Ahmed b. Muhammed, Muhammed b. Sinân’dan, o Yunus b. Yakub’dan, o Abdülaziz b. Nâfi’den rivayet etti. Dedi ki: Ebu Abdullah’ın yanına girmek için izin istedik ve ona haber gönderdik. O da bize: “İkişer ikişer girin.” diye haber gönderdi. Ben ve yanımdaki bir adam girdik. Adama: “Soru sormak için izin istemeni isterim.” dedim. O: “Evet.” dedi. Sonra ona şöyle dedi: “Sana feda olayım, babam Ümeyyeoğulları’nın esir aldıklarındandı. Bilirim ki Ümeyyeoğulları’nın ne haram kılma ne helal kılma yetkisi vardı; ellerindeki şeylerden azı da çoğu da onlara ait değildi, bu ancak size aittir. İçinde bulunduğum durumun geri verilmesini hatırladığımda, bu hâl neredeyse içinde bulunduğum aklımı bozacak kadar bana tesir ediyor.” Bunun üzerine ona: “Sen bundan dolayı helalsin; benden sonra senin hâlinde olan herkes de bundan dolayı helaldir.” dedi.
Kalktık ve çıktık. Muattib, Ebu Abdullah’ın iznini bekleyen oturan topluluğa bizden önce vardı ve onlara: “Abdülaziz b. Nâfi, benzeriyle hiç kimsenin nail olmadığı bir şeye nail oldu.” dedi. Ona: “O nedir?” denildi. O da bunu onlara açıkladı. Bunun üzerine iki kişi kalkıp Ebu Abdullah’ın yanına girdiler. Onlardan biri dedi ki: “Sana feda olayım, babam Ümeyyeoğulları’nın esirlerindendi. Sen de bilirsin ki Ümeyyeoğulları’nın bundan azı da çoğu da onlara ait değildi. Ben de beni bundan dolayı helal kılmanı isterim.” Dedi ki: “Bu bize mi ait? Bu bize ait değildir. Bizim helal kılma ve haram kılma yetkimiz yoktur.” İki adam dışarı çıktı. Ebu Abdullah öfkelendi. O gece yanına giren hiç kimse olmadı ki Ebu Abdullah söze önce başlayıp şöyle demesin: “Falana şaşmaz mısınız? Bana geliyor ve Ümeyyeoğulları’nın yaptığı şeyden beni kendisini helal kılmaya çağırıyor; sanki bunun bize ait olduğunu sanıyor.” O gece ilk iki kişi dışında hiç kimse az ya da çok fayda görmedi; çünkü onlar ihtiyaçlarını elde etmişlerdi.