Muhammed b. İsmail, Fazl b. Şâzân’dan; o da Safvân b. Yahyâ’dan; o da Mansûr b. Hâzim’den rivayet etti. Mansûr şöyle dedi:
Ebû Abdullah’a:
“Allah, yaratıkları vasıtasıyla tanınamayacak kadar yüce ve değerlidir. Aksine yaratıklar Allah sayesinde tanınırlar.” dedim.
Şöyle buyurdu:
“Doğru söyledin.”
Ben dedim ki:
“Kendisinin bir Rabbi olduğunu bilen kimsenin, o Rabbin rızası ve gazabı bulunduğunu da bilmesi gerekir. Onun rızası ve gazabı ancak vahiy veya bir resul aracılığıyla bilinebilir. Kendisine vahiy gelmeyen kimsenin ise resulleri araştırması gerekir. Onlarla karşılaştığında onların hüccet olduğunu ve kendilerine itaat etmenin farz olduğunu anlar.
İnsanlara şöyle dedim: ‘Allah Resulü’nün Allah tarafından yaratıkları üzerine hüccet olduğunu bilmiyor musunuz?’ Onlar da: ‘Evet.’ dediler. Ben: ‘Resulullah vefat ettiğinde hüccet kimdi?’ diye sordum. Onlar: ‘Kur’an.’ dediler.
Bunun üzerine Kur’an’a baktım ve gördüm ki Mürcie mensubu da, Kaderiyye mensubu da, hatta Kur’an’a inanmayan zındık bile onunla tartışıp insanlara karşı üstün gelmeye çalışıyor. Böylece anladım ki Kur’an ancak onu açıklayan ve koruyan bir sorumlu ile hüccet olabilir; onun Kur’an hakkında söylediği her şey hak olur.
Ben de onlara: ‘Kur’an’ın sorumlusu kimdir?’ dedim. Onlar: ‘İbn Mes‘ûd biliyordu, Ömer biliyordu, Huzeyfe biliyordu.’ dediler. Ben: ‘Kur’an’ın tamamını mı biliyorlardı?’ diye sordum. ‘Hayır.’ dediler. Bunun üzerine Kur’an’ın tamamını bildiği söylenebilecek Ali’den başka kimse bulamadım. Bir mesele ortaya çıktığında birisi ‘Bilmiyorum’, diğeri ‘Bilmiyorum’, bir başkası ‘Bilmiyorum’ derken bir kişi ‘Ben biliyorum’ diyorsa, ben şahitlik ederim ki Ali Kur’an’ın sorumlusuydu, ona itaat farzdı, Resulullah’tan sonra insanlar üzerine hüccetti ve Kur’an hakkında söylediği her şey haktı.”