Ahmed b. İdrîs’in, Hüseyin b. Abdullah’tan, onun Muhammed b. Abdullah, Musa b. Ömer ve Hasan b. Ali b. Osman’dan, onların da İbn Sinân’dan rivayet ettiğine göre İbn Sinân şöyle dedi:
Ebu’l-Hasan er-Rızâ’ya:
“Aziz ve celil olan Allah, mahlûkatı yaratmadan önce kendi zâtını biliyor muydu?” diye sordum.
Şöyle buyurdu:
“Evet.”
Ben:
“Peki kendisini görüyor ve işitiyor muydu?” dedim.
Şöyle buyurdu:
“Buna ihtiyaç duymuyordu. Çünkü kendisine soru soran ve kendisinden talepte bulunan biri yoktu. O, kendisidir; zâtı da kudretinin kendisidir ve kudreti her şeye nüfuz edicidir. Bu sebeple kendisini isimlendirmeye ihtiyaç duymazdı. Ancak başkalarının kendisine o isimlerle dua edebilmesi için kendisi adına isimler seçti. Çünkü bir isimle çağrılmazsa bilinmez. Kendisi için seçtiği ilk isim ‘el-Aliyyü’l-Azîm’dir; çünkü O bütün şeylerden daha yücedir. Bunun mânası Allah’tır. ‘el-Aliyyü’l-Azîm’ O’nun isimlerinin ilkidir. O, her şeyin üstündedir ve her şeyden yücedir.”