Muhammed b. Cafer el-Esedî’nin, Muhammed b. İsmail el-Bermekî er-Râzî’den, onun Hüseyin b. Hasan b. Burd ed-Dîneverî’den, onun Muhammed b. Ali’den, onun da Muhammed b. Abdullah el-Horasânî’den rivayet ettiğine göre Muhammed b. Abdullah el-Horasânî şöyle dedi:
İmam Rıza’nın hizmetkârı olarak bulunduğum sırada zındıklardan bir adam Ebu’l-Hasan’ın huzuruna girdi. O sırada yanında bir topluluk bulunuyordu. Bunun üzerine Ebu’l-Hasan ona şöyle dedi:
“Ey adam! Diyelim ki hak sizin söylediğiniz gibidir ve gerçekte de öyle olsun; bu durumda biz de siz de eşit olmaz mıyız? Namaz kılmamızın, oruç tutmamızın, zekât vermemizin ve iman etmemizin bize bir zararı olmazdı.”
Adam sustu.
Bunun üzerine Ebu’l-Hasan şöyle buyurdu:
“Fakat eğer hak bizim söylediğimiz gibiyse ve gerçekte de öyleyse, bu durumda siz helâk olmuş olursunuz, biz ise kurtuluşa ermiş oluruz.”
Adam:
“Allah sana rahmet etsin. Bana onun nasıl olduğunu ve nerede bulunduğunu açıkla.” dedi.
Bunun üzerine Ebu’l-Hasan şöyle buyurdu:
“Yazık sana! Bu düşünceye saplanmakla hata ettin. O, mekânı yaratandır; kendisi bir mekâna bağlı değildir. O, keyfiyeti yaratandır; kendisi bir keyfiyetle nitelenmez. Bu yüzden O, ‘nasıl’ sorusuyla bilinemez, ‘nerede’ sorusuyla tanınamaz; duyularla kavranamaz ve hiçbir şeyle kıyaslanamaz.”
Adam:
“Öyleyse duyulardan hiçbirisiyle algılanamıyorsa demek ki hiçbir şey değildir.” dedi.
Ebu’l-Hasan şöyle buyurdu:
“Yazık sana! Duyuların onu idrak etmekten aciz kaldığı için onun rabliğini inkâr ettin. Biz ise duyularımız onu kuşatmaktan aciz kaldığında, onun her şeyden farklı olan Rabbimiz olduğuna daha kesin şekilde inanırız.”
Adam:
“Öyleyse bana onun ne zaman var olduğunu söyle.” dedi.
Ebu’l-Hasan şöyle buyurdu:
“Sen bana önce onun ne zaman yok olduğunu söyle ki ben de sana ne zaman var olduğunu söyleyeyim.”
Adam:
“Peki onun varlığına delil nedir?” diye sordu.
Bunun üzerine Ebu’l-Hasan şöyle buyurdu:
“Kendi bedenime baktığımda onda boyunu ve enini artırmaya veya eksiltmeye gücümün yetmediğini, zararları ondan uzaklaştıramadığımı ve faydaları ona çekemediğimi gördüm. Böylece bu yapının bir kurucusu ve yaratıcısı bulunduğunu anladım ve onun varlığını kabul ettim. Ayrıca gök cisimlerinin dönüp durmasını, onların kudretle yönetilmesini ve yaratılışın düzenini gördüğümde de bu kanaatim daha da güçlendi Bulutların hareketini, rüzgârların farklı yönlere sevk edilişini, güneşin, ayın ve yıldızların belirli düzenler içinde akıp gitmesini ve bunların dışında gördüğüm daha nice açık ve hayret verici delilleri düşündüğümde, bütün bunların bir takdir edicisi, bir yaratıcısı ve bir düzenleyicisi bulunduğunu kesin olarak anladım.”