Hüseyin b. Muhammed ve Muhammed b. Yahyâ, Cafer b. Muhammed’den, o Hasan b. Muâviye’den, o Abdullah b. Cebele’den, o İbrahim b. Halef b. Abbâd el-Enmâtî’den, o Mufaddal b. Ömer’den rivayet etti. Mufaddal şöyle dedi: Ebû Abdullah’ın yanındaydım ve evde yanında bazı insanlar vardı; ben onun bununla benden başkasını kastettiğini sandım. O şöyle dedi: “Dikkat edin, Allah’a yemin olsun ki bu işin sahibi sizden mutlaka gaybet edecek ve bu iş öyle sönükleşecektir ki ‘öldü, helak oldu, hangi vadiye gitti?’ denilecektir. Deniz dalgalarında geminin altüst edildiği gibi siz de mutlaka altüst edileceksiniz. Ancak Allah’ın ahdini aldığı, kalbine imanı yazdığı ve kendinden bir ruhla desteklediği kimse kurtulacaktır. Mutlaka birbirine benzeyen on iki sancak kaldırılacak, hangisinin hangisi olduğu bilinmeyecektir.” Bunun üzerine ağladım. O, “Seni ağlatan nedir ey Ebû Abdullah?” dedi. Ben, “Sana feda olayım, nasıl ağlamayayım? Sen, ‘Birbirine benzeyen on iki sancak kaldırılacak, hangisinin hangisi olduğu bilinmeyecek’ diyorsun” dedim. Onun meclisinde içeri güneş giren bir pencere vardı. O, “Bu açık mıdır?” dedi. Ben, “Evet” dedim. O şöyle dedi: “Bizim işimiz bu güneşten daha açıktır.”