Muhammed b. Yahya’nın bazı ashabından ve Ali b. İbrahim’in babasından, onun Harun b. Müslim’den, onun Mes‘ade b. Sadaka’dan, onun da Ebu Abdullah’tan rivayet ettiğine göre; ayrıca Ali b. İbrahim’in babasından, onun İbn Mahbûb’dan naklettiği rivayette Ebu Abdullah, Emîru’l-Mü’minîn’den şöyle rivayet etmiştir:
“Allah katında yaratılmışların en nefret edileni iki kişidir.
Birincisi, Allah’ın kendi hâline bıraktığı kişidir. O, doğru yoldan sapmıştır; bid‘at sözlerine gönlünü kaptırmıştır. Oruç ve namaza düşkün görünür. Bu sebeple kendisine aldananlar için bir fitne olur. Kendisinden önceki doğru yol sahiplerinin hidayetinden sapmıştır. Hayatında da ölümünden sonra da kendisine uyanları saptırır. Başkalarının günahlarını yüklenir ve kendi günahına da rehin kalır.
İkincisi ise insanların cahilleri arasında cehalet toplamış olan kimsedir. Fitnelerin karanlıkları içinde kalmıştır. İnsan suretindeki bazı kimseler ona ‘âlim’ adını vermişlerdir; hâlbuki bir gün bile gerçek ilimle yaşamamıştır. Sabah erkenden çıkıp, azı çoğundan daha hayırlı olan şeyleri terk ederek değersiz bilgileri çoğaltmaya çalışır. Nihayet bozulmuş ve kokmuş bir sudan kana kana içmiş, faydasız şeyleri biriktirmiştir.
Sonra insanların arasına oturur ve başkalarına karışık gelen meseleleri çözmeyi üzerine alan bir hâkim kesilir. Kendisinden önce hüküm vermiş bir hâkime muhalefet ettiğinde, kendisinden sonra gelecek bir başkasının da kendi hükmünü bozmasından emin olamaz; tıpkı kendisinin öncekilerin hükmünü bozduğu gibi. Kendisine kapalı ve zor meselelerden biri geldiğinde, kendi görüşünden birtakım şeyler uydurur, sonra da kesin hüküm verir.
O, şüphelerin karmaşası içinde örümcek ağı gibi dolaşır. İsabet mi etti, hata mı etti bilmez. Kendisinin bilmediği şeylerde ilmin bulunabileceğini düşünmez. Ulaştığı görüşün ötesinde başka bir hakikatin olabileceğini kabul etmez. Bir şeyi başka bir şeyle kıyasladığında kendi kanaatini yalanlamaz. Bir mesele karanlık ve kapalı kaldığında, cahilliğinin farkında olduğu için onu gizler; kendisine ‘bilmiyor’ denilmesinden korkar. Sonra da cesaret göstererek hüküm verir.
O, körlüklerin anahtarıdır; şüphelerin binicisidir; cehaletlerin içine dalıp çıkan biridir. Bilmediği şeyi itiraf edip kurtulmaz; ilme sağlam bir şekilde sarılıp kazanç elde etmez.
“Onun yüzünden miraslar ağlar, dökülen kanlar feryat eder. Onun verdiği hükümlerle haram olan namuslar helâl sayılır, helâl olan namuslar da haram sayılır. Kendisine getirilen meselelerden çıkış yolu gösterebilecek yeterlilikte değildir. Üstlendiği görevi yerine getirmeye ehil olmadığı hâlde, hakkın ilmini bildiğini iddia eder.”