Hüseyin b. Muhammed, Muallâ b. Muhammed’den; o da Muhammed b. Cumhûr’dan; o da Abdullah b. Abdurrahman’dan; o da Heysem b. Vâkıd’dan; o da Mukarrin’den rivayet etti. Mukarrin şöyle dedi:
Ebû Abdullah’ın şöyle buyurduğunu işittim:
“İbnü’l-Kevvâ, Emîrü’l-Müminîn’in yanına gelerek: ‘Ey Emîrü’l-Müminîn! “A‘râf üzerinde birtakım adamlar vardır ki herkesi simalarından tanırlar.” (A‘râf 46) ayeti hakkında ne dersin?’ dedi.
Bunun üzerine şöyle buyurdu:
‘Biz A‘râf ehliyiz; dostlarımızı simalarından tanırız. Biz, Allah Azze ve Celle’nin ancak bizi tanıma yolu ile tanındığı A‘râf’ız. Biz o A‘râf’ız ki Allah Azze ve Celle kıyamet günü bizi sırat üzerinde insanlara tanıtacaktır. Bizi tanıyan ve bizim de kendisini tanıdığımız kimse dışında hiç kimse cennete giremez; bizi inkâr eden ve bizim de kendisini reddettiğimiz kimse dışında hiç kimse cehenneme girmez.
Allah Tebâreke ve Teâlâ dileseydi kendisini kullarına doğrudan tanıtırdı; fakat bizi kendi kapıları, kendi sıratı, kendi yolu ve kendisine ulaşılan yüz kılmıştır. Kim bizim velâyetimizden yüz çevirir veya başkasını bize üstün tutarsa, işte onlar sırattan sapmış kimselerdir.
İnsanların tutunduğu şeyler bir değildir. İnsanların bir kısmı bulanık kaynaklara yönelmişlerdir; o kaynakların suyu birbirine karışıp durur. Bize yönelenler ise Rablerinin emriyle akan, tükenmeyen ve kesilmeyen berrak kaynaklara yönelmişlerdir.’”