Bu ise iki kısımdır: Birincisi; unutkan kadındır, ikincisi ise; ilk olarak (adete) başlayan kadındır.
Unutkan kadının üç durumu bulunur:
Adetin vaktini ve sayısını unutan kadın. Bu tür kadına fıkıh âlimleri “mütehayyira (şaşkın, unutkan)” ismini vermişlerdir.
Adetin sayısını unutan, vaktini ise hatırlayan kadın.
Adetin vaktini unutan, sayısını ise hatırlayan kadın.
Birincisi: Vaktini ve sayısını unutan bir kadın, her ay içerisinde altı ya da yedi gün oturur ve bu, onun için hayız vakti olmuş olur. Sonra gusül alır ve sonrası o bayan hakkında istihazeli (özür kanı) sayılmış olur, orucunu tutar ve namazını da kılar. Sonra kadın eğer ayını bilecek olur da bu ay bilinen aya ters düşecek olursa, bu aydan dolayı oturur. Eğer ayını bilmeyecek olursa bilinen aydan dolayı oturur; çünkü genellik arz eden budur.
Nitekim Cahş kızı Hamne hadisinde geldiği üzere Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) ona şöyle buyurmuştur:
“Altı ya da yedi gün, Yüce Allah’ın sana bildirdiği şeylerde kendini hayızlı say ve sonra da gusül al. Temizlendiğine kanaat getirdiğinde yirmi üç veya yirmi dört gün namaz kıl ve oruç tut. Zira bu sana yeter. Kadınlar nasıl hayız vaktinde hayız oluyorlar, temizlik günlerinde de temizleniyorlarsa, sen de her ay bu şekilde yap…”
Hadis, zahiri açıdan unutan bir bayan hakkındaki sabit hükmü vermektedir. Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) ona adetin temyizi hakkında bir soru sormamıştır. Çünkü kadının sözünün gelişinden anlaşılan onun, çokça kanının gelişi ve kanın niteliği hakkında soru sorduğudur. Bu yüzden de hakkında soru sormaya ihtiyaç bırakmamış olduğundan, kadının adet görüp görmediğini sormamış ve bu yönde de cevap vermemiştir. Zaten ortada buna ihtiyaç duyacak bir durum da olmamıştır; zira söz konusu durum meşhur olduğundan, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) o kadının bacısı olan Ümmü Habibe’ye bizzat bunu emretmiştir. Dolayısıyla geriye, kadının unutkan bir kadın olduğu kalmaktadır. Bir de kendi hayızı hakkında, miktarını, adetinin olup olmadığını ve de temayüz edip etmediğini de bilmemektedir. Bu durumda, genelde ilk defa adet gören bayanların adeti gibi bir duruma duçar olduğu şeklinde cevap verilmiştir.
İmam Şafii ise bu iki durumu (adet vaktini ve sayısını) unutan bir bayan hakkında; onun kesin anlamda hayızının olmayacağını ve tüm zamanı içerisinde şüphe bulunmuş olacağını, her namaz için gusül alacağını, namazını kılıp orucunu tutması gerektiğini, kocasına ise ilişki için yaklaşamayacağını belirtmiştir. Çünkü bu günler, o bayan hakkında bilinen günlerdir ve başkasına onları çevirmek mümkün olmayacağından ona ait tüm zamanı hakkında şüphe bulunan zaman olacağını ifade etmiştir. Bu kadın hakkında, bilgisinin zail olmasından dolayı, olan bir şeyin yok hükmünü almış olacağı şeklinde cevap verilmiştir.
Peki, kadın, her ayın başındaki günlerde oturacak mı yoksa araştırıp içtihad mı edecek? Bu konuda ise iki görüş vardır.
İkincisi: Vaktini değil de sayısını unutan bir kadın. Mesela hayız halinin, ayın ilk on gününde olduğunu bilen bir bayan gibidir; ancak sayısını bilmeyendir. Bu bayanın sayı takdiri, iki rivayetin en sahih olanına göre altı ya da yedi gün oturan bir bayanın durumu gibi olur. Ancak ayın ilk on gününde oturur, başkasında ise oturmaz.
Üçüncüsü: Sayısını değil de vaktini unutan bir bayan. Mesela hayız süresinin beş gün olduğunu bilen bir bayan, bundan dolayı her ay içerisinde oturur. İki görüşten kaynaklanan ihtilafa göre, ya başında iken oturur yahut da araştırması sonucu oturur.
Hayız vaktinin her ayın ilk on günü gibi bilinen günleri olduğunu bilecek olursa, sadece bu vakit içerisindeki günlerde oturur, başkasında ise oturmaz. Unutkan kadın (gerçek hayız gününden) başkasında oturduktan sonra hatırlayacak olursa, bu durumda asıl adetine geri döner. Çünkü bunu terk etmiş olması sadece unutkanlığı sebebiyle olmuştur ve bu da yok olup gitmiştir artık. Dolayısıyla bu süre zarfındaki orucunu yahut da namazını kaza da edecektir.