Abdullah b. Yûsuf bize rivayet etti. Leys bize rivayet etti. Ukayl bana rivayet etti. İbn Şihâb’dan:
İbn Şihâb dedi ki:
Mâlik b. Evs en-Nasrî bana haber verdi. Muhammed b. Cübeyr b. Mut‘im de bana bununla ilgili bir şey anlatmıştı. Ben Mâlik’in yanına girdim ve ona sordum. Mâlik dedi ki:
Ömer’in yanına girmek üzere yola çıktım. Kapıcısı Yerfâ geldi ve:
“Osman, Abdurrahman, Zübeyr ve Sa‘d (içeri girmek için) izin istiyorlar; izin verir misin?” dedi.
Ömer:
“Evet.” dedi.
İçeri girdiler, selam verdiler ve oturdular.
Sonra (kapıcı):
“Ali ve Abbas için de izin verir misin?” dedi.
Ömer ikisine de izin verdi.
Abbas dedi ki:
“Ey müminlerin emiri! Benimle şu zalim arasında hüküm ver!”
Birbirlerine ağır söz söylediler.
Oradaki topluluk—Osman ve arkadaşları—dedi ki:
“Ey müminlerin emiri! Aralarında hüküm ver; birini ötekinden kurtar.”
Ömer dedi ki:
“Acele etmeyin. Sizi, izniyle gök ve yerin ayakta durduğu Allah adına soruyorum: Allah’ın Elçisi’nin ‘Biz miras bırakmayız; geride bıraktığımız sadakadır’ dediğini biliyor musunuz?”
(Bununla) Allah’ın Elçisi’nin kendisini kast ediyordu.
Topluluk:
“Bunu söyledi.” dedi.
Ömer, Ali ve Abbas’a döndü ve dedi ki:
“Sizi Allah adına soruyorum: Allah’ın Elçisi’nin bunu söylediğini biliyor musunuz?”
İkisi de:
“Evet.” dedi.
Ömer dedi ki:
“O hâlde size bu işi anlatayım: Allah, bu mal konusunda Elçisi’ni, başkasına vermediği bir şeyle özel kıldı. Çünkü Allah şöyle buyuruyor: ‘Allah’ın, onlardan Elçisi’ne fey olarak verdiği şey…’ ayeti.
Bu, Allah’ın Elçisi’ne özel idi. Sonra Allah’a yemin ederim ki o, bunu sizden ayrı tutmadı, size karşı bununla tek başına üstünlük de taslamadı. Aksine onu size verdi, aranıza dağıttı. Nihayet bu mal kaldı.
Peygamber bu maldan ailesine bir yıllık nafaka ayırırdı; sonra kalanı alır, Allah malı gibi (kamu malı gibi) değerlendirirdi. Peygamber hayatta olduğu sürece böyle yaptı.
Sizi Allah adına soruyorum: bunu biliyor musunuz?”
Topluluk:
“Evet.” dedi.
Sonra Ali ve Abbas’a:
“Sizi Allah adına soruyorum: bunu biliyor musunuz?” dedi.
İkisi de:
“Evet.” dedi.
Ömer devam etti:
Sonra Allah, Peygamber’ini vefat ettirdi. Ebû Bekir:
“Ben Allah’ın Elçisi’nin velisiyim (işlerini üstlenenim).” dedi.
Ebû Bekir bu malı devraldı ve Allah’ın Elçisi’nin bu malda yaptığı gibi yaptı.
Siz ikiniz o sırada—(burada Ali ve Abbas’a dönerek)—Ebû Bekir hakkında şöyle böyle zannediyordunuz. Oysa Allah bilir ki o, doğru sözlü, iyilik sahibi, olgun, hakka tâbi biriydi.
Sonra Allah, Ebû Bekir’i vefat ettirdi. Ben de:
“Ben Allah’ın Elçisi’nin ve Ebû Bekir’in velisiyim.” dedim.
İki yıl onu devraldım; Allah’ın Elçisi ve Ebû Bekir nasıl yaptıysa öyle yaptım.
Sonra ikiniz bana geldiniz; sözünüz bir, işiniz birdi: Sen (Abbas) bana kardeşinin oğlundan (yani yeğeninden) payını sordun. Şu da (Ali) bana karısının babasından payını sordu.
Ben de:
“İsterseniz onu size devredeyim; ancak Allah’ın ahdi ve misakı üzerinize olsun: Allah’ın Elçisi’nin yaptığı gibi, Ebû Bekir’in yaptığı gibi ve ben yönetimi üstlendiğimden beri yaptığım gibi onda siz de iş göreceksiniz. Yoksa bu konuda benimle konuşmayın.” dedim.
Siz de:
“Bu şartla bize devret.” dediniz.
Ben de bu şartla size devrettim.
Sizi Allah adına soruyorum: bu şartla onlara devrettim mi?”
Topluluk:
“Evet.” dedi.
Ömer, Ali ve Abbas’a yönelip dedi ki:
“Sizi Allah adına soruyorum: bu şartla size devrettim mi?”
İkisi de:
“Evet.” dedi.
Ömer dedi ki:
“Peki benden bunun dışında bir hüküm mü istiyorsunuz? İzniyle gök ve yerin ayakta durduğu Allah’a yemin ederim ki kıyamet kopuncaya kadar bunun dışında bir hüküm vermeyeceğim. Eğer siz bu işi yürütemezseniz onu bana geri verin; ben sizin yerinize yeterim.”