Ashabımızdan bir grup, Ahmed b. Muhammed’den; Ali b. İbrahim de babasından; hepsi Ebu Katâde el-Kummî’den; o Ebu Hâlid ez-Zübâlî’den rivayet etti.
Ebu Hâlid ez-Zübâlî şöyle dedi: Ebu’l-Hasan Musa, Mehdî’nin yanına ilk götürülüşünde Zübâle’ye indi. Onunla konuşuyordum. Beni kederli görünce bana, “Ey Ebu Hâlid! Neden seni kederli görüyorum?” dedi. Ben, “Nasıl kederlenmeyeyim? Sen şu tâğiyeye götürülüyorsun; sana ne yapacağını bilmiyorum” dedim. O, “Bana bir zarar yoktur. Şu ayın şu günü olunca ilk mil taşında beni karşıla” buyurdu. Benim tek derdim ayları ve günleri saymak oldu; nihayet o gün gelince mil taşına vardım. Güneş batmaya yaklaşıncaya kadar orada kaldım. Şeytan göğsüme vesvese verdi ve onun söylediği şeyde şüpheye düşmekten korktum. Ben böyleyken Irak tarafından gelen bir karaltı gördüm. Onları karşılamaya çıktım; bir de baktım ki Ebu’l-Hasan, kafilenin önünde bir katır üzerindeydi. Bana, “İşte, ey Ebu Hâlid!” dedi. Ben, “Buyur, ey Resûlullah’ın oğlu!” dedim. O, “Sakın şüphe etme; şeytan senin şüphe etmeni istedi” buyurdu. Ben, “Seni onlardan kurtaran Allah’a hamdolsun” dedim. O, “Benim onlara bir dönüşüm daha vardır; onlardan kurtulamayacağım” buyurdu.