"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Kafi 317

Ali b. İbrahim’in, Muhtâr b. Muhammed b. Muhtâr el-Hemedânî’den ve Muhammed b. Hasan’ın, Abdullah b. Hasan el-Alevî’den; her ikisinin de Feth b. Yezîd el-Cürcânî’den rivayet ettiğine göre Feth şöyle dedi:

Ebu’l-Hasan’ın şöyle buyurduğunu işittim:

“O Latîf’tir, Habîr’dir, Semî‘dir, Basîr’dir, Vâhid’dir, Ehad’dır, Samed’dir. ‘Doğurmamış ve doğurulmamıştır. Hiçbir kimse O’na denk olmamıştır.’ (İhlâs 3-4)

Eğer müşebbihelerin söyledikleri gibi olsaydı, yaratıcı yaratılmıştan, meydana getiren meydana getirilenden ayırt edilemezdi. Hâlbuki meydana getiren ile meydana getirilen aynı değildir. Bilakis O meydana getirendir. Cisim verdiği, suret verdiği ve var ettiği şeylerle kendisi arasında açık bir fark vardır. Çünkü hiçbir şey O’na benzemez ve O da hiçbir şeye benzemez.”

Ben:

“Evet, Allah beni size feda etsin. Fakat siz hem ‘Ehad’ ve ‘Samed’ dediniz hem de ‘Hiçbir şey O’na benzemez’ dediniz. Oysa Allah birdir, insan da birdir. Bu durumda birlik bakımından bir benzerlik ortaya çıkmış olmuyor mu?” dedim.

Bunun üzerine şöyle buyurdu:

“Ey Feth! Meseleyi yanlış yere götürdün. Allah seni sabit kılsın. Benzerlik ancak mânalarda söz konusu olur. İsimlerde ise aynı kelimenin kullanılması mümkündür ve bu isimler isimlendirilen varlığa delâlet eder. İnsan için ‘bir’ denildiğinde, onun tek bir beden olduğu ve iki beden olmadığı haber verilmiş olur. Fakat insanın kendisi gerçek anlamda bir değildir. Çünkü organları farklıdır, renkleri farklıdır. Renkleri farklı olan şey bir değildir. O, parçalara ayrılmış bölümlerden oluşur ve bu parçalar birbirine eşit değildir. Kanı etinden farklıdır, eti kanından farklıdır, sinirleri damarlarından farklıdır, saçı derisinden farklıdır, siyahlığı beyazlığından farklıdır. Bütün yaratılmışlar da böyledir.

İnsan isim bakımından birdir; fakat mânâ bakımından bir değildir. Allah Teâlâ ise birdir; O’ndan başka bir yoktur. O’nda hiçbir farklılık, ayrılık, artma ve eksilme yoktur. Buna karşılık yaratılmış, yapılmış ve çeşitli parçalardan meydana getirilmiş insan, farklı unsurlar ve değişik cevherlerden oluşmuştur; ancak bunların birleşmesi sebebiyle tek bir şey olarak adlandırılır.”

Ben:

“Allah beni size feda etsin! İçimi rahatlattınız, Allah da sizi ferahlatsın. Şimdi de ‘Latîf’ ve ‘Habîr’ isimlerini, ‘Vâhid’i açıkladığınız gibi açıklayınız. Ben O’nun latifliğinin yaratıklarının latifliğine benzemediğini biliyorum; fakat bunu bana ayrıntılı şekilde açıklamanızı istiyorum.” dedim.

Bunun üzerine şöyle buyurdu:

“Ey Feth! Biz O’na ‘Latîf’ dedik; çünkü O, latif yaratıkları yaratmıştır ve en ince şeyleri bilir. Allah seni muvaffak kılsın ve sabit tutsun. O’nun sanatının eserlerine bakmıyor musun? İnce yapılı bitkilere ve daha büyük bitkilere, ince yaratılışlı canlılara, küçük hayvanlara, sivrisineklere ve onlardan daha küçük yaratıklara bak. Öyle varlıklar vardır ki küçüklüklerinden dolayı gözler onları neredeyse seçemez; hatta erkek ile dişiyi, yeni doğanı eskisinden ayırt etmek bile mümkün olmaz.

“Biz onların bu derece küçük olmalarına rağmen birbirlerine bazı şeyleri anlatıp öğretmelerini, yavrularının kendilerinden neyi anlayabildiklerini, onlara yiyecek taşımalarını, sonra da renklerinin düzenlenmesini; sarılıkla beraber kırmızılığın, kırmızılıkla beraber beyazlığın bulunmasını ve yaratılışlarının küçüklüğü sebebiyle gözlerimizin onları neredeyse fark edememesini, gözlerimizin onları görememesini ve ellerimizin onlara ulaşamamasını gördüğümüzde, bu yaratılışın yaratıcısının Latîf olduğunu anladık. Çünkü O, bizim latif diye isimlendirdiğimiz bu yaratıkları herhangi bir tedaviye, araca veya alete ihtiyaç duymaksızın yaratmıştır. Hâlbuki herhangi bir şeyi yapan her sanatkâr onu mutlaka başka bir şeyden yapar. Allah ise Latîf olan, Celîl olan yaratıcıdır; yaratmış ve var etmiştir, fakat herhangi bir şeyden yaratmamıştır.”

https://kutsalayet.de/kafi-316/,https://kutsalayet.de/kafi-318/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız