"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Ahzab 12

Hani münafıklar ve kalplerinde hastalık bulunanlar: Allah ve Resulü bize ancak aldatıcı bir vaat verdi, diyorlardı.

Okunuşu ve Kelime Anlamı
Ve iz yekûlul munâfikûne (hani münafıklar diyordu) vellezîne fî kulûbihim maradun (ve kalplerinde hastalık bulunanlar) mâ veadenallâhu ve rasûluhû (Allah ve Resulü bize vaat etmedi) illâ gurûrâ (aldatmadan başka bir şey).

Mukatil Tefsiri
Münafıklardan Evs b. Kayzî ve Ensâr’dan Muattib b. Kuşeyr ile kalplerinde hastalık, yani şüphe bulunanlar: Allah ve Resulü bize ancak aldatıcı bir vaat verdi, diyorlardı. Bunun sebebi şudur: Peygamber, müşriklerin Mekke’den gelmekte olduklarını haber alınca hendeğin kazılmasını emretti. Her bir baba soyu ayrı bir bölüm kazdı ve Selmân el-Fârisî Benî Hâşim’in içinde yer aldı. Selmân bir kayaya rastladı ve onu söküp çıkaramadı. Bunun üzerine Peygamber kazmayı Selmân’ın elinden aldı ve kayaya üç defa vurdu. Taş yarıldı ve taştan şimşek gibi bir ışık çıktı. Selmân: Ey Allah’ın Resulü! Sen ona vururken taştan hayret verici bir şey gördüm, dedi. Peygamber: Gördün mü? diye sordu. O: Evet, dedi. Peygamber şöyle buyurdu: İlk vuruşta Yemen’in kalelerini, ikinci vuruşta Medâin’in beyaz saraylarını, üçüncü vuruşta ise Rum şehirlerini gördüm. Aziz ve Yüce Allah bana bunların ümmetim için fethedileceğini vahyetti.

Bunun üzerine müminler sevindiler ve bu haber Müslümanlar arasında yayıldı. Fakat savaşın ve kuşatmanın şiddetini görünce münafıklar şüpheye düştüler ve kötü sözler söylediler. Evs’ten, Benî Amr b. Avf’tan Ensârî Muattib b. Kuşeyr b. Adî şöyle dedi: Muhammed bize Yemen, Fars ve Rum saraylarının fethedileceğini vaat ediyor, fakat bizden hiçbiri şu açık alana çıkmaya güç yetiremiyor; çıkar çıkmaz kendisine bir ok saplanıyor. Allah’a yemin olsun ki Abdülmuttalib oğlunun söylediği işte aldatma budur. Bir grup da ona uydu. Bunun üzerine Yüce Allah şu ayeti indirdi: Hani münafıklar ve kalplerinde hastalık, yani küfür bulunanlar: Allah ve Resulü bize ancak aldatıcı bir vaat verdi, diyorlardı.

Muattib b. Kuşeyr: Onun söylediği gerçekten aldatmadır, demişti; Allah ve Resulünün bize vaat ettiği aldatmadır, dememişti. Çünkü Muhammed’in bir resul olduğuna inanmadığı için onu doğrulamıyordu. Bunun üzerine Yüce Allah, Muhammed’in söylediğinin Allah’ın vaat ettiği şey olduğunu ve bunun Aziz ve Yüce Allah’ın sözü bulunduğunu bildirdi; böylece Allah Muattib’i yalancı çıkardı.

Taberi Tefsiri
Kalplerinde hastalık bulunanlar, yani imanlarında şüphe ve inançlarında zayıflık bulunan kimseler, Allah ve Resulü bize ancak aldatıcı bir vaat verdi, diyorlardı. Zikredildiğine göre bunu söyleyen Muattib b. Kuşeyr idi. Bu hususta bizim söylediğimize benzer şekilde tefsir ehli de söylemiştir. Bunu söyleyenlerin zikri: Bize İbn Humeyd rivayet etti, dedi ki: Bize Seleme, İbn İshak’tan rivayet etti, dedi ki: Bana Yezîd b. Rûmân, Hani münafıklar ve kalplerinde hastalık bulunanlar: Allah ve Resulü bize ancak aldatıcı bir vaat verdi, diyorlardı, buyruğu hakkında rivayet etti: Bunu Hendek günü o sözü söylediği zaman Muattib b. Kuşeyr söylemiştir. Bana Muhammed b. Amr rivayet etti, dedi ki: Bize Ebû Âsım rivayet etti, dedi ki: Bize Îsâ rivayet etti. Bana Hâris de rivayet etti, dedi ki: Bize Hasan rivayet etti, dedi ki: Bize Verkâ rivayet etti; her ikisi İbn Ebî Necîh’ten, o da Mücâhid’den Hani münafıklar ve kalplerinde hastalık bulunanlar, buyruğu hakkında şöyle rivayet etti: O gün onlar nifak sözleri söylediler, müminler ise hak ve iman sözünü söyleyerek: İşte bu, Allah’ın ve Resulünün bize vaat ettiği şeydir, dediler. Bize Bişr rivayet etti, dedi ki: Bize Yezîd rivayet etti, dedi ki: Bize Saîd, Katâde’den Hani münafıklar ve kalplerinde hastalık bulunanlar: Allah ve Resulü bize ancak aldatıcı bir vaat verdi, diyorlardı, buyruğu hakkında rivayet etti. Katâde şöyle dedi: Münafıklardan bazı kimseler: Muhammed bize Fars ve Rum’un fethedileceğini vaat ediyordu; hâlbuki burada kuşatıldık ve bizden biri ihtiyacını gidermek için dışarı bile çıkamıyor. Allah ve Resulü bize ancak aldatıcı bir vaat verdi, dediler. Bana Yûnus rivayet etti, dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi, dedi ki: İbn Zeyd şöyle dedi: Ahzâb günü bir adam Peygamber’in ashabından bir adama: Ey falan! Resulullah’ın, Kayser helâk olduğunda ondan sonra başka Kayser olmayacak, Kisrâ helâk olduğunda ondan sonra başka Kisrâ olmayacak; canım elinde olana yemin olsun ki ikisinin hazineleri mutlaka Allah yolunda harcanacaktır, dediğini hatırlıyor musun? Peki bu vaat nerede, şu hâlimiz nerede? Bizden biri korkudan dışarı çıkıp idrarını bile yapamıyor. Allah ve Resulü bize ancak aldatıcı bir vaat verdi, dedi. Bunun üzerine diğeri ona: Yalan söyledin; senin haberini mutlaka Resulullah’a vereceğim, dedi. Resulullah’a gelip durumu haber verdi. Resulullah o adamı çağırıp: Ne söyledin? diye sordu. Adam: Ey Allah’ın Resulü, bana yalan isnat etti; hiçbir şey söylemedim, bu söz ağzımdan asla çıkmadı, dedi. Allah şu ayeti indirdi: Söylemediklerine dair Allah’a yemin ediyorlar; oysa küfür sözünü gerçekten söylediler… Kendileri için ne bir veli ne de bir yardımcı vardır, buyruğuna kadar. (Tevbe 74). İbn Zeyd dedi ki: Allah’ın şu buyruğu da bunun hakkındadır: Sizden bir topluluğu affetsek bile bir topluluğa azap ederiz. (Tevbe 66). Bize İbn Beşşâr rivayet etti, dedi ki: Bize Muhammed b. Hâlid b. Asme rivayet etti, dedi ki: Bize Kesîr b. Abdullah b. Amr b. Avf el-Müzenî rivayet etti, dedi ki: Bana babam, kendi babasından rivayet etti. Dedi ki: Resulullah, Ahzâb’ın zikredildiği yıl hendeğin sınırını Şeyhayn’ın kırmızı tarafından, Benî Hârise taraflarından başlayıp Mezâd’a kadar çizdi ve her on kişiye kırk arşınlık bölüm ayırdı. Muhacirlerle Ensâr, güçlü bir adam olan Selmân el-Fârisî hakkında ihtilaf ettiler. Ensâr: Selmân bizdendir, dedi; muhacirler de: Selmân bizdendir, dediler. Peygamber: Selmân biz Ehl-i Beyt’tendir, buyurdu. Amr b. Avf dedi ki: Ben, Selmân, Huzeyfe b. Yemân, Nu‘mân b. Mukarrin el-Müzenî ve Ensâr’dan altı kişi kırk arşınlık bir bölümdeydik. Toprağın altındaki sert tabakaya ulaşıncaya kadar kazdık. Allah hendeğin içinden beyaz ve sert bir kaya çıkardı; demirlerimizi kırdı ve bize büyük güçlük verdi. Selmân’a: Resulullah’a çık ve bu kayanın durumunu ona bildir. Ya bizi başka tarafa yöneltsin, çünkü yön değiştireceğimiz yer yakındır, ya da bize bunun hakkında bir emir versin; çünkü onun çizdiği sınırı aşmayı istemiyoruz, dedik. Selmân çıkıp Resulullah’a geldi; Resulullah’ın üzerine Türk işi bir çadır kurulmuştu. Selmân: Ey Allah’ın Resulü, anam babam sana feda olsun! Hendeğin içinden beyaz ve sert bir kaya çıktı, demirlerimizi kırdı ve bize büyük güçlük verdi; ondan ne az ne çok bir şey koparabiliyoruz. Bize onun hakkında emrini bildir; çünkü senin çizdiğin sınırı aşmak istemiyoruz, dedi. Resulullah Selmân ile birlikte hendeğe indi, biz dokuz kişi de hendeğin kenarına çıktık. Resulullah kazmayı Selmân’dan aldı ve kayaya bir defa vurdu; onu yardı ve kayadan bir şimşek çaktı, Medine’nin iki kara taşlık alanı arasını, karanlık bir evin içindeki kandil gibi aydınlattı. Resulullah fetih tekbiri getirdi, Müslümanlar da tekbir getirdiler. Sonra Resulullah ona ikinci defa vurdu; kayayı yardı ve ondan yine bir şimşek çaktı, Medine’nin iki kara taşlık alanı arasını karanlık bir evin içindeki kandil gibi aydınlattı. Resulullah fetih tekbiri getirdi, Müslümanlar da tekbir getirdiler. Sonra Resulullah üçüncü defa vurup kayayı kırdı; ondan yine bir şimşek çaktı ve Medine’nin iki kara taşlık alanı arasını karanlık bir evin içindeki kandil gibi aydınlattı. Resulullah fetih tekbiri getirdi, sonra Selmân’ın elinden tutup yukarı çıktı. Selmân: Anam babam sana feda olsun ey Allah’ın Resulü! Daha önce hiç görmediğim bir şey gördüm, dedi. Resulullah topluluğa dönerek: Selmân’ın söylediği şeyi gördünüz mü? diye sordu. Onlar: Evet ey Allah’ın Resulü, anamız babamız sana feda olsun! Sana vururken dalga gibi bir şimşek çıktığını gördük, senin tekbir getirdiğini gördük ve biz de tekbir getirdik; bunun dışında bir şey görmedik, dediler. Resulullah şöyle buyurdu: Doğru söylediniz. İlk vuruşumu vurduğumda gördüğünüz şimşek çaktı ve bana Hîre’nin sarayları ile Kisrâ’nın Medâin’deki sarayları köpek dişleri gibi göründü. Cebrâil bana ümmetimin onlara üstün geleceğini haber verdi. Sonra ikinci vuruşumu vurdum; gördüğünüz şimşek çaktı ve bana Rum ülkesindeki kırmızı saraylar köpek dişleri gibi göründü. Cebrâil bana ümmetimin onlara üstün geleceğini haber verdi. Sonra üçüncü vuruşumu vurdum; gördüğünüz şimşek çaktı ve bana San‘â’nın sarayları köpek dişleri gibi göründü. Cebrâil bana ümmetimin onlara üstün geleceğini haber verdi. Öyleyse müjdelenin; zafer onlara ulaşacaktır. Müjdelenin; zafer onlara ulaşacaktır. Müjdelenin; zafer onlara ulaşacaktır. Bunun üzerine Müslümanlar sevindiler ve: Bizi kuşatmadan sonra zaferle vaat eden doğru vaadin sahibi Allah’a hamdolsun, dediler. Ahzâb onları kuşatınca Müslümanlar: İşte bu, Allah’ın ve Resulünün bize vaat ettiği şeydir, dediler. (Ahzâb 22). Münafıklar ise: Şaşmıyor musunuz? Size konuşuyor, sizi ümitlendiriyor ve size batıl vaatlerde bulunuyor; Yesrib’den Hîre’nin saraylarını ve Kisrâ’nın Medâin’ini gördüğünü ve bunların sizin için fethedileceğini söylüyor, hâlbuki siz korkudan hendek kazıyor ve dışarı bile çıkamıyorsunuz, dediler. Bunun üzerine şu ayet indirildi: Hani münafıklar ve kalplerinde hastalık bulunanlar: Allah ve Resulü bize ancak aldatıcı bir vaat verdi, diyorlardı.

Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…

https://kutsalayet.de/ahzab-11/,https://kutsalayet.de/ahzab-13/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız