Ondan, Ahmed b. Muhammed, Muhammed b. Sinân ve Abdüla‘lâ’dan rivayet edildi. Abdüla‘lâ şöyle dedi: Ebû Abdullah’ın şöyle buyurduğunu işittim: “Bizim işimizi taşımak, yalnızca onu doğrulamak ve kabul etmek değildir; bizim işimizi taşımak, onu örtmek ve ehli olmayanlardan korumaktır. Onlara selamımı ilet ve de ki: Allah, insanların sevgisini kendisine çeken kula rahmet etsin; insanlara bildikleri şeyleri anlatın, inkâr edecekleri şeyleri ise onlardan gizleyin.” Sonra şöyle buyurdu: “Allah’a yemin olsun ki bize karşı savaş açan düşman, bizim adımıza hoşlanmadığımız şeyi konuşan kimseden bize daha ağır bir yük değildir. Bir kulda yayma huyu gördüğünüzde ona gidin ve onu bundan geri çevirin; sizden kabul ederse ne âlâ, yoksa onun üzerinde etkisi ağır olan ve sözünü dinlediği kimseyle ona yüklenin. Çünkü sizden biri bir ihtiyacını elde etmek ister de o iş görülünceye kadar onda ince davranır; öyleyse benim ihtiyacımda da kendi ihtiyaçlarınızda ince davrandığınız gibi ince davranın. Eğer sizden kabul ederse ne âlâ; yoksa onun sözünü ayaklarınızın altına gömün ve ‘O şöyle diyor, böyle diyor’ demeyin; çünkü bu bana ve size yüklenir. Dikkat edin, Allah’a yemin olsun ki benim söylediğimi söyleseydiniz sizin benim ashabım olduğunuzu kabul ederdim. İşte Ebû Hanîfe’nin ashabı vardır, işte Hasan-ı Basrî’nin ashabı vardır; ben ise Kureyş’ten bir adamım, beni Resulullah doğurmuştur, Allah’ın kitabını bilirim; onda her şeyin açıklaması, yaratılışın başlangıcı, göğün işi, yerin işi, öncekilerin işi, sonrakilerin işi, olmuş olanın işi ve olacak olanın işi vardır; sanki onu gözümün önünde görüyorum.”