Kadının hayızı normal istikrar bulan bir adet şeklinde olduğu halde, sonrasında adeti dışı bir kan görecek olursa, iki rivayetten birisine göre bu hadise üç kez tekrar etmediği ya da diğer rivayete göre iki kere tekrarlamadığı sürece normal adet seyrinden çıkmamış sayılır. İmam Ahmed’den gelen rivayetlerin çoğuna göre üç defa tekrar etmediği sürece adetten çıkmış sayılmaz. Adeti kalmış, bu adet dönemi içerisinde kanı kesilmiş veyahut bir kısmı kesilmiş olsun, bunun yanında adetinden önce ya da sonra da kanı görmüş olsa fark etmez, iki ya da üç defa tekrar edene değin adet günleri içerisinde kendisi oturmaz. Şayet tekrar edecek olursa, bu durumda anlamış oluruz ki bu hayız intikal eden (geçiş yapan) bir hayızdır ve ona dönücüdür. Yani o zaman dilimi içerisinde namazını kılmaz ve orucunu da tutamaz, artık onun adet günleri girmiş demektir. Birinci adeti terk eder; çünkü diğer adetine intikal etmiş oldu. Söz konusu bu adet, o (ilk) adetinden daha çok olmuş oldu ya da başkasından olmuş oldu. Sonra içerisinde oruç tutmasını emrettiğimiz üçüncü defadaki tuttuğu farz orucunu kaza etmesi vacip olur. Çünkü tuttuğu ilk o orucu, hayız dönemi içerisinde tutmuş olduğunu anlamış oluruz. Bu zaman içerisinde kocası da kendisinden (cinsi) ilişki için uzak durması gerekir. Zira hayız olup olmadığından emin değiliz. Kadın, zaten ihtiyaten namaz kılıp, oruç tutmaktadır. Aynı şekilde cinsel teması da ihtiyaten terk etmektedir. Eğer hayızın en uzun süresini geçecek olursa, bu durumda kadın istihazeli olmuş sayılır ve hiçbir durumda adet günleri dışında da oturamaz.
Öne sürülen delil ise önceden geçmiş olan: “Hayız (müddetin normalde ne kadar devam ediyor ve) seni bekletiyor idiyse o müddetçe bekle, sonra gusül al ve namazı kıl.” hadîsidir. Çünkü kadına ait bir adeti vardır ve tıpkı istihazeli kadın örneğindeki gibi o, kendisine dönüvermiştir.
Ebû Hanîfe ise; adetinden önce görmüş olduğu şey (kan), iki defa tekrar etmediği sürece hayız olmaz, sonrasında görmüş olduğu hayız olur, demiştir.
İmam Şafiî: Hayız süresinin en fazlasını aşmadığı sürece hepsi hayızdır, demiştir.
el-Muvaffak (İbn Kudâme) ise şöyle der: Bana göre bu açıklama daha kuvvetlidir. Çünkü bazı kadınlar Hz. Âişe’ye, içinde sarı lekeli pamuk bulunan bir bez götürürlerdi de Hz. Âişe onlara: “Pamuğu beyaz göreceğiniz vakte kadar acele etmeyin.” derdi.
Bunun anlamı şudur: Kan kesilmedikçe gusül almada acele etmeyin ki o yerden tekrar dışarı çıkacak bir şey olmasın. Böylelikle ona bir pamuk parçası girmiş olsa, beyaz renkte çıkmış olsun. Şayet hayız olarak fazla (kan) adet şeklinde söz konusu olursa, bu durumda -kan akıcı da olsa- adetin kesilmesiyle gusül alması gerekmektedir. Çünkü şâri, hayıza dair kişinin vakıf olamayacağı birtakım hükümler koymuştur. Şu halde bayan, bilindiği üzere insanların uydukları örflerine müracaat etmelidir.
Kadınlar arasında oluşan bu adet ve örf ise şöyledir: Herhangi bir kadın, hayız kanı olduğuna dair bir kan görecek olursa, bunun hayız kanı olduğunu kabullenmelidir. Kadınların örfünde zikri geçen bu yönüyle nakle göre adete itibar etmek mevcut da olsa, kendisine hacet duyulmasının yanında gizlenmesini sürdürmek caiz olmaz.
Bu yüzdendir ki Ümmü Seleme: “Ben, Hz. Peygamber ile beraber bir aba içinde yatmış halde idim. Derken hayz oldum. Yavaşça sıyrıldım. Ve hayız elbisemi alıp giydim. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem): ‘Nifaslandın mı (yani adetin mi geldi)?’ diye sordu. Ben de: Evet, dedim. Bunun üzerine Allah’ın Elçisi beni çağırdı, ben de saçaklı kadifenin altında onunla beraber yattım.”
İşte Allah’ın Peygamberi, ona ne bunun adeti üzerine gelip gelmediğini sormuş ve ne de öncesinde adetinin gelip gelmediğini sormuştur. Bunun yanında ne Ümmü Seleme ona bunu söylemiş ve ne de bunu sormuştur. Dolayısıyla bu olay, sadece kanın çıkması sebebiyle hayızın gerçekleşmiş olduğuna delalet etmektedir.
Allah’ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem) de onun bu sözünü ikrar etmiştir. Aynı şekilde Hz. Âişe de Veda Haccı yılında umre yaparken hayız olunca, başkasıyla değil sadece kanın çıkması nedeniyle hayız olduğunu anlamıştı. Adetine dair bir şey zikretmediği gibi Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) de bu noktada ona bir şey sormamıştır. Zahiren anlaşıldığına göre hayız, ona adeti vaktinde gelmemişti. Çünkü Hz. Âişe bunu (hayızın zamansız gelmesini), bir türlü kabullenemedi ve bu durum ona oldukça ağır da gelmişti. Hatta kanı gelince ağladı ve: Bu sene hac yapmasaydım keşke, demişti.
Şayet normal adeti olsaydı, ne zaman geleceğini bilirdi ve o zaman zarfında da adet olurdu. Bu durumda bunu reddetmeyeceği gibi, bu ona ağır da gelmeyecekti. Eğer mezhebimizde zikredilen anlamda “adet” itibar edilmiş olsaydı, bu durumda Nebî (sallallahu aleyhi ve sellem) bunu ümmetine beyan etmiş olurdu, bunun açıklamasını ertelemezdi. Çünkü bilinmesi gereken bir konunun ertelenmesi caiz değildir. Gerek Allah’ın Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem)’in hanımları ve gerekse diğer tüm bayanların, her daim karşı karşıya geldikleri bu (önemli) konunun bilgisinden gafil olmaları da söz konusu olamazdı.
Buna rağmen Allah’ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem)’den adetin zikrine ve beyanına dair bir şey gelmiş değildir, başkası hakkında değil, yalnız istihazeli bayan hakkında buyruğu gelmiştir. Ama hayız olması muhtemel vakit içerisinde kanı gelen ve ardından da kanı kesilen temiz bir bayan hakkında, aslen adet olmuştur, şeklinde bir şey zikretmemiştir.
Bir de biz eğer adetten kaynaklanıp çıkan şeyin (kanın) tekrar ettiğini kabul etsek, hayız döneminde kanı görmelerine ve belirtilerin hayız olduğuna uygun olmasına rağmen bu durum, kadınların tam anlamıyla hayızdan uzak oldukları anlamına gelmiş olacaktır. Bu da adetin vaktinin her iki ya da üç ay zarfında tebeddül etmiş olacağı demektir ki, bu durumda da tam anlamıyla hayızdan beri olmuş anlamına götürecektir. Halbuki ortada buna dair bir yol yoktur.
Bu görüşe göre kadın, hayızın en fazla süresini aşmadığı sürece, adetinin öncesinde ve sonrasında kan görmüş olursa oturacaktır. Eğer bu süreyi taşacak olursa anlamış oluruz ki bu, istihaze kanıdır ve bu halde onu adetine çeviriveririz.