"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Kafi 1313

Ebu Muhammed Hasan b. Ali’nin Doğumu
O, ramazan ayında doğdu. Başka bir nüshada ise iki yüz otuz iki yılında rebîülâhir ayında doğduğu bildirilmiştir. İki yüz altmış yılında, rebîülevvel ayından sekiz gece geçmişken cuma günü vefat etti. O sırada yirmi sekiz yaşındaydı. Sürremenreâ’da, babasının defnedildiği evde, kendi evinin içinde defnedildi. Annesi, “Hadîs” denilen bir ümmü veled idi; “Sevsen” olduğu da söylenmiştir.

Hüseyin b. Muhammed el-Eş‘arî, Muhammed b. Yahya ve başkaları şöyle dediler: Ahmed b. Ubeydullah b. Hâkân, Kum’da araziler ve haraç işlerinin başındaydı. Bir gün onun meclisinde Alevîler ve mezhepleri anıldı. O, çok şiddetli nasb sahibiydi. Bunun üzerine şöyle dedi:

“Sürremenreâ’da Alevîlerden Hasan b. Ali b. Muhammed b. Rızâ gibi; hâlinde, vakarında, iffetinde, asaletinde, kendi ehl-i beyti ve Haşimoğulları katındaki itibarı bakımından, onların yaş ve makamca büyük olanlarına onu öne geçirmeleri bakımından, aynı şekilde kumandanlar, vezirler ve halkın geneli nezdinde onun gibisini ne gördüm ne de tanıdım.

Bir gün babamın başında ayakta duruyordum. O gün onun halk için meclis günüydü. Derken perdedarları yanına girip, ‘Ebu Muhammed b. Rızâ kapıdadır’ dediler. Babam yüksek sesle, ‘Ona izin verin’ dedi. Onların babamın huzurunda bir adamı künyesiyle anmaya cesaret etmelerine şaşırdım. Çünkü onun yanında ancak halife, veliaht ya da sultanın künyeyle anılmasını emrettiği kimse künyeyle anılırdı.

Esmer, güzel boylu, güzel yüzlü, sağlam bedenli, genç yaşta, heybet ve vakar sahibi bir adam içeri girdi. Babam onu görünce ona doğru yürüyerek ayağa kalktı. Onun bunu Haşimoğullarından veya kumandanlardan hiç kimseye yaptığını bilmiyorum. Ona yaklaşınca onu kucakladı, yüzünü ve göğsünü öptü, elinden tuttu ve oturmakta olduğu seccadesine oturttu. Kendisi de onun yanına oturdu, yüzünü ona çevirdi, onunla konuşmaya başladı ve kendini ona feda edercesine sözler söyledi.

Ben gördüklerime şaşırmış haldeyken perdedar içeri girip, ‘Muvaffak geldi’ dedi. Muvaffak babamın yanına girdiğinde onun perdedarları ve özel kumandanları önden gelir, babamın meclisi ile evin kapısı arasında iki sıra halinde dururlardı; o girip çıkıncaya kadar böyle kalırlardı. Babam, özel gulamlarına bakıncaya kadar Ebu Muhammed’e yönelmiş halde onunla konuşmaya devam etti. O anda, ‘Dilediğin zaman, Allah beni sana feda etsin’ dedi. Sonra perdedarlarına, ‘Onu iki sıranın arkasından götürün ki bu adam, yani Muvaffak, onu görmesin’ dedi. O kalktı; babam da kalktı, onu kucakladı ve o gitti.

Babamın perdedarlarına ve gulamlarına, ‘Yazıklar olsun size! Babamın yanında künyesiyle andığınız ve babamın kendisine böyle davrandığı bu kimdir?’ dedim. Onlar, ‘Bu, Hasan b. Ali denilen, İbnü’r-Rızâ diye tanınan bir Alevîdir’ dediler.

Şaşkınlığım daha da arttı. O gün boyunca onun işi, babamın işi ve onda gördüklerim hakkında tedirgin ve düşünceli kaldım. Gece olunca, babamın âdeti yatsıyı kılmak, sonra oturup ihtiyaç duyduğu yazışmalara ve sultana arz edeceği şeylere bakmaktı. Namazını kılıp oturduğunda geldim ve önüne oturdum. Yanında kimse yoktu. Bana, ‘Ey Ahmed, bir ihtiyacın mı var?’ dedi. Ben, ‘Evet babacığım; izin verirsen sana onu soracağım’ dedim. ‘Sana izin verdim yavrum, istediğini söyle’ dedi.

Ben, ‘Babacığım, sabahleyin kendisine öyle saygı, ikram ve yüceltme gösterdiğini, kendini, anneni ve babanı ona feda ettiğini gördüğüm o adam kimdi?’ dedim. O, ‘Yavrum, o Râfızîlerin imamıdır. O, İbnü’r-Rızâ diye tanınan Hasan b. Ali’dir’ dedi.

Bir süre sustu. Sonra şöyle dedi: ‘Yavrum, eğer imamet Abbâsî halifelerinden kalkacak olsaydı, Haşimoğullarından bunu bu adamdan başka hiç kimse hak etmezdi. Bu adam, fazileti, iffeti, yolu, korunmuşluğu, zühdü, ibadeti, güzel ahlakı ve salihliği sebebiyle onu hak eder. Eğer babasını görseydin, heybetli, asil ve faziletli bir adam görürdün.’

Bunun üzerine tedirginliğim, düşüncem ve babama karşı öfkem arttı; ondan işittiğim şey ve onun hakkında söylediği sözler sebebiyle babamın yaptığını ve söylediğini daha da araştırmaya yöneldim. Bundan sonra tek gayretim onun haberini sormak ve işini araştırmak oldu. Haşimoğullarından, kumandanlardan, kâtiplerden, kadılardan, fakihlerden ve diğer insanlardan kime sorduysam, onu onların yanında en yüksek saygı, en büyük yüceltme, yüce makam, güzel söz ve bütün ehl-i beytine ve şeyhlerine karşı öne geçirilmiş halde buldum. Onun değeri benim yanımda büyüdü; çünkü onun hakkında güzel söz söylemeyen ve onu övmeyen ne bir dost ne de bir düşman gördüm.

Meclisinde bulunan Eş‘arîlerden biri ona, ‘Ey Ebu Bekir, peki kardeşi Cafer’in haberi nedir?’ dedi. O şöyle dedi: ‘Cafer kimdir ki onun haberini soruyorsun? Cafer, Hasan ile bir tutulur mu? O açıktan fısk işleyen, günahkâr, edepsiz, çok şarap içen, gördüğüm erkeklerin en değersizi, kendini en çok rezil edeni, hafif ve kendi içinde düşük bir adamdır.

Hasan b. Ali’nin vefatı sırasında sultanın ve adamlarının başına öyle şeyler geldi ki buna şaştım ve bunun olacağını sanmazdım. Şöyle ki: Hasan hastalanınca babama “İbnü’r-Rızâ hastalandı” diye haber gönderildi. Babam hemen bindi, hilafet sarayına koştu, sonra aceleyle geri döndü. Yanında Emîrü’l-müminîn’in hizmetçilerinden beş kişi vardı; hepsi onun güvenilir ve özel adamlarındandı, içlerinde Nahrîr de vardı. Onlara Hasan’ın evinden ayrılmamalarını, onun haberini ve hâlini öğrenmelerini emretti. Birkaç hekime haber gönderdi ve sabah akşam ona gidip gelmelerini, onunla ilgilenmelerini emretti.

Bundan iki veya üç gün sonra onun zayıfladığı bildirildi. Babam hekimlere evinden ayrılmamalarını emretti. Başkadıya haber gönderdi ve onu meclisine getirtti. Ona, arkadaşlarından dinine, emanetine ve veraına güvenilen on kişi seçmesini emretti. O da onları getirdi. Babam onları Hasan’ın evine gönderdi ve gece gündüz onun yanında kalmalarını emretti. O vefat edinceye kadar orada kaldılar. Bunun üzerine Sürremenreâ tek bir çığlık hâline geldi.

Sultan, onun evine adam gönderdi; evi ve odaları arandı, içindeki her şey mühürlendi. Çocuğunun izini aradılar. Hamileliği tanıyan kadınlar getirildi; cariyelerinin yanına girip onlara baktılar. Onlardan bazıları, orada hamile olduğu sanılan bir cariye bulunduğunu söyledi. Bunun üzerine o bir odaya kondu; Nahrîr el-Hâdim ve adamları ile yanlarında kadınlar ona vekil kılındı.

Sonra onun hazırlanmasına başladılar. Çarşılar kapatıldı. Haşimoğulları, kumandanlar, babam ve bütün insanlar onun cenazesine geldiler. O gün Sürremenreâ kıyamet gününe benziyordu. Onun hazırlanması bitince sultan, babama, İsa b. Mütevekkil’e haber gönderdi ve ona cenaze namazını kıldırmasını emretti. Cenaze namaz için konulunca Ebu İsa ona yaklaştı, yüzünü açtı; onu Alevî ve Abbâsî Haşimoğullarına, kumandanlara, kâtiplere, kadılara ve adalet sahiplerine gösterdi ve şöyle dedi: “Bu, Hasan b. Ali b. Muhammed b. Rızâ’dır. Kendi eceliyle, yatağında ölmüştür. Emîrü’l-müminîn’in hizmetçilerinden ve güvenilir adamlarından falan ve falan, kadılardan falan ve falan, hekimlerden falan ve falan onun yanında bulunmuştur.” Sonra yüzünü örttü ve taşınmasını emretti. Evinden, ortasından taşındı ve babasının defnedildiği odaya defnedildi.

Defnedilince sultan ve insanlar onun çocuğunu aramaya koyuldular. Evlerde ve konaklarda arama çoğaldı. Mirasının taksimini durdurdular. Hamile olduğu sanılan cariyeyi korumakla görevlendirilenler, hamileliğin asılsızlığı ortaya çıkıncaya kadar ondan ayrılmadılar. Hamilelik meselesi boşa çıkınca mirası annesi ile kardeşi Cafer arasında taksim edildi. Annesi onun vasiyetini ileri sürdü ve bu, kadı nezdinde sabit oldu. Sultan ise hâlâ onun çocuğunun izini arıyordu.

Bundan sonra Cafer babama geldi ve dedi ki: “Bana kardeşimin mertebesini ver; ben de sana her yıl yirmi bin dinar ulaştırayım.” Babam onu azarladı, ona ağır sözler işittirdi ve şöyle dedi: “Ey ahmak! Sultan, babanın ve kardeşinin imam olduklarını iddia edenleri bundan döndürmek için kılıcını çekti, fakat buna gücü yetmedi. Eğer sen babanın veya kardeşinin Şiîleri yanında imam isen, senin mertebelerini sana sultanın veya sultandan başkasının düzenlemesine ihtiyacın yoktur. Eğer onların yanında bu konumda değilsen, bizimle ona ulaşamazsın.”

Babam o sırada onu küçük gördü, zayıf buldu ve huzuruna alınmamasını emretti. Babam ölünceye kadar onun huzuruna girmesine izin vermedi. Biz ayrıldığımızda o hâlâ bu durumdaydı ve sultan Hasan b. Ali’nin çocuğunun izini aramaya devam ediyordu.’”

https://kutsalayet.de/kafi-1312/,https://kutsalayet.de/kafi-1314/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız