Allah içinizden alıkoyanları ve kardeşlerine: Bize gelin, diyenleri elbette bilir. Onlar savaşa ancak pek az gelirler.
Okunuşu ve Kelime Anlamı
Kad ya’lemullâhu (Allah elbette bilir) el muavvikîne minkum (içinizden engel olanları) vel kâilîne li ihvânihim (ve kardeşlerine diyenleri) helumme ileynâ (bize gelin) ve lâ ye’tûnel be’se (ve savaşa gelmezler) illâ kalîlâ (pek az dışında).
Mukatil Tefsiri
Bunun sebebi şudur: Hendek günü Yahudiler münafıklara haber göndererek şöyle dediler: Kendinizi Ebû Süfyân’ın ve onunla beraber olanların elleriyle öldürmeye sizi sevk eden nedir? Çünkü onlar bu defa size güç yetirirlerse sizden hiç kimseyi sağ bırakmazlar. Biz size acıyoruz; siz ancak bizim kardeşlerimizsiniz ve biz de sizin komşularınızız. Kardeşlerine: Bize gelin, diyenleri de bilir. Bunun üzerine münafıklardan Abdullah b. Übey ile arkadaşlarından bir adam müminlere yöneldiler; onları alıkoyuyor, Ebû Süfyân ve onunla beraber olanlarla korkutuyorlardı. Şöyle dediler: Eğer onlar bu defa size güç yetirirlerse sizden hiç kimseyi sağ bırakmazlar. Muhammed’den ne umuyorsunuz? Allah’a yemin olsun ki bize bir hayır sağlamıyor ve onun yanında da bir hayır yoktur; o ancak bizi burada öldürtüyor. Onunla arkadaşlık etmenizde sizin için hiçbir hayır yoktur. Gelin, kardeşlerimize ve arkadaşlarımıza gidelim; bununla Yahudileri kastediyorlardı. Münafıkların bu sözleri müminlerin ancak imanını, teslimiyetini ve Allah’tan karşılığını beklemelerini artırdı. Aziz ve Yüce Allah’ın: Allah, içinizden alıkoyanları elbette bilir, buyruğu bunun hakkındadır; yani Abdullah b. Übey ile arkadaşlarını bilir. Kardeşlerine: Bize gelin, diyenleri de bilir; yani Yahudileri, münafık kardeşlerini çağırıp: Bize gelin, dedikleri zaman bilir. Sonra şöyle buyurdu: Onlar, yani münafıklar savaşa ancak pek az gelirler; yani bu az savaşmaları da Allah’tan karşılık bekleyerek değil, ancak gösteriş ve insanların kendilerinden söz etmesi içindir.
Taberi Tefsiri
Yüce Allah buyuruyor ki: Allah, içinizden insanları Resulullah’tan alıkoyanları, onları ondan ve onunla birlikte savaşa katılmaktan uzaklaştıranları elbette bilir; onlar bunu nifaklarından dolayı, İslam’ı ve İslam ehlini yardımsız bırakmak için yaparlar. Kardeşlerine: Bize gelin, diyenleri de bilir; yani Muhammed’i bırakın, onunla birlikte bulunduğu yerde bulunmayın, çünkü onun helak olmasıyla sizin de helak olmanızdan korkuyoruz, diyerek onları kendilerine çağırırlar. Onlar savaşa ancak pek az gelirler; yani savaşa ve çarpışmaya katılsalar bile bunu ancak mazeret göstermek ve müminlerin kendilerinden şüphelenmelerini önlemek için yaparlar. Bu hususta bizim söylediğimize benzer şekilde tefsir ehli de söylemiştir. Bunu söyleyenlerin zikri: Bize Bişr rivayet etti, dedi ki: Bize Yezîd rivayet etti, dedi ki: Bize Saîd, Katâde’den Allah içinizden alıkoyanları ve kardeşlerine: Bize gelin, diyenleri elbette bilir, buyruğu hakkında rivayet etti. Katâde şöyle dedi: Bunlar münafıklardan birtakım kimselerdi; kardeşlerine: Muhammed ve arkadaşları ancak bir başı yiyip bitirecek kadar az bir topluluktur; eğer et olsalardı Ebû Süfyân ve arkadaşları onları yutardı. Bu adamı bırakın, çünkü o helak olacaktır, diyorlardı. Onlar savaşa ancak pek az gelirler, yani savaşa katılmaz, ondan geri dururlardı. Bize İbn Humeyd rivayet etti, dedi ki: Bize Seleme, İbn İshak’tan rivayet etti, dedi ki: Bize Yezîd b. Rûmân, Allah içinizden alıkoyanları, yani nifak ehlini ve kardeşlerine: Bize gelin, diyenleri bilir; onlar savaşa ancak pek az gelirler, buyruğu hakkında rivayet etti. Dedi ki: Yani ancak kendilerini savunmak ve mazeret göstermek için gelirler. Bana Yûnus rivayet etti, dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi, dedi ki: İbn Zeyd, Allah içinizden alıkoyanları ve kardeşlerine… diyenleri bilir, ayetinin sonuna kadar olan kısmı hakkında şöyle dedi: Bu Ahzâb günüydü. Bir adam Resulullah’ın yanından ayrıldı ve kardeşini önünde kızarmış et, ekmek ve içecek bulunduğu hâlde gördü. Ona: Sen burada kızarmış et, ekmek ve içecekle oturuyorsun, Resulullah ise mızraklarla kılıçların arasında bulunuyor, dedi. Kardeşi ona: Gel, bunlardan ye; sana ve arkadaşına yeterince şey geldi. Yemin edilen zata yemin olsun ki Muhammed bu olanlarla bir daha asla karşılaşamayacaktır, dedi. O da: Yemin edilen zata yemin olsun ki yalan söyledin, dedi. Bu adam onun hem baba hem anne tarafından kardeşiydi. Sonra: Allah’a yemin olsun, senin durumunu mutlaka Peygamber’e haber vereceğim, dedi. Resulullah’a durumu bildirmek için gittiğinde Cebrâil’in onun haberiyle inmiş olduğunu gördü: Allah içinizden alıkoyanları ve kardeşlerine: Bize gelin, diyenleri bilir; onlar savaşa ancak pek az gelirler.
Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…