Ali b. İbrahim, babasından, o Osman b. Îsâ’dan, o kendisine rivayet eden birinden rivayet etti. Rivayeti aktaran kişi şöyle dedi:
Ebû Abdullah’a, “Allah’ın kitabında iki ayet vardır; onların gerçekleşmesini istiyor, fakat bulamıyorum.” dedim. Buyurdu ki: Bunlar nelerdir? Ben, “Allah’ın, ‘Bana dua edin, size cevap vereyim.’ buyruğudur (Mü’min 60); biz O’na dua ediyoruz, fakat icabet edildiğini görmüyoruz.” dedim. Buyurdu ki: Allah’ın vaadine aykırı davrandığını mı düşünüyorsun? Ben, “Hayır.” dedim. Buyurdu ki: Öyleyse bunun sebebi nedir? Ben, “Bilmiyorum.” dedim. Buyurdu ki: Ben sana haber vereyim: Allah’ın kendisine emrettiği şeylerde O’na itaat eden, ardından duanın usulüne uygun şekilde dua eden kimseye Allah cevap verir. Ben, “Duanın usulü nedir?” diye sordum. Buyurdu ki: Önce Allah’a hamdedersin, sana verdiği nimetleri anarsın, ardından O’na şükredersin, sonra Peygamber’e salât edersin, bundan sonra günahlarını anıp onları itiraf edersin, ardından da onlardan Allah’a sığınırsın; işte duanın usulü budur. Sonra, Diğer ayet hangisidir? diye sordu. Ben, “Allah’ın, ‘Her ne harcarsanız O onun yerine başkasını verir; O rızık verenlerin en hayırlısıdır.’ buyruğudur (Sebe 39); ben harcıyorum fakat karşılığını göremiyorum.” dedim. Buyurdu ki: Allah’ın vaadine aykırı davrandığını mı düşünüyorsun? Ben, “Hayır.” dedim. Buyurdu ki: Öyleyse bunun sebebi nedir? Ben, “Bilmiyorum.” dedim. Buyurdu ki: Sizden biri malı helal yoldan kazansa ve helal yere harcasa, harcadığı hiçbir dirhem yoktur ki onun yerine kendisine başkası verilmesin.