"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Zafer (elde etme) konusu

Bir adamın başkası üzerinde hakkı olur, o da bunu ikrar eder ve onu vermeye koyulursa, o vakit -ilim ehli arasında ihtilafsız olarak- bu maldan diğerinin kendisine vermesi dışında onun bu malda alma hakkı yoktur. Hakkını almaya muktedir olsa dahi, izni olmadan bu maldan alacak olursa, onu geri iade etmesi gerekir. Çünkü kendi hakkı türünden sayılsa dahi zaruret olmadığı halde karşısındakinin tercihi olmadan malından bir şeyi alması caiz değildir. Zira insanın kimi zaman eşyanın kendisi hakkında güttüğü bir maksadı olur ve onu telef ettiği vakit veya kendisi telef olduğu zaman onun zimmetinde olan bir borç olarak kalır. Bu durumda onun zimmetinde sabit olarak kalan -mezhebimizin kıyasına göre- kısas şeklinde hakkı türünden sayılmış olur. Bu, Şafii mezhebinin de meşhur görüşünü oluşturur.

Ertelemesi ve zorda kalması gibi mübah bir durumdan sebep ona bir engel olursa, o zaman -ihtilafsız olarak- bundan bir şey alması caiz olmaz. Alacak olursa, elinde kaldığı sürece onu geri iade emesi, harcamışsa da onu tazmin etmesi icap eder. Burada onu karşılıksız olarak alması söz konusu olamaz. Çünkü kendisine ait olan borcu -öncekinin tersine- hiçbir surette alması hakkı değildir. Haksız olarak ona dair bir engel meydana gelir ve hakimden yahut devlet başkanından söz konusu haktan halas olduğu takdir edilmiş olmazsa, o vakit yine izni olmaksızın onu alması caiz olmaz. Çünkü bu durumda onun yerine geçen kişinin hakkını icra etmeye muktedir sayılmış olur. Bu açıdan onun yerine vekalet eden kişinin hakkını icra etmeye muktedir sayılmış gibi kabul edilir. Yanında beyyinesinin olmamasının yanında bir de o kişiye karşı çıkmış iken buna muktedir değilse veya muhakeme olmaya icabet etmemiş olur ve kendisi de buna zorlanmamış vb. olursa, mezhebimizin meşhur görüşüne göre o vakit ondan hakkı kadarını alması söz konusu olmaz. Bu, aynı zamanda İmam Malik’ten gelen iki görüşten de birisidir. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Emaneti, emin olduğuna güvendiğin kişiye teslim et ve (emanetinde) sana hıyanet edene karşı sen asla hainlik yapma.”

Öyleyse bilgi sahibi olmadan onun malından hakkı kadar da olsa alacak olursa, ona hainlik yapmış demektir. Böylece hadisin genel hükmüne de dahil olmuş olur. Nitekim hakkı türünden olmaksızın bir şey almış olursa, o zaman bu, razı olmadan icra edilen bir muavaza sayılmış olur. Hakkı türünden almış olursa, sahibinin rızası olmadan hakkını tayin etmesi doğru değildir; çünkü tayin etmek sahibinin hakkıdır.

İbn Akil der ki: Muhaddis arkadaşlarımız bunu almanın caizliğine dair mezhep içerisinde Hind hadisini gerekçe göstermişlerdir. Ebu’l Hattab der ki: Bize göre, bu malı alması caiz olur. Eğer takdir edilen mal hakkı cinsinden olursa, o miktarı kadarını alır. Cins ve türünden olmazsa, araştırır ve ölçüsünü bulmaya çalışır. Bunun (hükmü de) Hind hadisinden alınmıştır.

Rehin bırakılan deve (eşya vb.) hakkında İmam Ahmed şöyle demiştir: Ona biner ve sütünü sağıp miktarının bedelini de öder. Kadın da bu hükme dahildir. Eşyalar satan bir kişi de müflisin malından rızası olmadığı halde alıp onları satması halinde aynı hükme dahil olur.

İmam Şafii ise: Bir beyyine sunması şeklinde hakkını temize çıkartması mümkün olmazsa, o vakit hakkı türünden olsun veya olmasın ondan hakkı kadarıyla alır. Eğer beyyine sunması şeklinde hakkını temize çıkartması mümkün olursa, bu noktada iki görüş gelmiştir, demiştir. İmam Malik’in mezhebinde gelen meşhur görüşe göre başkasının üzerinde borcu yoksa o zaman hakkı kadarını ondan alır. Ama başkası üzerinde borcu olursa, o vakit alması caiz değildir. Çünkü iki taraf da iflas etmesi halinde onun bu malı üzerinde pay sahibidirler.

Ebu Hanife der ki: Mal ayni, varak (gümüş para) veya hakkı cinsinden olursa, o zaman ondan hakkı kadarını alma hakkı doğar. Ama mal araz (ticaret eşyası) olursa, bu caiz olmaz. Çünkü arz’ın alınması onun hakkında karşılıklı ivaza bağlıdır; zira ivazın caiz olması için de tarafların karşılıklı ivaz için bundan razı olmaları şarttır.

Şüphesiz bu malı almaya cevaz verenler Hind hadisini gerekçe göstermişlerdir. Nitekim kendisi Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in yanına girerek: “Ey Allah’ın Resulü! Gerçekten Ebu Süfyan cimri bir adamdır. Bana, kendime ve oğullarıma yetecek kadar nafaka vermiyor…” dedi. Bunun üzerine Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem): “Onun malından iyilikle sana ve oğullarına yetecek kadar al.” buyurdular. İzinsiz olarak kocasının malından yetecek kadar almaya dair karısına cevaz verdiğine göre, başka bir erkek üzerinde alacak hakkı olan bir erkeğin durumu da caiz olur, demektir.

el-Muvaffak şöyle demiştir: Hind hadisine gelince, İmam Ahmed bu bağlamda karının her vakit kocası üzerindeki vacip olan (nafaka) hakkının mazeretini öne sürmüştür. Bir tür işarette bulunarak, her daim karı-kocanın söz konusu muhakeme olmalarının ve her gün vacip olan nafakada baş gösterebilecek bir husumetin söz konusu olması hasebiyle bir tür zorluğun bu diğer konuyla farklı olacağını ifade etmiştir. Zira borç konusu bundan farklıdır… Bunun yanında iki fark daha vardır:

Birincisi: Yabancı kimsenin tersine kadının, kocasının malında adet üzere geniş imtiyazları bulunur ve hakkını mübah manada almasını etkilemez, maruf şekilde bu malı alır ve harcamada bulunur.

İkincisi: Nafaka ile kasdedilen nefsi idame ettirmesi ve yaşamın devamını sağlamasıdır. Dolayısıyla nafaka olmadığından sabır gösterilmesi zordur ve terk edilmesine imkan yoktur. Öyleyse -borcun tersine- nafakanın bu ihtiyacı bertaraf etmesi için alınması caiz olur. Hatta şöyle deriz: Eğer nafaka geçmişte söz konusu olmuşsa, kadının onu alma hakkı yoktur. Velev ki kadının kocası üzerinde başka bir borcu olmuş olsa da bir kimsenin ondan alacağı olsa, o vakit onu erkek alıverir.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/ev-esyalarinda-kari-kocanin-anlasmazlik-yasamasi/,https://kutsalayet.de/itk-nedir/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız