Hâtim şöyle rivayet etmiştir: Bize Muhammed b. İsmail el-Ahmesî anlattı, bize Vekî‘ anlattı, bize Mûsâ b. Ubeyde, Muhammed b. Ka‘b, Ömer b. Hakem ve Abdullah b. Ubeyde’den rivayet etti. Onlar şöyle dediler: Resulullah on üç kadınla evlendi. Bunlardan altısı Kureyş’tendi: Hatice, Âişe, Hafsa, Ümmü Habîbe, Sevde ve Ümmü Seleme. Üçü Âmir b. Sa‘saa oğullarındandı. Hilâl b. Âmir oğullarından iki kadın vardı: Meymûne bint Hâris — kendisini Peygamber’e hibe eden kadının o olduğu söylenmiştir — ve Ümmü’l-Mesâkîn Zeyneb. Benî Bekr b. Kilâb’dan Kuraziyye diye anılan bir kadın vardı; bu, dünyayı tercih eden kadındı. Benî Cevn’dan bir kadın vardı; bu da Peygamber’den Allah’a sığınan kadındı. Bir de Esediyye Zeyneb bint Cahş vardı. Esirlerden ise Huyey b. Ahtab’ın kızı Safiyye ile Hâris b. Amr b. Mustalik el-Huzâiyye’nin kızı Cüveyriye vardı.

Saîd b. Ebu Arûbe, Katâde’den, o da İbn Abbas’tan, Bir de kendisini Peygamber’e hibe eden mümin bir kadın ifadesi hakkında, “Bu Meymûne bint Hâris’tir” diye rivayet etmiştir. Fakat isnadında kopukluk vardır ve mürseldir. Meşhur olan ise, Ümmü’l-Mesâkîn diye anılan Zeyneb’in Zeyneb bint Huzeyme el-Ensâriyye olduğudur. O, Peygamber’in yanında iken onun hayatında vefat etmiştir. En doğrusunu Allah bilir.

Buradaki maksat şudur: Kendilerini Peygamber’e hibe eden kadınlar çoktu. Nitekim Buhârî şöyle rivayet etmiştir: Bize Zekeriyyâ b. Yahyâ anlattı, bize Ebu Üsâme, Hişâm b. Urve’den, o babasından, o da Âişe’den rivayet etti. Âişe şöyle dedi: “Kendilerini Peygamber’e hibe eden kadınları kıskanır ve ‘Bir kadın kendisini bir erkeğe hibe eder mi?’ derdim. Allah, Onlardan dilediğini erteler, dilediğini yanına alırsın; uzaklaştırdıklarından kimi istersen sana bir günah yoktur ayetini indirince, ‘Rabbinin senin arzun konusunda süratle hüküm verdiğini görüyorum’ dedim.”

İbn Ebu Hâtim ise şöyle rivayet etmiştir: Bize Ali b. Hüseyin anlattı, bize Muhammed b. Mansûr el-Cu‘fî anlattı, bize Yûnus b. Bükeyr, Anbese b. Ezher’den, o Simâk’tan, o İkrime’den, o da İbn Abbas’tan rivayet etti. İbn Abbas şöyle dedi: “Resulullah’ın yanında kendisini ona hibe etmiş hiçbir kadın yoktu.” İbn Cerîr de bunu Ebu Küreyb’den, o Yûnus b. Bükeyr’den rivayet etmiştir. Bunun anlamı, kendisini ona hibe eden kadınlardan hiçbirini kabul etmemiş olmasıdır. Her ne kadar bu ona helal ve yalnız ona mahsus kılınmış olsa da, bu durum onun tercihine bırakılmıştı. Nitekim Allah, eğer Peygamber onunla evlenmek isterse buyurmuştur; yani bunu seçerse.

Yalnız sana mahsus olmak üzere, diğer müminlere değil ifadesi hakkında İkrime şöyle demiştir: “Kendisini hibe eden kadın senden başkasına helal değildir. Bir kadın kendisini bir erkeğe hibe etse, erkek ona bir şey vermedikçe kadın ona helal olmaz.” Mücahid, Şa‘bî ve başkaları da aynı görüştedir. Yani bir kadın nikâhını bir erkeğe mehirsiz bırakırsa, erkek onunla zifafa girdiğinde ona emsal mehir vermesi gerekir. Resulullah, Berû‘ bint Vâşik hakkında böyle hükmetmiştir. O, mehri belirlenmeden evlenmişti; kocası ölünce Resulullah ona emsal mehrini hükmetmiştir. Ölüm ile zifaf, mehri kesinleştirme bakımından aynıdır. Peygamber dışındaki biriyle mehri belirlenmemiş evlilikte emsal mehir sabit olur.

Fakat Peygamber için, kendisini ona hibe eden kadınla zifafa girmiş olsa bile herhangi bir mehir vermesi gerekmezdi. Çünkü onun mehirsiz, velisiz ve şahitsiz evlenmesi mümkündü; Zeyneb bint Cahş’ın kıssasında olduğu gibi. Bu sebeple Katâde, Yalnız sana mahsus olmak üzere, diğer müminlere değil ifadesi hakkında şöyle demiştir: “Bir kadının velisiz ve mehirsiz olarak kendisini bir erkeğe hibe etmesi hiç kimse için helal değildir; bu yalnız Peygamber’e mahsustur.”

Müminlere eşleri ve sağ ellerinin malik oldukları hakkında neyi farz kıldığımızı elbette biliyoruz ifadesi hakkında Übey b. Ka‘b, Mücahid, Hasan, Katâde ve İbn Cerîr şöyle demişlerdir: Müminleri dört hür kadınla sınırladık; bunun yanında diledikleri kadar cariyeye sahip olabilirler. Onlar için veli, mehir ve şahit şartını koyduk. Bunlar ümmete mahsus hükümlerdir. Sana ise bu konularda ruhsat verdik ve bunlardan hiçbirini sana zorunlu kılmadık. Bu, sana bir güçlük olmasın diyedir. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…

https://kutsalayet.de/ahzab-49/,https://kutsalayet.de/ahzab-51/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız